Sevgili Büyükbabamız,

  • Yazının Tarihi: 18 Ocak 2017
  • Yazar: Ahmet AK
  • Bu yazı 573 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Sevgili Büyükbabamız,

 

Biraz rahatsız edeceğiz ama seninle konuşmak istiyoruz(*) :

 

Başucuna gelip, sana dualar okuduğumuzda gözlerini açıyor musun?
Bilmiyoruz…
Bizi dinliyor, belki de bize “son yaptığın gibi” bir şeyler fısıldıyorsun,
Belki…
Ama gücümüz, ne toprağı yenip gözlerine ulaşmaya yetiyor,
Ne de fısıltılarını işitebiliyoruz.
Yıllardır öğrettiğin gibi; ancak hissedebiliyoruz.
15 Ocak bir Cuma günü, ikindi vakti okul çıkışında; İstiklal Marşı’mız ve Fatihalarla, ilk müdürlüğünü yaptığın Rasim Ergene İlkokulunun yanındaki Çamlıkent camimizden, komşularımız, sevenlerin, öğrencilerin ve öğretmen arkadaşların ile birlikte seni son kez uğurlayışımızın ardından tam 1 yıl geçti.
Bize “Allah işinizi rast getirsin!” demeden ilk gidişin.
Bize elini öptürmeden ilk çıkışın.
“Gelirken getireyim; bir şey istiyor musunuz?” diye sormadığın ilk ayrılışın.
Kaşe kumaş şapkanı bile takmadın bu defa, hava soğuk, ya kaşkolün, kravatın…
Nereye gittin ki, bu kadar önemsizleşti dünya?
Soğuk değil mi ki oralar? …
Güneş ışığı dokunur mu gözlerine?
Gözlüklerini de almadın yanına…
Hiç unutmazdın, Mayıs’ın 8’inde randevumuz vardı retina servisinde, Okmeydanı, Samatya bizi beklemez mi, nefrolojideDoktor Şennur hanım.
“Artık gelmeyeceğim” demiştin ama Sevgili Büyükbabamız;
En uzun, en anlamlı söylevleri; gözlerinden okurduk.
Evimizin duvarları bize neler anlatıyor hâlâ neler…
* * *
Bir “sen” daha vardı retina yırtığı gözlerinde; senden çook uzaklarda…

Diyalizden geldiğinde düşen tansiyonun idi bir de seni çok uzaklara götüren…
Hiç olmazsa “o biriniz” kaldı bizimle, çok şükür! …
Tam bir yıldır düşüncelerimizde kaç tur attın kim bilir?
Sen damarlarımızda dolaşıyorsun,
Biz bunu biliyoruz ya, bu da bize yeter…
* * *

Sevgili Büyükbabacığımız, buraları hiç merak etme.
Çamlıkent’te Babaannemiz kaldı ama yalnız değil! …
Cici kızımız üniversiteyi bitirdi, oğlumuz da tıbbı kazandı, Tekirdağ’da…
Nasıl asiller, nasıl senin torunun olduğunu anlatıyorlar! …
Her attıkları adımda, bilemezsin.
Çok kar yağdı bu sene, hiç istemezdin ama okullar tatil oldu, yollar kapandı.
Oysa geçen yıl tam da bu zaman güneşliydi, açıktı havalar.
Seni saklar saklamaz yağmur yağmıştı, Keşan’da gökler bile ağlamıştı.
Söz, haftaya hepimiz geleceğiz başucuna…
* * * * *
Sakın kaygılanma, biz üç kardeş el ele verdik, emanetini bırakmadık sahipsiz…
Ne güzel dostların var Babam.
Sana her geldiğimizde, kimin yenilediğini bilmediğimiz toprağını buluyoruz küçük bahçende taptaze…
Bizi arayıp soruyorlar.
Tanıştırırken bizi “Yeğenim…” diye başlıyorlar söze;
“Öğretmen Rasim Hoca’nın oğlu, Ak Rasim’in… Zafer ilkokulundan emekli…”
Seni anlatıyorlar sonra;
“Tam bir beyefendiydi” diyorlar.
Övüyorlar, övüyorlar…
* * *
Yine söylüyoruz; sen sağken de “Badem gözlüydün, sırma saçlıydın” Büyükbaba,
Yüksek dağlardaki uzak ağaç misali siluetine bakıyoruz;
Bulutlara…
Güneşin batışına, dalgalara, yakamozlara…
Gece Gökçetepe’den gelirken,
Yol kenarındaki çamların garip şekillenişlerine…
Bir kıpırtı verir mi diye duvardaki resmine! …
Uyumak üzereyken gelen tıkırtıyla irkilip;
Evin dört köşesine bakıyoruz hep birlikte…
Karşımıza çıkarsın diye;
Ama yoksun!
Bir gece daha rüyamıza gir Büyükbaba; kucakla bizi, ıslak ıslak bir daha öp; çok özledik seni.

(*) Bu metni Serdar Erkul şiirlerinden uyarladım. Üstadımız Feyzullah Aktan’ın dediği gibi “Hani sormuşlar heykeltıraşa ‘Bu taştan heykeli nasıl yapıyorsun?’ diye. Demiş ki o zaten vardı ben etrafını temizledim… ‘Kurt Kapanı’ fazlalıkları temizleyip özü verebilmektir. FAK”. Teşekkür ederim. A.AK

 



Bir Yorum Yazın

*