Tartışmak kavga değildir

Ahmet Ak-

Bugün üniversite, lisenin bir devamı gibi algılanıyor. Üniversite bir meslek edindirme kurumu olarak görülüyor. Bu anlayış, hayata faklı bir bakış açısı ile yaklaşma konusunda yeni bir heyecan, coşku ve isteklendirme yaratmıyor.

Üniversite bir bilim ve felsefi tartışma ortamı olarak görülmelidir öncelikle…

Kendini geliştirme, sosyalleşme, geleceği şekillendirme olgusu ailede işlenmesi gerekirken bunu göremiyoruz. Bunun yanı sıra tartışma alışkanlığının olmaması, bilgi ve düşünce üretme sürecine bir katkı sağlamıyor.

Bu eksik yanımız, hayata hazırlık niteliğinde olması gereken lise yıllarımızda dil bilgisi yanında, tarih, felsefe, sosyoloji, psikoloji derslerinin gereği gibi verilmemesinden kaynaklanıyor.

Özellikle tarih bilinci, her konuda geçmişi bilmek ve geçmişten geleceğe akış sağlamak, hem farkında olmak, hem de düşünsel derinlik yaratacaktır.

Bütün etkilerin üstüne çıkarak özgür düşünebilmek hem özgüveni artırır, hem yepyeni gelecekler sağlar.

Günümüzde hayatın zorluğu, insan ilişkilerinde derin arızalar yaratmaktadır.     Rüzgârın estiği yöne göre hareket etmek, küçük çıkar, makam ve mevkiler için inanmadığı süreçlere girmek sahibine şeref vermiyor ve omurgayı başından zedeliyor. Omurgalı davranmak, durduğu yeri bilmek ve oradaki duruş ancak sahibine saygınlık kazandırır. Güç kimde ise ona göre yön almak, güç sahiplerine hizmet etmek, daha yüksek makamlara gelmeyi sağlayabilir ancak insanlık tarihi, çıkarları için her türlü yanlışı kabul eden kişilerin özgür olamadıklarını ve kendilerini o makama getiren kişilerin baskısından çıkamadıklarını gösteren örneklerle doludur.

Öğretmenin en doğru yolu örnek olmaktır. Omurgalı duruş, Kurtuluş Savaşı kahramanlarında görüldüğü gibi Anadolu’nun küllerinden yepyeni bir dünya yaratmayı “hayatı pahasına” göze alabilmek demektir.
İşte, tam da burası “diyalektik” olgusunun zirve yaptığı noktadır.
Olumsuz ve olumlu verileri değerlendirirken, tarafsız bir gözle bakılamayacağı kaçınılmaz olsa da, zirveye tırmanırken olumsuz ve olumlunun da aynı anda görülebilmesi sayesinde ortaya çıkan fikrin, konu hakkında oluşan algıların görülebilmesi ile zamandan ve mekândan bağımsız bir ”doğru fikir” edinebilmeyi sağlama işidir diyalektik.

Özetle diyalektik, kendisi gibi düşünmeyenlerin düşüncesini, karşı görüşle algılayıp, kendi düşüncesiyle uyuştuğu yanlarını görerek, ortak ve en doğru sonuca ulaşma yoludur.
Örneğin geçen yüzyılın en bilinenlerinden iki isim Albert Einstein ile Marilyn Monroe arasında geçen diyalektik:
Bir tarafta bilim adamı Einstein, diğer tarafta ABD´li sinema oyuncusu, şarkıcı ve model Marilyn Monroe.
Marilyn Monroe; “Gel seninle bir çocuk yapalım, benim gibi güzel, senin gibi zeki bir çocuğumuz olur” deyiverince,
Einstein; “Ya güzelliği benim gibi, zekâsı senin gibi olursa! …” (Çok güldüm.)
Başka bir örnek; yıllar sonra akıl hocasıyla karşılaşan adamla, hocası arasında şöyle bir konuşma geçer:
– Bak evlat, böyle davranmayı bırakmalısın.
– Nasıl, Hocam?
– Öncekileri örnek al. Tamam, okudun, çalıştın, atandın, seçildin; bir şeyler oldun…
– Daha da olabilirim Hocam, başkan olabilirim, mesela.
– Sonra?
– Daha çok çabalarsam dünya çapında payelere ulaşabilirim.
– Peki sonra?
– Yedi iklimin sultanı bile olabilirim.
– Ya sonra?
– Hiç, o kadar.
– Tamam işte. Ben, senin büyük çabalar harcadıktan sonra yine de bir ihtimal ulaşabileceğin yerdeyim. Yani “hiçim”. Dolayısıyla uğraşmana, düzenini değiştirmene gerek yok, böyle davranmayı bırak yeter.

Yani diyalektik, diğer bir anlatımla “kaleciyi ters köşe yapmak” gibi bir şeyi de içinde barındırıyor.
Tartışılan bazen bir kişi, bazen bir olgu, bazen de bir olaydır.
Aslında “kavga” değil, hayatın ta kendisidir.

___________/ ___________

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir