Üzme Kendini

Yazarlar

Biliyorum, deyip geçiştiremedim;

Pencereye bakmakla, pencereden bakmak bir değildir.

Pencereye bakan su lekelerini görür.

Pencereden bakan ise var olma nedenini…

Herkes güneşi, penceresinin büyüklüğü kadar alıyor.

Düşüncelerini, Mu Uygarlığına ait günümüzden yaklaşık on beş bin yıl önce yazıldığı iddia edilen Naacal Tabletlerine de işleyen insan, var olma nedenini sürekli olarak sorgulamış, inançlarını da katarak anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmış.

Mu Uygarlığının devamı olarak kabul edilen Mısır Uygarlığının, günümüzden beş bin yıl önce yaptığı Keops, Kefren ve Mikerinos Piramitlerinin gölgesinde insan, neden var olduğu sorusuna yanıt bulmak için çabalamış durmuş.

Binlerce yıl sonra keşfedilebilmiş onlarca “bilinmeyene” rağmen aynı soruyu; neden var olduğunu tekrar-tekrar sormuş, derin ve sistemli düşünmeyi öğrenmiş, adına “felsefe” demiş.

İnsan bu düşünme ve araştırma sürecinde, hedefine ulaşabilmek için yaşamını kolaylaştıracak araçları bulma yolunda da ilerlemiş. Geçen binlerce yıllık süre içinde tek-tek birikenler, bilgiyi oluşturmuş, bu bilgiler zaman içinde elle tutulur, gözle görülür dönüşümler yaratmış, teknoloji oluşmuş.

İçinde bulunduğumuz süreçte, teknolojinin geleceği hızla oluşmaya devam ediyor…

Kocaman sandığımız Dünya, minik bir toplu iğne başıysa;

Biz bu evrende toplu iğne başı kadar Dünya’nın içinde, ne büyüklükte bir canlıyız?

Sorunlarımızın büyüklüğü bu evrende ne ifade ediyor?

Dünya, “Samanyolu” olarak adlandırılan gezegenler topluluğu içindedir.

Samanyolu, evrende bulunan milyarlarca galaksiden sadece biridir.

Kaldı ki Samanyolu, kendi içinde milyarlarca güneş sisteminden oluşmaktadır.

İçinde bulunduğumuz güneş sistemi belki de Samanyolu galaksisinin en ücra köşesinde kalmış, belki de en unutulmuş parçalarından biridir! …

Yaşamın bilinen ilk çağında insan, Dünya’nın zor doğal koşulları içinde yaşam mücadelesi vermiş.

Bu döneme ilişkin bulgular, yaşanılan dönemleri “Taş Devri ve Maden Devri” olarak adlandırmamıza neden olmuş.

Yontma Taş Döneminde ve Cilâlı Taş Döneminde insan, Dünya üzerindeki yaşamını sürdürebilmek için yararlanabileceği diğer canlıları yakalamak amacı ile sopadan taştan araçlar yapmış.

Çok daha sonra ATEŞİ kullanarak madenleri işlemiş, yaşamını ve gelişimini sürdürmüş.

İnsan yaşamını tümü ile etkileyen bu dönüşümler “Çağ” olarak adlandırılmış.

ÇAĞ kavramı, insanlık tarihinde yaşanan büyük aşamaları tanımlıyor.

İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ…

Bu tanım 17’nci yüzyıldan beri Avrupa Tarihi söz konusu olduğunda kullanılmış.

ÇAĞ kavramı, genellikle insanların zihninde biçimlendiği için kesin başlangıç ve bitiş noktalarından söz edilemez, sanaldır.

Ancak, tarih kitaplarında insanlık yaşamını tümü ile etkileyen noktalar ÇAĞLARIN BAŞLANGICI olarak adlandırılır; Ay’a gidiş gibi…

İnsan, üzerinde yaşadığımız Dünya gezegeninin ve Güneş sistemini oluşturan tüm gezegenlerin bilinen en akıllı canlısıdır.

İnsanı diğer canlılardan farklı kılan en önemli özelliği aklı ve yeteneğidir.

Bilinen ya da tahmin edilen insanlık tarihi Milattan Önce 50’nci BİN yıllarına kadar uzanır. Bu döneme ilişkin fosil kalıntılar, çizgiler ve efsaneler günümüze kadar gelmiştir.

Canlıların ve insanların yeryüzünde varoluşlarına ilişkin çeşitli yaklaşımlar ve inanışlar vardır. İnsan, Milattan Önce 4’üncü BİN yılına denk gelen çağda dev adımlar atmaya başlamış ve yeryüzünde geçmişi bilinen bir insanlık tarihi bundan itibaren oluşabilmiş, derken;

Göbeklitepe, tüm bu bilinenlere yeni bir boyut kazandırarak insanlığın son altı bin yıllık geçmişini 12 bin yıl öteye taşıdı.

Önceki dönemlere ilişkin ise çeşitli düşünceler vardır.

Bu düşüncelerin temelinde, tüm kutsal kitaplarda ve semavî dinlerin ortaya çıkışından önceki dönemlere ilişkin antik yapıtlarda anlatılan olaylar yatar.

Bunlardan “Büyük Tufan Efsanesi”, “Kıyamet Tanımlanışı” geçmişe yönelik düşüncelerin ve insanlığın varoluş olgusunun büyük bir merakla araştırılmasına neden olur.

Şimdi zihnimizi bu konu üzerine yoğunlaştıralım…

İnternetten ulaşabilirsiniz; şu fotoğrafa bir göz atalım:

Oradan toplu iğne başı kadar küçücük, masmavi gözüküyor Dünya’mız.

Şu küçücük mavi nokta içinde ne olduğunuzu ve aslında bir “hiç” olduğunuzu rahatlıkla düşünmez misiniz?

BİZ BU EVREN İÇİNDE NE KADAR ÖNEMLİYİZ?

Bizi üzen şeyler ne kadar önem taşıyabilir?

Kendimizi basit problemlerle mutsuz etmenin bir âlemi var mı, yok!

Öyleyse haydi, kalkın ve hayata doğru yürüyün, siz değişin göreceksiniz dünya değişir.

__________ / __________

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir