Zekâ Akıl Yetenek Ahlâk

Yazarlar

 Bilinen bir fıkrayı tekrarla başlayalım:

Bir papaz, bir sarhoş ve bir mühendis giyotinle ölüm cezasına çarptırılır, önce papaz infaz edilecektir…

Cellât, papaza sorar:

— İnfaz edilirken yukarı mı, aşağı mı bakmayı tercih edersin?

Papaz cevap verir:

— Yukarı bakmak isterim, en azından ölürken yüzüm tanrıya dönük olur.

Papazın isteği yerine getirilir, giyotin bıçağı havaya kaldırılır ve bırakılır.

Bıçağın hızı kesilir ve tam papazın boynuna santimetreler kala duruverir! …

Bu tanrıdan bir işaret olarak görülür ve papaz serbest bırakılır.

Sıra sarhoşa gelir.

Bir umutla sarhoş da yukarı dönük olmak istediğini söyler.

Aynı şekilde giyotin bıçağı tam sarhoşun boynuna yaklaşmışken yavaşlar ve durur.

Bu da tanrının bir işareti olarak kabul edilir ve sarhoş da serbest bırakılır.

En son sıra mühendistedir, mühendis de yukarı dönük infaz edilmek istediğini söyler.

Tam bıçak havaya kalkmışken mühendis bağırır:

— Durun bir saniye, bıçaktaki sorunun nerede olduğunu anladım!

Hatırladınız değil mi?

Descartes’e göre akıllı olmak bir şey değil, önemli olan o aklı yerinde kullanmaktır.

Zekâ, olaylar karşısında akıllı tavır almayı bilme kapasitesi ve hızıyla açıklanıyor.

“Zekâ, nar ayva portakal gibi geç renk ve koku veren bir sonbahar ürünüdür” diyen Ahmet Haşim, bize göre Descartes’i tamamlıyor.

A.N. Whitehead “Dialogues-1954” adlı eserinde bu yönde hayli iddialı tespitlerde bulunur.

Bir diğer bilinen fıkrada, zekâ akıl yetenek üçlemesi, daha da ilginçtir:

Arabasının lastiği tam tımarhanenin önünde patlayan adam, kenara zar zor yanaşır.

Kriko, stepne, bijon anahtarı ve tekeri söker.

Ama söktüğü somunların dördü de yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer.

Mazgal açılır gibi değil! …

Somunlar görünmüyor bile!

Adam bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz kaldırıma çöker.

Olayı en başından beri akıl hastanesinin demir parmaklıklı penceresinden izleyen deli, seslenir:

— Ula salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?

— Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken somunları mazgala düşürdüm.

— Düşündüğün şeye bak, diğer lastiklerden birer tane çıkar, hepsi 3 olsun, seni lastikçiye kadar idare eder.

Adam hemen denileni yapar.

Ve akıl hastanesindeki deliye seslenir:

— Senin ne işin var tımarhanede?

Cevap müthiştir;

— Biz burada delilikten yatıyoruz kardeşim, “salaklıktan” değil! …

“Dehada az çok delilik bulunmalıdır” diyen Platon’un öğrencisi Aristoteles’tir.

Antik çağın bu filozoflarının düşüncelerini daha da açan Descartes, 1628’den itibaren, Batı düşüncesini altüst eden bir felsefe sistemi kurdu.

Her şeyi birden büsbütün siler Descartes, tek bir şeyden emindir; “düşüncenin varlığı”… Buradan hareketle, evrenin açıklamasını yapar.

Metot üzerine hep karmaşıktan basite inerek, gerçeği kuşatmaya yarayacak kuralları bir-bir sayar. “Sağduyu, dünyada en iyi bölüştürülmüş şeydir” diyerek, her tür araştırmanın pratik niteliği üzerinde ısrarla durur.

Ona göre en önemli bilimlerden;

  • Mekanik; insanlara yardım edecek makineleri yapma sanatı,
  • Tıp; vücudu ve ruhu tedavi etme sanatı,
  • Ahlâk; mutlu yaşama sanatıdır.

Diyeceğimiz odur ki;

Ortalık tozdan dumandan geçilmezken, durup bir daha düşünmekte yarar var sanırım.

__________ / ___________

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir