Güncel Haberler
Bölgemizde gelişen güncel haberler keşan haber de

0

Türkiye’nin yeraltı yerüstü zenginlikleri yabancılara devredilmiş hala ekonomideki gelişmeden bahsediyorlar.

Akıldan bilimden sanattan nasipsiz, Türk düşmanı, etnik azgın azınlıkçılar, demokrasi, çağdaş değerler, aydınlanma düşmanı arapçı yobazlar; ülkeyi işgal etmiş hala milli irade diyorlar

Karanlık odaklar sosyal yapıyı düzenliyor hala halk iradesi diyorlar.

Halk dinli dinsiz diye etnik ve mezhep ayrışmasına yönelmiş hala birlik diyorlar.

Yaşanan gerçekler ortada iken bunların tartışılması yerine yıllar öncesinin konularını gündeme getirip tartıştırıyorlar, hala yüzleşelim diyorlar.

 

Herkes birbirini suçluyor. Kim haklı kim haksız?

Kim doğruyu söylüyor, kim yalan söylüyor?

Kim gerçeği açıklıyor kim yanıltıyor?

 

Suçlu ayağa kalk!

Bu sözü Türk filmlerinde görürsünüz. Gerçek hayatta öyle midir acaba. Sanırım çoğunuz duruşmalara gitmişsinizdir veya TV’lerden izlemişsinizdir.

 

Çeşitli gerekçelerle birçok kişi tutuklu, yargılanıyorlar.

 

Ya siyasetçiler!

Deniyor ki siyasetçiyi, seçilmişi halk sandıkta ancak ve ancak cezalandırabilir onun dışında o yargılanamaz, hesap veremez.

Cezaevlerine bakın. Yüz binin üzerinde cezaevinde kalanlar içinde kimler var?

Bir tane siyasetçi, müteahhit, iş adamı, gazeteci, sanatçı, bürokrat yargılanınca tutuklanınca hemen ayağa kalkılıyor, yargılanamaz tutuklanamaz deniliyor..

 

Bazı mahkumlar için VIP cezaevi. Ya garibanlar

Bana bazen diyorlar ki; garibanizm edebiyatı yapma.

 

Peki! Soruyorum hukuk kimler için?

Yargı; güçlüyü korumak, kollamak, garibanı ise susturmak ve sindirmek için kullanılmıyor mu?

 

Kimi suçlu ülkeyi yönetir, devleti idare eder.

Kimi suçlu gizli tanık olur, etkisizleştirilecek kişileri suçlama aleti olur

Kimi suçu teröristlerle pazarlık yapar, görev yaptı denir, korunur.

Kimi suçlu milletvekili olur, dokunulmazlık zırhı ile VIP’lerden yararlanır.

Kimi suçlu memur olamaz, memurluktan iskat edilir.

Kimi suçlu ihale alamaz kimi suçlu ihale alır, Ali Dibolar milletvekili olur, davalar durur.

Kimi suçlu siyasi iktidar yanlısı bürokrattır, kimse dokunamaz

Kimi suçlu milletvekili olur, davalar durur, oğlu gemi alır, ne olmuş gemicik denir.

Kimi suçlu uzun yıllar yurt dışına kaçar döner, milletvekili olur, arkadaşları kayıp trilyon davasından mahkum olur o makam sahibi olur.

Kimi suçlu Başbakanlık müsteşarı olur, intihalden profesörlüğü alınır, milletvekili olur, bakan olur.

Kimi suçlu Bakanlık müsteşarları, yasa çıkarmak üzere milletvekili olur, davalar durur.

Kimi suçlu katil afla çıkar, yasa çıkartmak üzere milletvekili olur.

Kimi suçlu terör eyleminden dolayı tutuklanır, milletvekili olur, davalar durur.

Kimi suçlu ahlaksızlıktan rüşvetten meslekten ihraç edilir, hakimliğe tekrar kabul edilir.

Suç işleyenler nasıl terfi ediyor? Garip değil mi?

 

Garip Türkiyem. Tüm bunlara rağmen; seçimde oyunu neden ve niçin kime verdiğini bilmeyen garip insanlar ülkesi. Daha çok soysunlar daha çok çalıp çırpsın daha çok kandırsınlar diye yalan söyleyenlere oy veren garibanlar.

 

Müstehaklar mı desem bilmem ki?

 

Peki ya yargı!

Güvencesiz kanun adamı, seyrediyor olan biteni. Arada sırada bir mankeni gözetim altına alır, gündemi meşgul eder. Çaresiz seyreder. Peki neden? Nasıl mı bakın!

 

Peki! Bu kanun adamı nasıl olur da; güçlü-etkili kişi ya da kişilerle ilgili hukuku işletebilir?

 

Kanunlar çıkarılmış, Meclis şu kadar süre çalışmış, kime ne? Sana ne, bana ne?

 

Meclis; dokunulmazlık zırhıyla donanmış, lacivert elbiselilerin fısıldaştıkları,  fakir fukaranın vergileriyle güvence altında olduğu mekan. Birbirlerinin gırtlağına sarılan, kafalarını kırarım diyen, kravat çekenlerin yer aldığı yer.

 

Demokrasiniz, oyunuz, hukuk devletiniz hayırlı olsun!

 

Günün Sözü: Kişiye göre adaletsizlik yapılıyorsa felaket yakındır

0

Keşan Belediyesi’nde çalışan 111 işçi ile 160 TÜMBEL-SEN üyesini kapsayan ve Keşan Belediyesi ile DİSK Genel İş Sendikası ve TÜMBEL-SEN Toplu Sözleşme imza töreninin de gerçekleşeceği Kuru Fasulye Pilav Günü 25 Nisan 2018 Çarşamba günü yapılacak. Keşan Belediye Başkanı Opr. Dr. Mehmet Özcan, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, 25 Nisan 2018 Çarşamba günü saat 12.00’de Köşk Düğün Salonu’nda gerçekleşecek imza töreni ile Kuru Fasulye-Pilav Günü düzenleneceğini ayrıca Keşan Belediyesi ile Genel İş Sendikası ve TÜM BEL-SEN arasında anlaşmaya varılan ve 111 işçi ile 160 memuru kapsayan Toplu İş Sözleşmenin imzalanacağını ve DİSK Genel Başkanı Kani Beko ile TÜMBEL-SEN Genel Başkanı Erdal Bozkurt’un da törene katılacağını belirtti.

Pilav Günü’ne DİSK Genel İş Üyeleri-TÜM BEL-SEN üyeleri ile belediye şirketinde kadroya geçen işçiler de katılacakla

0

Hareketli bir haftayı geride bırakan DOÇEK üyeleri hafta sonu bir dizi etkinlikte bir araya geldi.

Cumartesi günü 13 Dağ bisikletçisiyle Zagor Rotasında pedal çeviren DOÇEK üyeleri, Pazar günü de “Şehit Ahmet CAN” anısına Altınyazı Köyü Yardımlaşma, Dayanışma ve Kültür Derneği tarafından organize edilen doğa yürüyüşüne 67 doğa severle birlikte katıldılar.

Haftada iki gün yapılan antrenmanlar sonrası arazi koşullarında deneyim sahibi olan gençlerle birlikte DOÇEK Dağ Bisikletçileri daha önce “ZAGOR Rotası” olarak isimlendirdikleri “Keşan-Mercan-Dişbudak-Yeşilköy-Beyköy-Karlıköy-Keşan” güzergahındaki zorlu parkurda adrenali yüksek macera dolu bir tur gerçekleştirdiler. Sabah başlayan tur, öğleden sonra kazasız belasız başladığı noktada tamamlandı.

Pazar günü ise yazın kendisini göstermeye başladığı sıcak bir havada Altınyazı köyüne gelen DOÇEK üyeleri burada Altınyazı Köyü Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Derneği tarafından organize edilen Polis Özel Harekat  timinde görevliyken, 2016 yılında Diyarbakır İli Ergani İlçesinde terör örgütü tarafından şehit edilen Ahmet CAN adına düzenlenen doğa yürüyüşüne katıldılar.

Köy meydanında  “Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez” haykırışları eşliğinde başlayan yürüyüşe civar ilçe, belde ve köylerden de çok sayıda kişi katıldı.

Altınyazı Köy Derneği tarafından organize edilen güzergah içerisinde Altınyazı Köyü, Kalesi ve Barajı gezildikten sonra yürüyüş köy meydanında sona erdi.

Etkinliğine Keşan Kaymakamı Nuri ÖZDER, şehit ailesi ve yakınları  da katıldı.  Yürüyüşün ardından Şehit Ahmet CAN anısına okunan mevlit sonrası tüm köy halkına pilav, ayran ve tatlı ikram edildi.

DOÇEK üyeleri etkinlik sonrası köyden ayrılarak bir süre Altınyazı Baraj kenarındaki molanın ardından  Keşan’a geri döndüler.

Keşan DOÇEK Yönetim Kurulu Üyesi Haluk AKALIN, “Cumartesi Günü dağ bisikletçilerimizle birlikte daha önce ismini ZAGOR Rotası koyduğumuz ve festival sırasında da kullandığımız parkurda güzel bir tur gerçekleştirdik, genç bisikletçilerimizin bu zorlu rotada göstermiş oldukları ekip uyumu ve deneyim bizleri sevindirdi.

Pazar günü ise Altınyazı Köyü Yardımlaşma, Dayanışma ve Kültür Derneği tarafından “Şehit Ahmet CAN” anısına düzenlenen  doğa yürüyüşüne katıldık. Şehidimize Allahtan rahmet, kederli  ailesine sabırlar diliyor; Altınyazı Köyündeki bu anlamlı etkinliği düzenleyen dernek yetkililerine teşekkür ediyoruz” dedi

0

Şubat ayında yaptığı genel kurul sonrası yeni yönetimini oluşturan Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği, turizm sezonunun da açılmasıyla birlikte çalışmalarını hızlandırdı. AB fonlarına sunduğu projeler, yurtdışı fuar katılımları, kurumsallaşma çalışmaları, sosyal medya ve Edirne tanıtımları ile her geçen gün faaliyet sayısını arttıran derneğin, Edirne’nin tanıtımına ve turizmine yönelik yürüttüğü çalışmalar yeni dönemde artarak devam edecek.

Konumu itibariyle birçok destinasyona ev sahipliği yapan Edirne’nin turizm potansiyelini de göz önünde bulundurarak tematik anlamda birçok butik festival düzenlemeyi hedefleyen dernek yönetimi, özellikle düşük sezonda düzenlenecek festivallerin şehri canlı tutacağı görüşünde.

Ratip Kazancıgil tarafından 1962 yılında kurulan ve Edirne’de faaliyetlerine ara vermeden devam eden en köklü sivil toplum kuruluşlarından biri olan Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği, yaklaşan turizm sezonu öncesi kolları sıvadı. Birçok turizm çeşidinin aynı anda yapılabilme potansiyelinin olduğu Edirne’yi tematik festivallerle buluşturmayı hedefleyen dernek yönetimi, birçok etkinlik için alt yapı oluşturmaya başladı.

EDİRNE KIRMIZISI, İLHAN KOMAN GÜNLERİ, LAVANTA HASADI, EDİRNE GASTRONOMİSİ…

Bülent Bacıoğlu başkanlığında oluşan yeni yönetim, önümüzdeki 3 yılın planlaması için düğmeye basarken, yeni dönemle birlikte Edirne gastronomisi, Edirne Kırmızısı, Kaleiçi’nin Old Town olması, butik festivaller düzenlenmesi, İlhan Koman Günleri, Lavanta Hasadı gibi birçok projede aktif olarak rol üstlenmeye hazırlanıyor.

Bir önceki dönem kurumsal altyapısını geliştirmek adına önemli adımlar atan ve yeni dönemle birlikte Edirne’nin tanıtımında ve turizminde daha aktif rol alarak üretken bir yapıya bürünecek olan Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği, özellikle düşük sezonda düzenlenecek butik festivallerin Edirne’ye ayrıca bir katma değer kazandıracağı görüşünde.

BACIOĞLU: EDİRNE’DE TURİZM BÜTÜNCÜL OLARAK ELE ALINMALI

Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Bacıoğlu, Edirne’nin belirli temalar tespit edilmesi ile birçok butik festivale ev sahipliği yapabileceği yönünde görüş bildirirken, aynı zamanda Edirne’nin tarihten kültüre, gastronomiden doğaya yapılması gerekenlerin bütüncül olarak ele alınması gerektiğini ifade etti. Yeni dönemle birlikte daha somut projeler üretmek için yönetim olarak birtakım atılımlarda bulunacaklarını kaydeden Bacıoğlu, “Amacımız, Edirne’nin turizme yönelik öncelikli sorunlarını aza indirmek için kamu kurumlarına görüş bildirmek, işbirliği yapmak ve bütüncül bir turizm stratejisi geliştirilmesi yönünde var olan potansiyelini yine bütüncül olarak ele almaktır” diyerek kentin bir bütün olarak ele alınarak öncelik sırasına göre projeler üretilmesinin gerekliliğini kaydetti.

Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da ulusal ve uluslararası fuarlara katılım göstererek Edirne’nin tanıtımına katkıda bulunmayı sürdüreceklerini vurgulayan Bacıoğlu, “Tabii bu fuarlara katılım konusunda maliyet- fayda – sonuç esasını gözeteceğiz” dedi.

Şu anda şehir ve dolayısıyla turizmi ilgilendiren altyapı projeleri ve turizm politikaları konusunda aktif rol üstlenemediklerini ancak bir sivil toplum kuruluşu olarak bu anlamda bölge turizmine katkı sağlayacak şekilde her türlü araştırma, rapor, organizasyon, işbirliği ve ortak çalışmanın içinde olabileceklerinin altını çizen Bacıoğlu, “Şehrin turizm stratejisini etkileyecek büyük projelerde bizlerden de görüş alınmasının kamu yararı açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Edirne turizminde önceliklerin sorunlardan yola çıkarak ele alınmasına ve projelendirilmesi önem veriyoruz. Öncelikle sorunlara yönelik projeler üretilmesi ve bizlerin de projelere müdahil edilmesinin şehrin ve kamunun yararına olacağı görüşündeyiz” diye konuştu.

YENİ YÖNETİM

Şubat ayındaki genel kurul sonrası yeni yönetime gelen ve Dr. Sadık Ahmet Turizm Meslek Lisesi’nde Rehber Öğretmen olarak görev yapan Bülent Bacıoğlu’nun yönetim kurulu başkanlığını yaptığı Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği’nde Akademisyen Doç. Dr. Emel Gönenç Güler başkan yardımcılığı, Proje Koordinatörü Neslihan Çakır genel sekreterlik, Gazeteci Orkun Akman saymanlık, Mimar Murat Yumrukçal, İç Mimar Baran Yazgan ve Profesyonel Turist Rehberi Sinem Gündoğan da yönetim kurulu üyeliği görevini üstleniyor.

0

İpsala’da lisanslı depoculuk tesislerinin temeli 16 Nisan Pzartesi günü saat 15.00 de atılacak.

İpsala Belediye Başkanı Mehmet Kerman, Türkiye’de ilk defa bir belediyenin lisanslı depo tesisi kuracağını söyledi.

Kerman yaptığı açıklamada:” Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Mehmet Daniş’in katılımı ile 16 Nisan 2018 Pazartesi günü saat 15.00’de  temeli atılacak tesislerimizin ilçemize hayırlı olmasın diliyorum. “şeklinde konuştu.

0

Enez’de bu yıl Av ve Balık Festivali 20,22 Temmuz tarihleri arasında yapılacak.

Enez Belediye Başkanı  Abdullah Bostancı’dan alınan bilgiye göre; Nisan ayı olağan meclis toplantısında alınan karar ile; bu yıl da düzenlenecek olan Enez Av ve Balık Festivali, Edirne’de düzenlenecek olan Kırkpınar Güreşleri ve diğer ilçelerde düzenlenen etkinliklerle aynı tarihlere denk gelmemesi için 20, 21, 22 Temmuz tarihlerinde yapılacak. Festival için ön hazırlık sürecinde festivalde düzenlenecek olan organizasyonlar ve sahne alacak sanatçılarla ilgili Enez Belediye Başkanlığı tarafından Enez halkı bilgilendirilecek. Başkan Bostancı; ” Geçen yıl, Enez halkının beklentileri doğrultusunda bu yıl için de festival düzenleyeceğimize dair söz vermiştik. Bu yıl 24.sü düzenlenecek olan Enez Av ve Balık Festivalinin müjdesini şimdiden veriyoruz. Tüm Enez halkına ve Enez’i ziyaret eden misafirlerimize hayırlı olmasını diliyorum”dedi.

0

Keşan Ticaret  Borsası’nda   beklendiği gibi seçimi Necmi Kaymaz’ın listesi kazandı.

Geçen dönemin yenilen  pehlivanı Ender Mağden, bir kez daha sahaya çıktı  rövanşı almak için ama yine sırtı yere geldi.

Mavi ve beyaz gruplar halinde seçime giren Kaymaz ve Mağden, gün içinde oy oranlarını etkilemek için çalıştılar ama gülen taraf Kaymaz oldu.

CHP’den Keşan Belediye Başkan  aday adaylığına da soyunduğu bilinen Mağden,bu mağlubiyetten sonra oradan da karizmayı çizdiren isim oldu..

Kaymaz’ın başını çektiği liste 117 oy,Mağden’in listesi de 97 oy aldı 3 oyda geçersiz sayıldı.

Seçim öncesi de yazmıştık,Kaymaz işi götürür diye. Mağden’in zaten borsa’da  çok az işlem yaptığı biliniyordu ve son yıllarda kömürcülüğe soyunmuştu. Şimdi kömürcülüğe devam edecek.

Ama yine de aldığı oy beklenmeyen bir oydu.

Böylece  Mağden, 2 seçim üst üste aldığı kötü sonuçlarla hem siyasi kariyerini hemde borsa’daki insiyatifini kaybetmiş oldu.

Ama yenilen pehlivanın güreşe doymadığı gibi, gelecek seçimde de aday olursa şaşmamak gerek.Ama siyasette de  bundan sonra bir adım ileri gidemeyeceği belli oldu böylece… 2 kez kaybeden adama siyasette şans vermezler bu da böyle biline..

 

1

Keşan Ticaret ve Sanayi Odası’nın 1 Nisan 2018 Pazar günü yapılan seçimlerini bir kez daha Mustafa Helvacıoğlu’nun başkanlığını yaptığı Sarı Liste kazanarak, Helvacıoğlu bir kez daha güven tazeledi. 14 Meslek Grubu’ndan 1. 439 Üye oy kullanırken, 8 Grubu Sarı Liste kazanırken, 6 Grubu da Kırmızı Liste kazandı. Yapılan oylamadaa gruplarda alınan sonuçlar şöyle; 1.Grup Sarı…

Haberin Tarihi: 1 Nisan 2018 – Okunma Sayısı:466 defa okundu.

Keşan Ticaret ve Sanayi Odası’nın 1 Nisan 2018 Pazar günü yapılan seçimlerini bir kez daha Mustafa Helvacıoğlu’nun başkanlığını yaptığı Sarı Liste kazanarak, Helvacıoğlu bir kez daha güven tazeledi.

14 Meslek Grubu’ndan 1. 439 Üye oy kullanırken, 8 Grubu Sarı Liste kazanırken, 6 Grubu da Kırmızı Liste kazandı.

Yapılan oylamadaa gruplarda alınan sonuçlar şöyle;

1.Grup

Sarı Liste : 58

Kırmızı Liste : 106

Seçilen Kırmızı Liste;

KIRMIZI LİSTE: Trakya Tarımsal Ticaret Mustafa Anbarcı, Bakanlar Gıda ve Tarım Ürünleri Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Sınırlı Sorumlu Pırnar Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi

2.Grup

Sarı Liste: 73

Kırmızı Liste: 57

Seçilen Sarı Liste;

Sarı Liste: Yusuf Cemil Çakıcı, Ataklılar Turizm Gıda Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, CahitMercan.

3.Grup

Sarı Liste: 43

Kırmızı Liste: 20

Seçilen Sarı Liste;

Sarı Liste: Özkaya Sarrafiye ve Kuyumculuk Ticaret Limited Şirket, Hüseyin Cinoğlu.

4.Grup

Sarı Liste: 49

Kırmızı Liste: 36

Seçilen Sarı Liste

Sarı Liste: Ahmet Kadir MutafAhmet Güven Güner.

5.Grup

Sarı Liste: 35

Kırmızı Liste: 50

Seçilen Kırmızı Liste

Kırmızı Liste: Karakaya Madencilik Nakliyecilik Tarım Zahirecilik Turizm İnşaat Taahhüt Petrol Ürünleri İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, İstaş Mermercilik Cengiz Engin.

6.Grup

Sarı Liste: 51

Kırmızı Liste: 47

Seçilen Sarı Liste

Sarı Liste: Şapçı Akaryakıt-Yer Karoları ve Turizm İşletmeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Oto Şanlı Mehmet Ekrem Şanlı.

7.Grup

Sarı Liste: 33

Kırmızı Liste: 34

Seçilen Kırmızı Liste

Kırmızı Liste: Yeğenler Yapı Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Keleşoğlu İnşaat Malzemeleri Nakliyat Bakkaliye Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi.

8.Grup

Sarı Liste: 19

Kırmızı Liste: 22

Seçilen Kırmızı Liste

Kırmızı Liste: Mavi Mimarlık Mühendislik İnşaat Bilgisayar Sanayi ve Limited Şirketi, MDNÇ Mühendislik Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi

9.Grup

Sarı Liste: 40

Kırmızı Liste: 24

Seçilen Sarı Liste

Sarı Liste: Helvacıoğlu Sağlık ve Kozmatik Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Etkin Eğitim Öğretim Hizmetleri Ticaret Limited Şirketi.

10.Grup

Sarı Liste: 33

Kırmızı Liste: 22

Seçilen Sarı Liste

Sarı Liste: Nur Ekmekçilik Unlu Mamulleri Gıda Maddeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Yörükoğlulları Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi.

11. Grup

Sarı Liste: 28

Kırmızı Liste: 10

Turkuaz Liste: 20

Seçilen Sarı Liste

Sarı Liste: AGER Otelcilik Seyahat Turizm Organizasyon Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Yüksekdağ Turizm Otelcilik İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi.

12.Grup

Sarı Liste: 49

Kırmızı Liste: 50

Seçilen Kırmızı Liste;

Kırmızı Liste: Yükselen Dekorasyon İnşaat Taahhüt Mühendislik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, MGS Yapı Taahhüt İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Mustafa Öztepe.

13.Grup

Sarı Liste: 61

Kırmızı Liste: 35

Seçilen Sarı Liste;

Sarı Liste: Murat Yaşar Arıkan, Evros Seyehat Turizm Organizasyon Akaryakıt Ticaret Limited Şirketi.

14. Grup

Sarı Liste: 25

Kırmızı Liste: 35

Seçilen Kırmızı Liste;

Kırmızı Liste: Ahmet Koru Sigorta Acenteciliği, Kara Murat Ticaret Onur Yılmaz.

Bu sonuçlara göre 31 kişilik Meclis Listesi’nin 17’sini Sarı Liste kazanırken 14’ü nü de Kırmızı Liste kazandı.

0

Keşan Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Helvacıoğlu, gazetemize verdiği özel röportajda tüm sorulara açıklık getirdi. Seçime sayılı günler kala ‘Neden Sarı Liste?’ diyerek oda başkanlığı süresince yaptıklarını dile getiren Başkan Helvacıoğlu, rakip aday listeye de göndermelerde bulundu.

1 Nisan tarihinde yapılacak Keşan TSO Organ Seçimlerinin, Keşan TSO Hizmet Binası’nda yapılması konusunda karşı gruptan eleştiriler geldi. Gördüğümüz ve gezdiğimiz kadarıyla Keşan TSO’nun yeni hizmet binası tam donanımlı ve belki de bölgede olmayan bir modernlikte. Bu açıdan baktığımızda bu eleştirilere yorumunuz ne olur?

Keşan Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu olarak, seçim takvimine bağlı kalmak kaydıyla, organ seçimlerimizin 1 Nisan 2018 tarihinde Odamız Hizmet Binasında yapılması yönünde karar aldık ve bunu üyelerimize anons ettik.

Bu kararın ardından, diğer grup tarafından ‘Neden bize sorulmadı’ şeklinde bir eleştiri geldi.

Bakın biz ilk defa Odamızda seçim yapmıyoruz. Daha önce yeni hizmet binamızda seçim deneyimi yaşadık. 1660 m2’lik yeni hizmet binamızda ikinciye seçim yapıyoruz. Eleştiri yapan arkadaşlar zannediyorum ki ya yetersiz kalan eski oda binamızı hatırlıyorlar ya da oy kullanmaya gelecek olan üyelerimizin başarılı bir hizmet binası yaptığımızı görmesini istemiyorlar. Şunu önemle ifade etmek istiyorum, Keşan Ticaret ve Sanayi Odası Türkiye’nin ilk 10 odası arasında 5 yıldızlı hizmet veren akredite olmuş bir odadır. Avrupa standartlarında 5 yıldızlı hizmet veren odamız 5 yıldızlı seçim yapmaya da hazırdır.

Seçimleri Odamızda yapmamızın bir başka gerekçesi de şudur; Üyelerimize hızlı ve yerinde hizmet vermek bizim en önemli çalışma felsefemizdir. Seçimlerimizi Keşan Lisesi’nde yaptığımızı farz edin, seçim günü oy kullanacak üyelerimiz yetki belgesi alacaklar, biz onları bir odaya bir oy kullanmak için Keşan Lisesi’ne koşturamayız. Seçim günü olan Pazar günü Odamız Ticaret Sicil Müdürlüğü açık olacak. Üyelerimiz aynı binada belgesini alacak aynı binada oyunu kullanacak. Üyelerimize iş ve zaman kaybı yaşatmamanın peşindeyiz. Organ seçimlerimizin Hizmet Binamızda yapılacak olmasının karşı grup tarafından eleştirilmesine bir anlam veremiyoruz.

Odamız her türlü seçimi gerçekleştirecek donanıma ve yapıya sahiptir. Güvenlik kamera sitemleri, kafeterya ve ikramlarımız, 1660 m2 kapalı alan, asansör ve seçim süresince hizmet edecek olan teknik servisi, tüm binanın elektrik yükünü kaldıracak jeneratör ve olası arızalara anında müdahale edecek teknik ekip, otopark imkânları, dinlenme ve toplantı odaları ile biz seçimimizi İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nın 12.03.2018 tarih ve 2018/19 No’lu karar ile onayladığı hizmet binamızda yapacağız.

Şunun altını tekrar çizmek istiyorum; 5 yıldızlı hizmet veren odamız 5 yıldızlı bir seçim yapmaya da hazırdır. 1 Nisan 2018 Pazar günü tüm üyelerimizi Odasına sahip çıkmaya davet ediyoruz.

Bildiğimiz kadarıyla Keşan TSO’nun yaptırmış olduğu Bilişim Lisesi’nden bu güne kadar yaklaşık 700 öğrenci mezun oldu. Burs vermenin asıl amacının eğitimini tamamlama imkânı kısıtlı gençlere destek vererek onların eğitimlerini tamamlamalarını sağlamak olmasına rağmen Keşan TSO’nun burs vermediği için eleştirildiğine şahit oluyoruz. Bu konu ile ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Bakın her anlamda eleştirilere açığız. Cevap veremeyeceğimiz hiçbir konu yok. Fakat eleştiri tutarlı olmalı, karalamaya yönelik olmamalı. Şimdi ‘Burs vermedi’ diyorlar. Bursun amacı; ihtiyaç sahibi ve okumaya imkânı olmayan ya da kısıtlı olan kardeşlerimize eğitimlerini tamamlamaları için verilen destektir. Keşan Ticaret ve Sanayi Odası Üyelerimizin vermiş olduğu aidatlarla Bilişim Lisesi’ni inşaa etmiştir. Bu okulumuzdan pırıl pırıl 700 girişimci gencimiz mezun oldu. Biz burstan daha da kıymetli olanı yaptık.

Şimdi yeni dönemde burslar ile ilgili daha vizyonel bir projeyi hayata geçiriyoruz. 7-8 yıl boyunca inşaa ettirdiğimiz bu okulumuzun borcu bitti. Okul ile birlikte yeni hizmet binamızın da inşaat borcu geçtiğimiz yılsonu tamamen bitti. Bundan sonra öğrencilerimize eğitim yardımı ve desteği vermek adına KİSEV’i (Keşan İyilik ve Sağlık Vakfı) kuruyoruz. Borsalarımızın da içinde olduğu bu proje ile Keşan, İpsala ve Enez’de okuma ihtiyacı olan, eğitiminde zorlanan kardeşlerimize, daha da iyi nesiller yetiştirmek adına bu vakfı hayata geçirme çalışmalarımız başladı. Öyle vaat ettikleri gibi ayda 50-100 TL burs ücreti vermekle burs olmaz. Biz büyük düşünüyoruz.

Girişimcilik Eğitimleri konusunda Türkiye’de kendi eğitmenini kullanan tek Ticaret ve Sanayi Odası olmanız gurur verici. Fakat geçtiğimiz günlerde bir radyo programında bu eğitimlere katılıp

belge alarak iş yeri açanları takip etmediğiniz konusunda bir söylem oldu. Keşan TSO kendi eğitmeniyle kurs vererek belgelendirdiği, bünyesinde barındırdığı KOSGEB Temsilciliği ile işyeri açma konusunda destek olduğu kursiyerlere gerçekten destek vermiyor mu?

Odamız tarafından gerçekleştirilen girişimcilik kurslarından belge alanların takip edilmediği, iş yeri açan sayısının az olduğu ifade edildi. Öncelikle şuna dikkat çekmek istiyorum; Türkiye’de girişimcilik kurslarında eğitmeni olan tek Ticaret ve Sanayi Odasıyız. Son yılda yaklaşık 500 kişiye girişimcilik kursu verdik. Girişimcilik Belgesini alan herkes iş yeri açacak diye bir durum yok. Bu belge ömür boyu geçerliliği olan bir belgedir. Bu açıdan baktığınızda bu iddia tamamen araştırılmadan ve bilgisizlikten kaynaklanan bir iddiadır. Size daha da önemli ve bölge adına gurur verici bir bilgi daha aktarayım; Türkiye’de girişimcilik belgesi alıp iş yeri açan girişimci ortalaması %3’tür. Keşan TSO’nun girişimcilik eğitimlerine katılarak iş yeri açan girişimci sayısı ortalaması Türkiye ortalamasının iki katıdır yani %6’dır. Kaldı ki, bu iş yeri açan girişimcilerimizin hepsi iş yerini açtıktan sonra odamıza kayıt olmuyor. Meslek kollarına bağlı olarak Esnaf Odamız başta olmak üzere birçok meslek odasına kayıt oluyorlar. Biz zaten odamıza kayıt olanların analizini tutuyoruz. Bizden girişimcilik eğitimi alan arkadaşlarımızın kaç tanesinin iş yeri açtığı, KOSGEB’den ne destekler aldığı belli. Odamız bünyesindeki KOSGEB Temsilciliğimde bu bilgiler mevcut. Girişimcilik eğitimi alan ve iş yeri açan arkadaşlarımızı takip etmiyoruz ne demek? Biz onların gidip açılış kurdelelerine kadar kesiyoruz. Kırmızı Grup adı altındaki bu oluşum adına konuşan bu kişilerin iddialarını yapan kişilerin, bilgi kirliliği oluşturma ve kamuoyunu yanıltma çabası olarak görüyor, iddiaların yersiz olduğunu düşünüyoruz.

Keşan Ticaret ve Sanayi Odası’na kadrolu personel alındığı iddiasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Net olarak söylüyorum; Keşan Ticaret ve Sanayi Odası’na ne kadrolu ne de sözleşmeli personel alınmamıştır. Ne yazıktır ki bu iddiayı da seçim kaygısıyla ortaya atan ve bizlerle 4 yıldır görev yapan şu anki mevcut Meclis Başkanımızdır. Odamıza personel alındığını iddia ediyorlar. Odamızın yürüttüğü bir proje kapsamında maaşları yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından ödenen Proje Koordinatörü Tahir Demirel ve Proje Koordinatör Yardımcısı Derya Akçay. Projemiz başarıyla tamamlandı ve görevleri sona erdi. Öğrenci Stajyerimiz Merih Özlem, 15 günlüğüne üye memnuniyet anketi yapma görevi verdik. Yaklaşık 300 üyemiz ile temas sağlayarak anket uyguladı. Anketin analizini bize teslim edip görevini tamamladı. Biz zaten her yıl bu sistem ile çalışıyoruz. Kadir Can

Tunç; öğrenci stajyerimiz, yine girişimcilik merkezi projemiz kapsamında odamızda proje koordinatörlüğünü yürütüyor. 4 ay boyunca gençlik merkezi projesi kapsamında yaptığımız tüm etkinliklerden sorumlu ve ay sonu proje ile birlikte görevi sona eriyor. Demek ki seçim çalışması için yapılan iftiraların tutmadığı da görülüyor. Bu asılsız iftira konusunda kendilerini ve kamuoyunu bilgilendirmek istiyoruz.

Sözü açılmışken; “Bir Kadın Bir Hayat” adlı projeniz tamamlandı mı? Bölgeye kazanımları ne oldu?

Bir yıl süren projemiz sağlıklı ve başarılı bir şekilde bitti. Bakanlıktan da projemizin gerek harcamaları gerekse uygulamaları konusunda doğru ve hatasız bir biçimde yürütülerek tamamlandığına dair belgemizi teslim aldık. Keşan Belediyesi önderliğinde, Keşan Kaymakamlığı, Keşan TSO, Halk Eğitim Merkezi ve Keşan Devlet Hastanemizin işbirliğinde yürütülen projemizin olumlu ve başarılı sonuçlanması da bizleri ayrıca mutlu etti. Böylece Keşan Ticaret ve Sanayi Odası 9. hibe projesini başarıyla tamamlamış olmuştur. Tamamlanan son proje “Bir Kadın Bir Hayat Projesi” ismi altında yürütülmüştür. Proje Bölgeye, Uluslararası Belgeli 25 Bayan Kursiyer ile Palyatif Bakım Ünitesi Kazandırmıştır. Projemiz kapsamında 25 işsiz, vasıfsız ve dezavantajlı kadın seçilerek istihdam sağlamak adına 1 yıl boyunca 560 saat süren mesleki eğitimler Keşan Devlet Hastanesi’nde verilmiştir. Proje bitiminde 25 Bayan uluslararası standartlarda Hasta Bakıcı ve Refakatçi Belgesi almıştır. Geçtiğimiz ay içerisinde bitiş raporlaması tamamlanıp, projenin sorumlu ve denetçi bakanlığı olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sunulmuştur. Bakanlığın incelemesiyle projenin tüm harcama, yürütme ve etkinlik kalemleri onaylanmıştır.

Keşan TSO’nun üyelerine yönelik olarak uyguladığı bir “Üye Memnuniyet Anketi” var. Son yaptığınız ve 2017 yılını değerlendirdiğiniz anketin sonucundan %92 gibi görmezden gelinemeyecek bir üye memnuniyeti çıktı. Bu konuda da anket sonucuna yönelik bir eleştiri oldu. Bu anketlerin yapılması zorunlu mu? Seçim için yapıldığını düşünenlere nasıl bir yorum getireceksiniz.

Akredite oda olduğumuzdan dolayı, dediğiniz gibi “Üye Memnuniyet” anketi başta olmak üzere Keşan TSO olarak her yıl çeşitli anket uygulamaları gerçekleştiriyoruz. 2018 yılının başında 2017 yılı durum tespiti yapmak için 300’e yakın üyemiz ile birlikte çalışmamızı tamamladık. Sonucunu da kamuoyu ile paylaştık. Sanıyoruz ki; anket sonucunda, oda hizmetlerinden, yönetiminden ve personelinden %92’lik bir memnuniyet

çıkması, bu eleştiriyi getiren Cemal Yazıcı kardeşimizi seçim sürecinin de etkisiyle kaygılandırmış. Oysa üyelerimizin Odasından, onlara hizmet veren personelden ve bu hizmetleri üreten yönetim kurulundan memnun olmaları onları da mutlu etmeliydi. Ticaret ve Sanayi Odası’nın iyi şeyler yaptığını gösteren ve üyelerimizden geri bildirim aldığımız bu anket sonuçlarını tüm kayıtları ile birlikte başta merak eden Sayın Cemal Yazıcı olmak üzere herkes ile paylaşabiliriz.

Gerçekleri saklayamayız ki; evet %92 memnuniyet çıktı, memnuniyet var ki bu oran çıkıyor. Fakat anlayamadığımız şey şu; Biz bu anketi 10 yıldır yapıyoruz ve her yıl hemen hemen aynı oranda olumlu sonuçlar alıyoruz. Bunca yıldır bu olumlu sonuçlar bazı kişileri rahatsız etmiyorken şimdi ne oldu da bu olumlu sonuçlardan rahatsızlık duyuluyor. Bunu kamuoyunun ve üyelerimizin takdirine bırakıyorum. Tekrarlamak istiyorum, anketimizin tüm verileri arşivimizdedir, merak edenler buyursun gelsin birlikte paylaşalım. %92 üye memnuniyeti bizleri memnun etmiştir. Bu sonuç personelimizin, yönetimimizin ve odamızın çalıştığını göstermektedir. Bu vesileyle, üyelerimize de duyarlı cevaplarından dolayı teşekkür ederiz.

Sizin “Kanıtlasınlar İstifa Ederim” diyerek oldukça dik ve kararlı durduğunuz bir iddia oldu. Yine bir radyo programında telefonla bağlanan ve karşı gruptan olduğunu ifade eden bir kişi, Keşan TSO’nun ve şahsınızın Savcılıkta dosyası olduğunu iddia etti. Var mı böyle bir dosya?

Yine söylüyorum; Seçim kaygısıyla yalan yanlış konuşmayın, belge getirin istifa edeyim..! Bir radyo programında kırmızı liste mensubu Sayın Ertan Sağoğlu telefon ile bağlanarak Keşan Ticaret ve Sanayi Odası’na ve şahsıma yönelik şöyle bir suçlama yaptı. Odamızın ve şahsımız savcılıkta suç dosyası olduğunu iddia etti. Bende o gün verdiğim cevabı tekrarlıyorum; ‘Eğer odam ve şahsım ile ilgili bir dosya varsa yarın sabah istifa ederim’ dedim. Bununla da yetinmedim savcılığımızdan odamızın ve Mustafa Helvacıoğlu adına bir suç duyurusu var mı diye talepte bulunduk. Sonuç olarak hiçbir dosyamızın ve suç duyurusunun olmadığı belge ile ispatlanmaktadır. Bu durum, çalışmak için değil seçim kazanmak için yola çıkıp iftira atanlara da iyi bir cevap oldu. Üzüldüğümüz asıl konu şu; kişilere ve kurumlara yönelik kara iftiralar ile seçim kazanılmaz. Oysa projelerin konuşulması lazım. Biz niye tecrübe diyoruz, niye şeffaflık diyoruz, niye istikrar diyoruz? Bunlar odamızın ve çalışma felsefesinin tam da karşılığı olan terimlerdir. Ben üyelerimizin bu konudaki duyarlılığından dolayı bir kez daha teşekkür ediyor ve bu konuyu yine onların takdirine sunuyorum.

Keşan TSO’nun her dönem olduğu gibi bu dönemde yaptığı yoğun çalışmalar seçim sürecine mi bağlanıyor. Harcama Bütçenizi geçtiğiniz, çok harcadığınız ve çok çalıştığınız gibi iddialara ne cevap verirsiniz.

‘Belirlenen bütçeden fazla harcıyorsunuz, çok para harcıyorsunuz’ diyorlar. Daha da trajikomiği ‘çok çalışıyorsunuz’ diyorlar. Bende şunu sormak istiyorum; 1 Ekimden önce de etkinliklerimiz devam ediyordu, her şey normaldi de işin içine seçim girince mi fazla harcama yapıyor ve çok çalışıyor olduk. Bakın şu çok önemli, konunun daha iyi anlaşılması için altını kalın çiziyorum, şu dakikaya kadar her bütçeye, harcamaya ve etkinliğe kısacası her şeye ortak imza atan iddia sahibi Sayın Yüksel Alioğlu’nun seçim süreci işin içine girince bu tür asılsız söylemlerle çalışmalarımıza karşı çıkmaya başlaması düşündürücüdür. Asılsız diyorum çünkü 2017 yılında harcamalar ve bütçemiz meclisimizin yetkisi ile gerçekleşmiş ve onaylanmıştır. Her belgede de imzası vardır. Bunu belgelerle kanıtlıyoruz.

İddianın seçim kaygısı ile yapıldığının daha da iyi anlaşılması için şunu da söylemek istiyorum, Odamız 2017 yılı tahmini bütçe hedefleri doğrultusunda %102 gelir elde etmiştir. Meclisimizin yetkisiyle de bu geliriz %94’ü üyelerimize hizmete dönüştürüldü. Yani, ‘bütçeyi aşıyorsunuz, çok para harcıyorsunuz’ iddiaları kendilerinin de imzası bulunduğu bütçe harcamaları gelir bütçemizi geçmemiştir. Seçim için çalışsaydık harcama bütçemizi aşardık.

Odamızın çalışma prensibi şudur; yaz dönemi 6 ay boyunca normalden daha durağan geçer, malumunuz tarım, ticaret ve turizm bu aylarda artıyor. Yılın ikinci yarısında yani kış mevsimine denk gelen aylarda da çalışmalarımız doğal boyutuna ve seyrine ulaşır. Bu her yıl böyle olmuştur. Seçim dönemimiz de kış aylarına denk geldiği için iddia sahipleri çalışmaların çok arttığını düşünüyor olabilir. Keşan Ticaret ve Sanayi Odası çalışmalarını durdurmaz, durduramaz. Seçim de olsa biz üyelerimize kesintisiz hizmet vermeye devam edeceğiz. Biz hizmetlerimizi seçimden seçime yapan bir kurum değiliz. Son 10 yılda her 3 günde bir etkinlik yaptığımızı ispatlamış bir odayız. Zannediyoruz ki; rakiplerimizin endişesi seçim kaygısıdır.

Keşan TSO’nun bölge esnafı tarafından da olumlu olarak karşılanan çarşı projeleriniz ile ilgili Keşan Belediye’nin işini oda yapıyor, Belediye’nin önüne geçiyor şeklinde eleştiri geldi karşı gruptan. Bu söyleme yorumunuz ne olur?

Bakın farkındaysanız, eleştiri hep çok çalışmak üzerine, Bir kişi veya kurum hiç çok çalışıyor diye eleştirilir mi? Alışveriş Çarşısı modelini Keşan TSO olarak başından beri savunuyoruz. Bu proje iddia edildiği gibi seçim sürecinde üretilen bir proje değildir. Bu proje ile ilgili çalışmalarımız 1 yıldır sürüyor. Diğer konu ise bu projeyle Keşan Belediyesi’nin işini yaptığımız ve Belediyemizin önüne geçtiğimiz konusu. Proje zaten Keşan Belediyemizin projesi, biz projenin 7 paydaşından biriyiz. Biz 1 yıldan bu yana mimarlar ve bilirkişiler ile yapılan çalışmalarımızda iki caddemize de örnek çalışmalar hazırladık. Şimdi işin Keşan’a, bölgemize ve esnafımıza katacağı ekonomik ve vizyonel değerler bir kenara bırakılarak yine malum kişilerce ‘kime sordunuz’ şeklinde söylemler geliştiriliyor.

Bizim ana görevimiz ticareti arttırmaktır. Biz tüm iş yerlerimizle ve paydaşlarımızla bu konuyu istişare ettik. O çarşılarda ki esnafımıza projenin ayrıntılarını içeren tanıtım ve bilgilendirme kataloğu sunduk. Projemizi tamamladık Keşan Belediyemize sunduk. Belediyemizde projeyi 9 Mart tarihinde Trakya Kalkınma Ajansı’na teslim etti. Biz bu tür projeleri sürekli kurum ve kuruluşlarımız ile birlikte yürütüyoruz. Birlikten rahmet doğar felsefesini benimsemiş bir çalışma modelimiz var. Tekrarlıyorum; Biz bu projenin çalışmalarını 1 yıldır sürdürüyoruz. Kurumlarımızla birlikte hareket ediyoruz ve esnafımızı da gerekli bilgilendirmeyi yaptık. Projenin sahibi değil, organizasyonunda diğerleri gibi emek veren kurumuz. Projenin sahibi Keşan Belediyesi’dir. Karşı grubun bu söylemlerini vizyon eksikliğine bağlıyoruz. Yani “Nereden çıktı bu proje” kimse demedi Sayın Cemal Yazıcı’dan başka.

Keşan Ticaret ve Sanayi Odası’nın 3 yılda bir denetime girerek Akreditasyon belgesini yenilediğini ve son akreditasyon belgenizin de yanlış hatırlamıyorsak 2019 yılına kadar süresi olduğunu sosyal medya hesaplarınızdan duyurmuştunuz. Bu konuda süresi geçti diye iddia edenlerden bir özür, düzeltme veya bir cevap aldınız mı?

Akreditasyon konusunda bahsettiğiniz iddialar yapıldı, hem de göz göre yapıldı. Belgemizin geçerlilik süresinin bittiği iddia edildi. Akreditasyon belgesinin geçerlilik süresi 3 yıldır. Biz ilk akredite belgemizi 2013 yılında aldık. Daha sonra 2016 yılında tekrar denetime girdik ve belgemizi yeniledik. Türkiye ortalamasının üzerinde bir puan alarak akreditasyon denetiminden başarıyla geçen Odamızın şuandaki akreditasyon belgesi 31.12.2019 tarihine kadar geçerlidir.

Akreditasyon belgesi 5 yıldızlı hizmet veren oda ve borsalara verilmektedir. Şu anda odamız, Paris’teki, Berlin’deki, İzmir’deki, Adana’daki odalar nasıl hizmet veriyorsa aynı kalitede hizmeti üyelerine

vermektedir. Tüm Dünya’ya akredite olmuş bir odayız. Türkiye ortalamasının üzerinde puan alan ender odalardanız. Üyelerimiz ve Odamız adına gururluyuz. Şimdi tüm bunlar ortadayken göz göre ‘akredite belgeleri yok, süresi geçti’ dediler. Belgemizin devam ettiğini ispatladık cevap alamadık, mahcup oldular. Seçim kazanmak için bu yöntemlere gerek yok, seçim kazanmanın yolu çalışmak ve kendi projelerini anlatmaktır. Rakip arkadaşlarımız sürekli bizim açıklarımızı kollamakla meşguller. Allah onların da yolunu açık etsin ama kazanmak çalışmakla olur, bu yöntemlerin yanlış olduğunu kendilerine belirtmek isterim.

Keşan TSO’nun yıl içinde yaptığı bazı yardımlar var. Mesela giyim yardımları konusunda yine karşı gruptan bir kişi, yardım çeklerinin meclis üyeleri tarafından ve esnafa dağıtılarak değil bunu Milli Eğitim Müdürlüğü ile yapacaklarını dile getirdi. Yardım çeklerinin Keşan TSO’nun çalışma organları tarafından ihtiyaç sahiplerine verilmesi ve ihtiyaç sahiplerinin de bu çekler ile üye işletmelerden ihtiyaçlarını karşılamaları üzerine kurulu sistem yanlış bir sistem midir?

Aslında bu konunun dile getirilmesi bile bizlere üzüntü veriyor, çünkü burada konu ihtiyaç sahipleri. Bunun kamuoyuna açık bir şekilde dillendirilmemesi kanaatinde olmamıza rağmen iddialarına cevap verelim.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından tüm oda ve borsalara, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere gıda ve eğitim yardımı bütçesi gönderilir. Eğer ihtiyaç sahiplerine gıda yardımı yapacaksak, önce erzak paketine konulacak ürünleri, bu ürünlerin kalitesini ve cinsini belirleriz. Sonrada üye firmalarımızdan eşit oranda bu ürünleri alır ve Komitelerimiz, Meclisimiz, Personelimiz, Sivil Toplum Örgütlerimiz, Derneklerimiz, Kadın ve Genç Girişimcilerimiz vasıtasıyla bunları ihtiyaç sahiplerine ulaştırırız.

Yine eğitim yardımları kapsamındaki, giyim, ayakkabı ve kırtasiye yardımlarımızda hemen hemen aynı yöntemi izleriz. TOBB’dan gelen bütçe çok kişiye yetecek ve kayda değecek meblağlarda olacak şekilde imzalı/mühürlü çekler yapılır. Bunları da yine o sektördeki oda üyesi işletmelerimize eşit bölerek çekleri Meclis Üyelerimiz, Komitelerimiz, Personelimiz, Kadın ve Genç Girişimcilerimiz vasıtasıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırırız. İhtiyaç sahipleri ellerinde para yerine geçen çek ile işletmeye gider, ihtiyacını alır ve çeki işletmeye verir. Üye işletmemizde zamanı geldiğinde bu çekleri odamız muhasebesine teslim eder ve parasını alır. İnanın işletmelerimiz bile böyle dönemlerde oldukça duyarlı davranırlar ve çoğu çekin üzerinde yazan rakamdan fazla alışveriş yapılmışsa bile bunu hayrına feda ederler. Bunu yaşıyor, duyuyor ve görüyoruz.

Bu sistem kesinlikle yanlış bir sistem değildir. Aksine en doğru sistemdir. Birincisi ihtiyaç sahiplerini Keşan TSO’nun tüm Meclisi, Komiteleri, Personeli, Yönetimi, Kadın Girişimcisi ve Genç Girişimcisi ile yardımı paylaştığımız tüm sivil toplum örgütleri ve derneklerimiz tespit ediyor. Kendi çevresindeki ihtiyaç sahiplerini belirliyor. Hem daha geniş bir alana yayılarak tespit imkânı oluyor hem de olabildiğince çok kişiye kısa zamanda erişiliyor.

Burada üzüldüğümüz bir konu da şu; Bunun yanlış olduğunu dile getiren arkadaşlarımızın mensubu olduğu kırmızı grubun içinde Yüksel Alioğlu, Önder İnceoğlu, Cemal Yazıcı, Selahaddin Uyulgan, Adnan Uslu, Ahmet Koru gibi bazı arkadaşlarla geçmiş dönemlerde yıllarca birlikte çalıştık ve yanlış olduğunu ve doğru bulmadıklarını ifade ettikleri bu yardım dağıtım sistemini yıllarca bu arkadaşlar kendileri bizzat yaptı. Kaç yıl boyunca bu sistemden ihtiyaç sahiplerine destek ulaştırdık. ‘Ben eleştiri yapayım, çamur atayım’ mantığı var. O çamuru kendilerine bulaştırırlar, o çamur bize yapışmaz.

Kaldı ki; “Biz bunu Milli Eğitim vasıtasıyla yapacağız” diyorlar, biz zaten İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüzle de bu destek çalışmalarını okul ve öğrenci bazında yaptık. Yapmaya da devam ediyoruz. Yani onların dediği sistemi biz zaten uyguluyoruz, yeni bir şey söylemiyorlar. Sanırım Milli Eğitim Müdürlüğümüz ile yapmış olduğumuz çalışmaları takip etmemişler. Odamızın faaliyetlerinden bir haber olanların oda yönetimine talip olmaları da ayrıca düşündürücüdür.

Size yönelttiğimiz soruların haricinde dile getirmek veya eklemek istediğiniz konular var mı?

Maaş alıyor diye iddialar üretiliyor. Ankara’daki Türkiye Ekonomik Raporu İnceleme Komisyonu Başkanlığım dahil oda Başkanlığımdan ne maaş, ne huzur hakkı ne de harcırah almıyoruz. Gönüllü hizmet ediyoruz. Bizim maaşımızda, huzur hakkımızda, harcırahımızda üyemizin memnuniyetidir…

Seçim çalışmalarında rakiplerimizin yalan ve yanlış konuşmalarına üzülüyoruz. Buradan söylüyorum; hiç üye gezmekle falan uğraşmasınlar, bu iddialarınıza belge bulun yarın Sarı Listeyi geri çekip istifa edeyim. Seçim sürecinde hiçbir iddia ve iftira söyleminde bulunmadık. Sadece ve sadece yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlattık. Çünkü bizim derdimiz hizmet..!

Odamızı 365 oda ve borsa arasından Türkiye’nin ilk 10 odası arasına almışız, Türkiye ortalamasının üzerinde bir başarıyla akredite olup 5 yıldızlı hizmetleriyle Türkiye’de örneklerine rastlamayacağınız etkinlikleri

gerçekleştiren bir odayız. Trakya’da en önde Türkiye’de örnek odayız, bunu herkes böyle biliyor. O yüzden istikrarın, yeniliğin ve girişimin peşindeyiz. Kendimizi güncelleyen yapımız ile bundan sonraki yönetimde de her türlü gelişimi gündeme getiren genç, yenilikçi ve geliştiren bir ekiple 1 Nisan’dan sonra üyelerimizin takdiriyle görevimizi devam ettirmek istiyoruz. Allah’ın izni ve Üyelerimizin desteğiyle yine mahcup olmayacağız..  KAYNAK:Değirmen Gazetesi

NOT: KTSO DA SEÇİME GİRECEK KIRMIZI LİSTEDEN SİTEMİZE ŞU ANA KADAR HİÇ BİR BASIN BÜLTENİ GÖNDERİLMEMİŞTİR. ONUN İÇİN O LİSTENİN HABERLERİ YER ALMAMIŞTIR. ANLAYANIN BİLGİSİNE.SONRA DA KIZIYORLAR. ADAY OLACAKLAR ÖNCE KEŞAN’DA GAZETELER  YANINDAİNTERNET  HABER SİTELERİ OLDUĞUNU ÖĞRENSİNLER ÖNCE…

0

Keşan Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu, 1 Nisan Pazar günü yapılacak olan organ seçimleri ile ilgili açıklama yaptı.

Keşan TSO Yönetim Kurulu adına, Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Helvacıoğlu, tüm üyeleri seçimde oy kullanmaya davet ederek şunları kaydetti;

“Keşan Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu olarak organ seçimlerimizin, 1 Nisan 2018 Pazar Günü Odamız Hizmet Binasında yapılması yönünde karar aldık ve bunu üyelerimize anons ettik.

Odamız her türlü seçimi gerçekleştirecek donanıma ve yapıya sahiptir. Daha önce yeni hizmet binamızda seçim deneyimi yaşadık. 1660 m2’lik yeni hizmet binamızda ikinci seçimimizi gerçekleştirmiş olacağız. Avrupa standartlarında 5 yıldızlı hizmet veren odamız 5 yıldızlı seçim yapmaya da hazırdır.

Güvenlik kamera sitemleri, kafeterya ve ikramlarımız, 1660 m2 kapalı alan, asansör ve seçim süresince hizmet edecek olan teknik servisi, tüm binanın elektrik yükünü kaldıracak jeneratör ve olası arızalara anında müdahale edecek teknik ekip, otopark imkânları, dinlenme ve toplantı odaları ile üyelerimize 5 yıldızlı bir seçim süreci yaşatacağız.

Seçimleri Odamızda yapmamızın bir başka gerekçesi de şudur; Üyelerimize hızlı ve yerinde hizmet vermek bizim en önemli çalışma felsefemizdir.

Seçimlerimizi Keşan Lisesi’nde yaptığımızı farz edin, seçim günü oy kullanacak üyelerimiz yetki belgesi alacaklar, biz onları bir odaya bir oy kullanmak için Keşan Lisesi’ne koşturamayız.

Üyelerimize iş ve zaman kaybı yaşatmamanın peşindeyiz. Seçim günü olan Pazar günü Odamız Ticaret Sicil Müdürlüğü açık olacak. Üyelerimiz aynı binada belgesini alacak aynı binada oyunu kullanacak.

İş camiası olarak biz büyük bir aileyiz. Üyelerimiz ile 1 Nisan’da huzurlu ve güvenli bir seçim yapacağız. Bize yakışan da bu olacak.

1 Nisan 2018 Pazar günü tüm üyelerimizi oy kullanmaya davet ediyoruz.”

0

Enez Belediye Başkanı Ecz. Abdullah Bostancı, yeni pazar yeri yapımı tamamlanana kadar geçici pazar yerinin belirlenmesi için istişare toplantısı düzenledi. Enez Belediye Başkanlığı makam odasında düzenlenen toplantıya Enezli esnaflar ve vatandaşlar katıldı. Başkan Bostancı, katılımcılara ilk olarak yeni yapılacak pazar yeri hakkında genel bilgiler verdi. Bostancı “Bilindiği gibi yeni pazar yeri için ihale aşaması tamamlandı. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen ihalede yaklaşık maliyeti 2 milyon 237 bin(KDV dahil) lira olarak belirlenen ihale 1 milyon lira kırım yapılarak 1 milyon 47 bin liraya kazanılmış olup sözlemesi imzalanmıştır. 1 milyon 47 bin lira Enez halkına kazandırılmıştır. 27 Mart 2018 Salı günü itibariyle başlanan eski Pazar yerinin yıkım çalışmaları tamamlanarak 2 Nisan 2018 Pazartesi günü yeni pazar yeri inşaatına başlanılmış olacak. Yeni pazar yerimiz en geç 1 Temmuz 2018 tarihi itibariyle hizmete açılacak. 3500 metrekare alan üzerine kurulacak yeni pazar yerimizde, cuma günleri kurulan haftalık pazar dışında vatandaşlarımız pazartesi, salı ve çarşamba günleri kendi ürettiği ürünlerin satışını bu pazar yerinde yapabilecekler” diyen Bostancı, yeni pazar yerinin Enez halkına şimdiden hayırlı olmasını diledi. Düzenlenen istişare toplantısında tüm katılımcıların görüşleri alındıktan sonra geçici olarak kurulacak pazar yerinin Kale Caddesi, Plaj Caddesi ve İbrahim Bitikli Sokak’ta olması kararı alındı.

0

 

Özellikle hizmet ve gıda sektöründe zorunlu olan “Hijyen Eğitim Belgesi” Keşan TSO, Keşan Lokantacı Kahveci ve Otelciler Esnaf Odası ve HEM işbirliği ile yeniden düzenleniyor.

Keşan TSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mustafa İşçimen, özellikle gıda ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren oda üyelerinden gelen talep üzerine hijyen eğitimlerini devam ettireceklerini söyledi.

Keşan TSO (Keşan Ticaret ve Sanayi Odası), Keşan Lokantacılar, Kahveciler ve Otelciler Esnaf Odası ile Keşan Halk Eğitim Merkezi (Keşan HEM) işbirliğinde gerçekleştirilecek olan Sertifikalı Hijyen Eğitimleri için kayıt süreci başladı.

Mustafa İşçimen konu ile ilgili yaptığı açıklamada, kurumlar işbirliği ile düzenlenecek olan Hijyen Eğitimlerinin özellikle turizm mevsimi yaklaşırken açılmasının oldukça yerinde olduğunu ve tüm üyelerin bu konuda hassasiyet göstereceğine inandıklarını dile getirdi.

İşçimen açıklamasında; “Her iki odaya kayıtlı oda üyeleri ve çalışanları kendi odalarına bu eğitimi alabilmek için başvurabilecekler. Gerekli evrakları ile birlikte Halk Eğitim Merkezi’ne verilmek üzere 70 TL. eğitim ücretini bağlı oldukları odaya teslim eden başvuru sahipleri, toplam 20 kişilik her başvuruda kursa alınacaklar. Her 20 kişide bir kurs düzenlenmeye devam edilecek. 10 Nisan tarihine kadar kayıtlarımız devam edecek ve Hijyen Eğitimi kurslarımız hep bu düzende ihtiyaç görüldükçe açılmaya devam edecek. Üyelerimizin denetimlerin de artacağını göz önünde bulundurarak mağdur olmamaları için bu konuya özen gösterip ivedilikle gerekli başvuruları yapmalarını istiyoruz” şeklinde konuştu

0

Keşan’ın Çamlıca Köyünde Bulgaristan ile birlikte yapılan Ressamın Yolu projesi sona erdi.

0

Taşeron personelin sınav sonuçları açıklandı

Enez Belediyesi birimlerinde çalışan taşeron işçilerin işçi statüsüne geçişinde son aşamaya gelindi. Süreç içerisinde yapılan tahkikatlar neticesinde şartları kanunlara uyan ve sınava girmeye hak kazanan personel için sınav düzenlendi. Sözlü ve uygulamalı olarak yapılan sınava, 59 taşeron personel katıldı ve tamamı işçi statüsüne geçmeye hak kazandı. 696 sayılı KHK(Kanun Hükmünde Kararname) ile başlayan sürecin sonunda; Enez Belediyesi bünyesinde taşeron işçi olarak çalışan personel, 2 Nisan 2018 tarihi itibariyle sürekli kamu işçisi statüsüne geçiş yapacaklar. Sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından, Enez Belediye Başkanı Ecz. Abdullah Bostancı, Enez Belediyesi bünyesinde çalışan ve işçi statüsüne geçmeye hak kazanan tüm taşeron personele hayırlı olsun dileklerinde bulundu. Başkan Bostancı, başta Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakan Binali Yıldırım’a, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıoğlu’na ve taşeron personelin işçi statüsüne geçişi ile ilgili emeği geçen herkese teşekkürlerini dile getirdi.

0

1- Elia’ya mektup

2- Hollanda’da seçim var

3- Türkiye-Hollanda gerginliğini körüklemeyelim

4- Corendon

5- Hollanda’nın en etkili Türk’ü:Turgut Torunoğulları

6- Yurtdışında doğdu, aidiyetini kaybetmedi: Murat Gedik

7- Elektronik müzikte çığır açacak: Erdem Ataner Yüce

8- Yine Neder (Alçak) De Telegraaf

9- Dünün tıfılları, bugünün ünlüleri…

10- Bir deli Lahey Büyükelçiliğimizi korkuttu

11-Hollandalılar gibi Türkler de bisikletli olacak

*****

 

İlhan KARAÇAY’dan Hollandalı futbolcu Elia’ya mektup:

Sevgili Kardeşim Eljero Elia,

Sen yanacaksın be !
Hem de iyi niyetinle !
Bilmeden yanacaksın !

 

Dün Beşiktaş’a attığın golden sonra TV kameralarına ve fotoğrafçılarına verdiğin poz yüzünden yanacaksın.
O verdiğin poz, özellikle De Telegraaf gazetesinin hiç hoşuna gitmeyecek.
Ne demekmiş, golü attıktan sonra Türk askerine selam vermek?

Oldu mu senin bu yaptığın?
Bak, Suriye’de terör mücadelesi veren Türk askerine destek vermek için sınıra giden bir grup Hollandalı Türk’e nasıl da kızmıştı De Telegraaf. Öylesine kızmıştı ki, bu konuda konuşturmadık ne Bakan bırakmıştı, ne de parlamenter.
Mehmetçik’e moral vermek için sınıra giden ve fotoğraf çektiren Türkler’in ne Bozkurtluğu kaldı, ne de Erdoğancılığı…
Sem şimdi Mehmetçiğe armağan ettiğin  ettiğin o golün fotoğrafı ile yanacaksın vallaihi.
De Telegraaf seni bu konuda hiç affetmez vallahi!

Ne bilsin zavallı De Telegraaf ve harekete geçirdiği politikacılar, Mehmetçiğe saygı duymanın anlamını?
De Telegraaf ve Hollandalı politikacıların çoğuna göre, Türk devletine saygı duymak Erdoğancılıktır ve Bozkurtluktur.
Bak, Wikileaks  geçen yıl Erdoğan’a gönderilen 400 bin emaili açıklamıştı. Benim her ay yayınladığım haber bültenlerimi 25 bin email adresi ile birlikte, Erdoğan ve ekibine de gönderdiğim için, De Telegraaf’ın yan kuruluşu olan  GEENSTİJL, beni ‘Klikturk’ olarak ifşa etmişti. Ben, klikçi olmadığımı, bültenimin 25 bin adrese gittiğini, Erdoğancı olmadığımı yazdığım halde o haber Geenstijl’den kaldırılmadı. ‘Klikturk’ olarak hala orada duruyorum.

Şimdi sen kalkıyorsun, De Telegraaf’tan sana gelecek azizliği hiç hesaba katmadan Türk askerine selam çakıyorsun.

Sen yandın be kardeş.
Feyenoord’ta top koşturduğun yıllarda ne kadar da çok seviliyordun. Türkiye’de attığın her golden ve oynadığın iyi futboldan sonra da övülüyordun.
Şimdi, Türk askerine verdiğin selam nedeniyle artık sevilmemen için herşey yapılacak.

Şimdi sen diyeceksin ki: ”İyi ama, Türkiye’de yaşamayanlar, buradaki gelişmelerin sağlıklı bir analizini yapamazlar ki. Buradaki gelişmeleri yerinde izlemeyip, kulaktan dolma duyumlarla haber yapanlar işi abartıyorlar. Burada evlatları için gözyaşı döken anaların, babaların ve bacıların acılarını görmeyenler ve hissetmeyenler, sağlıklı haber yapamazlar. Mehmetçiğe selam çakmanın manasını da bilemezler.”

Çok haklısın sevgili kardeşim Elia.
Kim bilir, kendilerini yayıncı bilenler, belki bundan sonra Türkiye’ye ve Suriye’ye kendi muhabirlerini gönderirler ve kendi gördükleri ve duydukları ile sağlıklı haberler yaparlar.
Tıpkı, 1920 yılında Habdelsblad’a  Türkiye’den yazan ve Ermeni iddialarının yanlış olduğunu, her iki tarafın birbirlerine karşı katliamlar yaptıklarını ama ‘Soykırım’ diye bir şey olmadığını belirten George Nypels’in yazdığı gibi…

 

*****

 

İlhan KARAÇAY yazdı:

 

*Türkler’in Hollanda seçimlerindeki rolleri…

*Türkler’in lobi oluşturmadaki olguları güçlendi

*Türkler’in güçlenmesi, ırkçıları çıldırtıyor

*Türkler’in katılımı küçümsenmek isteniyor

Önümüzdeki 21 mart günü Hollanda’da Belediye Meclis üyeleri seçilecek.
Bu seçimde, Hollanda’da 5 yılını doldurmuş herkes seçebilecek ve seçilebilecek.
Aynı gün, İstihbarat ve Güvenlik konusunda bir de referandum oylaması yapılacak. Bu seçime, sadece Hollanda tabiyetinde olanlar oy kullanabilecek.

Hollanda, 1986 yılında 150 yıllık anayasada bir değişiklik yaparak, yerel seçimlerde, Hollanda tabiyetinde olmayanalara da seçme ve seçilme hakkı tanımıştı. Bunun için sadece ‘Ülkede 5 yıl ikamet etmiş olma’ şartı vardı.

1986 yılında yapılan ilk yerel seçimlerde, ülkenin çeşitli yerlerindeki belediye meclislerine 16 Türk seçilmişti. Daha sonraki seçimlerde, seçilen Türkler’in sayıları artmaya başladı ve şimdilerde bu sayı 200’lere ulaştı. Bu arada, Belediye Başkan Yardımcılığı’na yükselen Türkler olduğu gibi, semtlerde Belediye Başkanı olan Türkler de oldu.

Türkler’in seçme ve seçilme haklarını elde etmeleri ile birlikte, lobicilikleri de güçlenmiş oldu. Bunun semeresini daha ilk seçimlerde görmüştük.
Hollanda’da, Hıristiyanlar’ın, Katolik, Protestan ve Ortadoks mezhebinde olanların, Radyo ve Televizyonlarda yayın hakları vardı ama, Müslümanlar’ın böyle bir hakkı yoktu. Yıllarca süren çabalar işe yaramamıştı ve hatta, ‘Siz bu işi unutun’ uyarısı bile yapılmıştı.

Ama 1986 yılındaki seçimler öncesinde başlayan seçim kampanyaları sırasında, Türk seçmenleri camilerde ve derneklerde ziyaret eden Başbakan, Bakanlar ve muhalefet liderleri, Türkler’in bu isteğine yardımcı olacakları sözünü verdiler.
Bu sayede Türkler aynı yıl bu hakkı kazandılar ve İslam Yayın Kurumu adı altında radyo ve televizyon yayını hakkını elde ettiler. Türkler’e bunun için 5 milyon gulden yıllık bütçe ve bir de villa tahsis ettiler.

Türkler’in yerel seçimlerde elde ettikleri bu güç, Hollanda tabiyetine geçen ve genel seçimlerde oy kullananlar sayesinde daha da gelişti. Resmi nüfusu 500 bini geçen Türkler’in, 350 bini Hollanda tabiyetine geçti. Böylece Türkler, genel seçimlerde de seçme ve seçilme hakkı ile güçlenmiş oldu.
Öyle ki, bu konuda bilinçlendiğimiz ilk seçimde 3 Türk asıllı parlamenterimiz oldu. Bu sayılar daha sonra 6’ya yükseldi. Hatta bir milletvekilimiz Devlet Bakanı bile olmuştu.

O zaman olduğu gibi, şimdi de, ‘Bir gün Başbakan’ın adı Ali olacak’ diye hayaller kuruyoruz.

Türkler’in lobi gücünü düşürmek isteyen Hollanda medyası,  seçimlere katılım oranını hep düşük gösterdi. Sonuçta bu hesap tahminden başka bir şey değildi. Ama biz her seçimde, Türkler’in verdiği tercihli oyları saydık. Türkler’in her zaman seçimlere ilgi gösterdiğini saptadık. Türkler’in seçimlere katılım oranı yüzde 70’lerin altına düşmüyordu.

Bu kez de, Hollanda’da 21 martta yapılacak olan yerel seçimlerde 300 bin Türk’ün oy kullanmasını bekliyoruz.

Ben şahsen oldum olası, ayrı bir parti kurup kendimizi soyutlamaktan yana değilim. Ben hep, çeşitli siyasi partiler içinde yer almamızı yeğlemişimdir. Zira, siyasi partiler içinde davamıza destek olacak Hollandalı partidaşlarımız olacaktır.

Ne var ki, siyasi partiler, Milletvekili, Belediye Meclis Üyesi ve İl Genel Meclisi Üyesi olan Türk asıllılara, bırakın destek olmayı, köstek oldular ve hatta partilerinden attırdılar.
Bunun ilk örneğini 2006 seçimleri öncesinde Ayhan Tonca, Osman Elmacı ve Erdinç Saçan’ın, sözde ‘Ermeni soykırımını tanımıyorlar’ gerekçesi ile aday listelerinde çıkarılışı sırasında yaşadık.

O zaman çok kızmıştık. Türk kökenli seçmenlerin önemini anlamayan siyasi partilere ders vermek için, az da olsa birlik olmuştuk ve oylarımızı Fatma Koşer Kaya’ya vermiştik. O zamanlar medya, Türk kökenlilerin verdikleri oylar ile D66 Partisini kurtardıklarını yazmıştı.

İkinci dışlanma örneğini üç yıl yaşadık. Zamanın Başbakan Yardımcısı ve Sosyal İşler Bakanı Lodewijk Asscher’in, yabancılar politikasına tepki gösterdikleri için, İşçi Partisi’nden atılan Tunahan Kuzu ile Selçuk Öztürk, mecliste kendi gruplarını oluşturdular ve sonra da DENK adında bir parti kurdular.

‘Yabancıların umudu’ olarak kurulan DENK Partisi’ni daha da güçlendirmek için, diğer yabancı kökenli siyasetçiler ile birleşmeyi amaçlayan Kuzu ve Öztürk, amaçlarına ulaşmışlardı.

DENK Partisi, 21 Martta yapılacak yerel seçimlerde, gerek kendi ölçümlerinde ve gerekse partiye gönül verenlerin nazarında çok başarılı olacak.
Seçimlerde, özellikle Amsterdam, Lahey ve Rotterdam’da, Belediye Meclisleri’nde çoğunluğu ele geçirmesinden korkulan DENK Partisi için çeşitli baltalamalar yapılıyor. Medyanın büyük çoğunluğu, Türkler’in seçme ve seçilme haklarından çok rahatsızlık duyulduğunu yazıyor, çiziyorlar.  Türkler’den başka Faslılar’dan ve hatta Hollandalılar’dan da oy alması beklenen DENK Partisi, seçim kampanyalarına daha ziyade, yabancı kökenlilerin haklarını savunma politikası sürdürdüğü için, en çok da yabancı düşmanı Gerd Wilders ile karşı karşıya geliyor.

DENK Partisi, seçimler yaklaştıkça popülaritesini yükseltirken, pek çok kesimde sempati kazanmaya da başladı.

21 Marttaki seçimde, çeşitli siyasi partilerin listelerinde pek çok Türk adayın isimleri yer alıyor. Özellikle küçük Belediyeler’de 300 veya 400  tercihli oy ile seçilebilen Türkler’in toplam sayısının  bu defa 300’ü geçmesi bekleniyor.

Bekleyeceğiz ve göreceğiz.
Hayırlısı olur inşallah!

*****

İlhan KARAÇAY yazdı:

 

Türkiye-Hollanda gerginliğini körüklemeyelim

Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin’in, Hollanda’ya gelişinin iptal edilmesi hakkında yapılmakta olan yayınlar, iki ülke arasındaki krizin daha gergin bir hale gelmesine yol açabilir.
Türk yayın organlarının, ‘Skandal’, ‘rezalet’ gibi başlıklarla yayınladıkları haberlerde, iki ülke arasındaki gerginlik adeta körükleniyor.

Nedir bu son olay?
Avrupa Türk Demokratlar Birliği (Union of European Turkish Democrats UETD’nin Hollanda kolu tarafından organize edilen, Dünya Kadınlar Günü kapsamındaki
‘Terör Mağduru Aileler & Terörle Mücadele’de Kadın’ konulu toplantıya davet edilen Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin’in bu toplantıya katılması Hollanda tarafından istenmedi.
Hollanda’nın çiçeği burnunda yeni Dışişleri Bakanı Stef Blok, bir yıl önce yaşanan olaylardan sonra iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulduğunu ve bu nedenle de, Fatma Şahin’in anlamlı bir şekilde tam bir yıl sonra bir toplantıya katılmak istemesini garip karşıladığını ve bu konuyu görüştüğü Türkiye Dışişleri Bakanı ile anlayış çerçevesi içinde hallettiklerini belirtti.
Stef Blok’un isteği üzerine, Fatma Şahin’in Hollanda ziyareti, Türkiye tarafından iptal edildi.

Durum böyle iken, Türk medyasının konuyu yeniden alevlendirip körüklemesi, iki ülke arasındaki gerginliğin iyileşmesine değil, daha da gerginleşmesini yol açacak niteliktedir.
Öyle ya, iki ülkenin dostluk ilişkileri, aşağıda hatırlatacağım nedenlerle tam bir yıl önce bozulmuş iken, yani iki ülke birbirlerine küs iken, hatta geçen hafta bu küskünlük perçinlenmişken, Türkiye’den bir politikacının yeniden Hollanda’ya getirilmek istenmesi ve toplantılarda konuşturulmak istenmesi, Hollanda tarafından ‘Provakasyon’ olarak nitelendirilmektedir.

  

Hatırlanacağı gibi, geçen yıl 11 martta yaşanan olaylardan sonra yazdığım yorumlarda, gerek Hollanda Başbakanı Rutte’yi ve gerekse Rotterdam Belediye Başkanı Ebutalep’i sert bir şekilde eleştirmiş ve hatta Başbakan Rutte’ye özel bir mektup da göndermiştim.
Daha sonra da hem Rutte’yi ve hem de Ebutalep’i yalancılıkla suçlayacak kadar ileri gitmiştim.

Peki şimdiki tepkim ne mi olacak?
Hiç. Bu olaya hiçbir tepki koymayacağım.
Neden mi?

Türkiyemiz ve Hollanda birbirlerine küs değiller mi?
Türkiye, Hollanda büyükelçisini bir yıl öne ‘İstenmeyen diplomat’ ilan etmedi mi?
İlişkilerin iyileşmesi için yapılan çalışmalar, daha geçen hafta, özür dilemek istemeyen Hollanda tarafının, kendi büyükelçilerini resmen geri çektikleri açıklamasıyla sonuçlanmadı mı?
Bu soruların tamamnın yanıtı tabii ki ‘Evet’tir.

O halde, istenmediğimiz bir ülkeye neden illa da gelme mecburiyeti hissediyoruz?
Bakınız, bizim Dışişleri Bakanımız, Hollandalı meslektaşının uyarısını haklı bulmuş ve Fatma Şahin’in seyahatini kendisi iptal etmiş.
Bu durumda, ‘Skandal’ ve ‘Rezalet’ gibi haberlerin yapılması da abesle iştigaldir.
Haaa, Hollanda akıllı olsaydı bu toplantıya izin verirdi ve o zaman da donmuş olan ilişkiler belki de erimeye başlardı. Ama Hollanda’da engin daldan murt yemek istemedi.

Deventer Belediye Başkanı Andries Heidema, Dışişleri Bakanı Stef Blok’un açıklamasını anlayışla karşıladığını belirtti ve  ‘Bu toplantı yapılsaydı, Deventer’deki hava çok gerginleşebilirdi’ dedi.

Neler yaşanmıştı?

Hollanda hükümeti, 16 Nisan 2017’deki anayasa değişikliği referandumu öncesi Türkiye’den siyasilerin ülkelerinde miting yapmalarına izin vermeyeceklerini açıklamış, Hollanda’ya gelmek isteyen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun uçağına iniş izni verilmemişti.
Ancak aynı gün Almanya’da bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, karayoluyla Rotterdam kentine gelmişti. Polis tarafından durdurularak Türkiye’nin Rotterdam Konsolosluğu’na gidişine izin verilmeyen Sayan Kaya, polis konvoyu eşliğinde sınır dışı edilmişti. Bu gelişme üzerine Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi Sadık Arslan Ankara’ya çağrılmıştı. Türkiye, istişareler için ülkesine giden Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Cornelis van Rij’ın dönmesine izin vermemişti.

Hollanda, ilişkilerin normalleşmesi için yapılan görüşmelerde Türkiye’nin “özür dilenmesi” ön koşulundan vazgeçmemesi üzerine, büyükelçisini resmen geri çekme kararı almıştı.

*****

*****

Hollanda’nın en etkili Türk’ü Turgut Torunoğulları, ‘Dostluk ve Barış Ödülü’ aldı.

 

*İş dünyasındaki etkinliği yanında, siyasi etkinliği de güçlü olan Torunoğulları’nı, Hollanda Dışişleri Bakanı işyerinde ziyaret etmişti

*Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Dünya Türk İş Konseyi DTIK’in  Avrupa Bölge Komitesi Başkanlığı yapan Turgut Torunogulları, Ankara’ya rapor üstüne rapor sunuyor

*3 Aylık otomobil triptik hakkının 2 yıla çıkarılmasında, askerlik bedelinin on binden bin euroya düşürülmesinde büyük rolü var

İlhan KARAÇAY’ın haberi…

Hollanda’da iş hayatına başladığı yıllarda ‘Panneman’ yani ‘Tencereci’ olarak isim yapan, daha sonraki yıllarda Türkiye’de turizm yatırımları yaparak yükselişini sürdüren Turgut Torunoğulları ödüllere doymuyor.
İş yaşamı boyunca çok sayıda ödül alan Torunoğulları, bu kez de
Hollanda-Türkiye İş Konseyi NETUBA’dan ‘Dostluk ve Barış Ödülü’ aldı.

Bu ödül Turgut Torunoğulları’na, Hollanda ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilerin gelişmesi için köprü görevini üstlenen NETUBA’nın düzenlediği 25’inci yıl kutlamasında, Hollanda ile Türkiye arasındaki ilişkilerin düzelmesi için yaptığı çabalardan dolayı verildi.

 

NETUBA’nın 25’inci yıl kutlamasında, Turgut Torunoğulları’na verilen ‘Dostluk ve Barış Ödülü’nden başka,  Amsterdam’da bulunan Acıbadem Sağlık Grubu ile, Hasankeyf projesinin restorasyonunu yapan Bresser Grubu’na da  ‘Ticaret Ödülü’ verildi

DIŞİŞLERİ BAKANI EDELSTAAL’DA

Geçen yıl 11 mart günü  Hollanda ile Türkiye arasında yaşanan üzücü olaylardan sonra, olayın başrol oyuncusu Dışişleri Bakanı Bert Koenders’i işyerinde ağarlayan ve Türk yemekleri yediren Torunoğulları’nın bu girişimi büyük bir sempati doğurmuştu.

Hollanda’nın eski Dışişleri Bakanı Bert Koenders, Turgut Torunoğulları’nın sahibi olduğu Edelstaal firmasında yapılan toplantı öncesinde görülüyor

 

Hollanda Dışişleri Bakanı Koenders, cereyan eden tüm üzücü olaylara rağmen toplantıya geleceğini bildirmişti. Edelstaal merkezini gezdikten sonra gördüğü manzara karşısında gurur duyduğunu belirten Bakan Koenders, Hollanda Türkiye dostluğunun çok köklü olduğunu dile getirmiş ve son yaşanan olayların, sokaktaki insanları etkilememesini, Hollanda’nın asıl zenginliğinin çok renklilik ve seslilik olduğunu söylemişti.

Bakan Koenders o günkü toplantıda şunları söylemişti:

Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders konuşmasını yapıyor

TORUNOĞULLARI’NIN ÇABALARI

Türkiye ile Hollanda arasındaki gerginliğin giderilmesi için, Torunoğulları’nın bu konudaki çabaları devam ediyor.
Torunoğulları’nın, yurtdışında yaşayan yurttaşlarımız için de çeşitli çabaları oldu. Semeresini gösteren en önemli çaba, otomobilleri ile yurda 3 aylık triptik ile girebilen yurttaşlarımız için, otomobillerinin Türkiye’de 2 yıl kalabilmesi oldu.

Torunoğulları’nın yurtdışından Ankara’ya taşıdığı faaliyet karnesine baktığımız zaman, bu karnenin pekiyilerle dolu olduğunu görürüz.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Dünya Türk İş Konseyi (DTİK) Avrupa Bölge Komitesi Başkanı ve  Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluğu YTB’nin Hollanda Danışma Kurulu Onur Üyesi olarak yıllardır mücadele eden Torunoğulları şunları söyledi:

DEİK ve Dış Türkler ve Akraba Topluluğu olarak, Avrupa’da çok geniş kapsamlı araştırmalar yaptık ve raporlar hazırladık. Hollanda’nın yanısıra diğer Avrupa ülkelerindeki STK’larla, işadamlarıyla ve DEIK/DTİK’in o bölgedeki temsilcileriyle  çok ciddi çalışmalar yaptık. Bu raporları tekrardan süzgeçten geçirerek, gerçek sıkıntı ve sorunlarımızı tespit ettik. Türkiye’de ilgili bakanlıklara ve aynı zamanda Avrupa’da yaşadığımız ülkelerde de görüşmeler yaparak, sorun ve sıkıntılarımızı dile getirdik ve raporlar halinde kendilerine sunduk. Sunulan bu raporları hem buradan hem de Ankara’dan bizzat takipçisi olduk.”

Triptik hakkının 3 aydan iki yıla uzatılması için verdiği mücadelede büyük bir başarı elde eden Torunoğulları’nın bir başka başarısı da, bedelli askerlik konusunda oldu.
İlk önce 10 bin euro olan bedel, daha sonra 6.500 euroya düşürülmüştü ama bu, Torunoğulları için yetmezdi. Torunoğulları bu konuda da şunları söyledi:

”Geçmişte yaptığımız araştırmalar, ilgili mercilere sunduğumuz raporlar herkesin malumudur. YTB ile çok uzun bir süreçli bir çalışma neticesinde, Cumhurbaşkanımız bedelli askerlik ücretini 6 bin 500 avroya indirdi. Bu rakamın daha da aşağı indilmesi için meclisin kararı gerekiyordu, zamana ihtiyaç vardı. Zaman içerisinde kanunlar gerçekleşti, o zamanın Başbakanı Ahmet Davutoğlu, bedelli askerlik ücretinin 1000 avroya indirildiği müjdesini verdi. Bu, DEİK ve YTB’nin başarısıdır. Biz çantamızda, elimizde raporlarla meselenin önemini anlatmaya çalışırken, çoğu insanımız bize inanmıyordu. Ancak şahsım ve ekibimiz başaracağımıza inanıyorduk. Bu güzel projelerin sonucunu almak çok büyük mutluluktur. ‘Bu projeleri Turgut Torunoğulları yaptı’ diye birşey kabul etmem asla söz konusu değildir. Çünkü bu projeleri arkadaşlarla hep birlikte gerçekleştirdik. DEİK, YTB ve Avrupa’daki STK’larımızla bu işlerin altına imza attık. Benim şahsımda yüklenen bir misyon olduğu için belki ben ön plana çıktım ancak asla tek başıma yapmadım.”

2018 TÜRKİYE-HOLLANDA YILI OLACAK!

Turgut Torunogulları, 2018 yılının Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkilerin normale döneceği yıl olacağını belirtirken şu açıklamayı yaptı:
” Yüklendiğimiz misyon ile  Hollanda ile Türkiye arasındaki ilişkilerin daha iyiye gitmesi için çabalarımızı sürdürecegiz. Bizler Avrupa’daki girişimciler olarak, her iki ülkede de yatırımlarımıza devam ediyoruz. Bu gün Avrupa’da 5 milyondan fazla Türk yaşamaktadır. Bizler Avrupada ve Hollanda’da hem işveren, hem üretici hem de tüketiciyiz. Bu bağlamda içinde yaşadıgımız ülkelere ekonomik katkılar saglamaktayız. Hollandalı girişimcilerle birlikte Türkiye’de ve diğer ülkelerde ortak projelere imza atacagız. Bu konudaki çalışmalarımız sürüyor.

400 küsur yıllık  Türkiye-Hollanda ilişkilerine hep dostluk, karşılıklı anlayış, yardımlaşma, olumlu ticari ve siyasi güzel ilişkiler damga vurmuştur.

”70’li yıllarda Hollanda’da ‘Türk’ deyince akla misafir işçi gelirdi. Baklava kebap gelirdi. Ben gençlik yıllarımda otobüs ile Kars’a kadar gittim. Türkiye’yi ve Türk insanını biliyorum.

Yaşanan olaylar sizi etkilemesin. Bakın sizlerin bu ülkenin birer katma değeriniz olduğu şu manzaradan belli. Üreten çalışan insanlar görüyorum, az önce sayın Turgut Torunoğulları’nın da belirttiği ve rakamları verdiği gibi, 20 binin üzerinde işverenin olması, Hollanda’da yaşayan Türkler’in ne derece başarılı olduğunu gösteriyor.”

Fakat, 11 Mart 2017 tarihinde yaşanan talihsiz olaylar bu ilişkilerin yönünü bir anda değiştirdi.
Bakanımız Fatma Betül Sayan Kaya hanımefendinin Rotterdam’a gelişi ve konsolosluğa alınmayarak yurt dışı edilmesi ile başlayan olaylar sonunda, iki dost ülke arasında kriz bir anda tırmandı.
Olayların bu duruma gelmesinde kim haklı kim haksız gibi bir polemiğe girmek, siyasi iradelere müdahale etmek, karar vermek haddimize değil elbette.
Bize düşen, her iki ülkenin de insanları olarak, iki ülkeyi de  seven, yasalarına saygılı insanlar olarak olayları körüklemek değil, yatıştırmak olmalıydı.
Öyle de yaptık.
Düşünün, iki kardeş, iki aile, iki dost  bile zaman zaman görüş farklılıklarına düşüyorlar, ararlarında münakaşalar oluyor.
O halde biz, bu ülkede yaşayan insanlar olarak bir şeyler yapmak zorundaydık. 11 Mart 2017 akşamı yaşanan olayların hemen ardından, adeta bir kriz masası oluşturarak, merkezi Den Bosch şehrinde olan  Edelstaal şirketimizde iş, siyaset, basın, STK  dünyasının saygın isimleri ile bir araya geldik.
Hollanda Dışişleri Bakanımız Sayın Bert Koenders, davetimizi kabul etmişti.
11 Mart olaylarının sıcaklığı soğumamışken 13 Mart 2107 akşamı   şirketimizi ziyaret eden Bakanımızı,  şirketimizde çalışan kardeşlerimiz başta olmak üzere, ağırlayarak birlikte yemek yedik. Kendisine, yaşadığımız ikinci vatanımız Hollanda’yı ne kadar sevdiğimizi, ne Türkiye’den ne de  Hollanda’dan vazgeçmeyeceğimizi belirttik ve Hollanda ile Türkiye’nin 400 yılı aşkın köklü dostluğundan söz ettik. Sağolsun Bakan Koenders da,  iki ülke arasında dostluğun baki olduğuna inancının tam olduğunu söyleyerek, Hollanda’da yaşayan 500 bin Türk’ü ayırt etmeden, kendi öz vatandaşları gibi gördüklerini vurguladı.
Biz iş dünyası olarak, Türkiye ile Hollanda arasında köprü olmak, ilişkilerin rayına oturması  için  üzerimize düşeni yapmaya devam ettik. Geçen mayıs ayında NETUBA’nın yaptığı organizasyonla, Hollanda’nın en büyük şirket temsilcilerini Türk işadamları ile Marmaris’de buluşturduk.
Ben şahsım ve şirketlerim adına hep bunu yapmaya çalıştım. Biliyorsunuz her zaman  her  haksızlığa  karşı  tavrımızı  anında  ortaya  koymuşuzdur.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurumu DEİK adına, Avrupa’daki vatandaşlarımızın  haklarını  her zaman  savunmuş ve olumlu sonuçlarını da her zaman almışızdır.” 

*****

İlhan KARAÇAY, Hollanda Ülkücüleri’nin lideri Murat Gedik ile konuştu

* Yurtdışında doğmuş ama, Türkiye’ye aidiyeti zayıflamamış

* Siyasi bir yol seçmiş ama, sosyal ve kültürel alanda yararlı olmuş

Kim demiş, ‘Yurtdışında doğanın aidiyet duygusu zayıf olur’ diye ?

Bu savın yanlış olduğunun en büyük ispatı, Hollanda’da doğmuş olan Murat Gedik’tir. 1973 yılında Nijmegen’de doğan Murat Gedik’in Türkiye’ye olan aidiyet duygusu, Türkiye’de doğmuş ve büyümüş pek çok kişiden daha fazladır.
Neden mi?
Çünkü Murat Gedik, pek çok kişinin, özellikle Avrupalılar’ın ‘Aşırı sağ’ iddiasında bulunduğu bir geleneği, Türkiye’den binlerce kilometre uzaktaki Hollanda’da doğmuş olmasına rağmen kendine şiar edinmiş bir Türktür.

Öyle ki, Türk milliyetçiliğinin temeline imzasını atmış olan Alparslan Türkeş’in mirası sayılan ‘Ülkücü’  sıfatını taşıyacak kadar ülkesine bağlı olan Murat Gedik, şimdilerde Hollanda’daki ülkücülerin liderliğini yapıyor.

Ülkücüler’in beşiği sayılan ‘Türk Federasyon’ da yıllarca çeşitli kademelerde görev yapmış olan Murat Gedik, 19 Mayıs 2012 tarihinden bu yana Hollanda Türk Federasyon’un başkanlığını yapıyor.

İş yaşamına ‘Mali İşletmeci’ olarak devam etmekte olan Murat Gedik, Hollanda’nın dört bir tarafında bulunan çok sayıda derneğin çatısı altında birleştiği Türk Federasyon’da, pek çok yeniliğe imza attı ve sayısız etkinlikler ile yurttaşlarımıza yararlı olmaya çalıştı.

Murat Gedik’in başında bulunduğu Federasyon’un, Türkiye’deki Milli Hareket Partisi MHP ile resmi bir bağı yok ama, adı geçen partinin ideolojisi ile hareket ettiği inkar edilmez bir gerçektir.
Her siyasi partinin olduğu gibi, MHP’nin de yurtdışında yandaşı ve sempatizanı olarak faaliyette bulunan Türk Federasyon’un Hollanda’daki kuruluşu, çoğu zaman asılsız iddialar ile saldırıya uğramış ve faaliyetleri engellenmeye çalışılmıştır.

Murat Gedik’e önce kitabımı imzalayarak armağan ettim, sonra da  siyaseti değil, sosyal ve kültürel faaliyetleri içeren bir söyleşi yaptım.
Murat Gedik ile, Türk Federasyon’un Amsterdam’daki Genel Merkezi’nde, Federasyon’un Genel Sekreteri Erim Uğurlu ile birlikte yaptığım söyleşi şöyle gelişti:
– Murat bey, öncelikle ‘Ülkücü’ kavramını tanımlar mısınız?

– ”Ülkücülük, Türk milliyetçiliği üzerine kurulmuş bir düşünce akımıdır. Dünya üzerinde yaşayan ne kadar Türk varsa, onların bir hedef doğrultusunda birleşmesini sağlayan bir kavramdır. Bunu da, iyi eğitilmiş, asimile olmadan, yaşadığı topluma barış ve huzur getiren Türk Gençleri başaracaklardır. Federasyonumuz, Türklük ruhuna uygun ve bu ruhu benimsemiş bir gençlik yetiştirmek için çalışmalar yürütmüş ve yürütecektir. Ne Türk’ü İslam’dan ne de İslam’ı Türk’ten ayırabiliriz.”

– Federasyonunuzun kuruluş biçimini anlatır mısınız?

– ”Sekiz kişiden oluşan bir yönetim kadromuz var. Yönetim kurulumuzda yer alan arkadaşlardan beşi ya burada doğdu ya da çok küçük yaşlarda Hollanda’ya geldi. Eğitimini burada tamamlamış arkadaşlardan dördü üç yabancı dil biliyor. Ne mutludur ki, eğitimli ve kaliteli insanlardan oluşan bir kadro ile çalışıyoruz.”

– Faaliyetleriniz genellikle neleri kapsıyor?

– ”Değişik alanlarda faaliyetlerimizi yürütüyoruz ama mevcut yönetimde ağırlıkla yöneldiğimiz alan, kültürel eğitim olmuştur. Türk-İslam eğitiminde çocuklarımıza, Türk tarihi öğretiliyor ve bu konular üzerinde duruluyor. Aynı zamanda dini eğitimler de veriliyor Ne Türk’ü İslam’dan ne de İslam’ı Türk’ten ayırabiliriz.”

– Eğitime katkı için projeleriniz var mı?

– ”Uzun bir süredir, bir ‘Üniversiteliler Masası’ oluşturduk. Geleceğimizi gençlerimize emanet edeceğimiz için, böyle bir çalışma başlattık. Belirli dönemlerde bu masa etrafında birleşen gençlerimiz, fikir alışverişinde bulunmakta ve yetişmekte olan çocuklarımıza iyi bir örnek olmaktadırlar. Bu gençlerimiz aynı zamanda, ilkokul ya da ortaokul düzeyindeki çocuklarımızın derslerinde başarılı olmaları için yardımda bulunuyorlar.

Üniversiteliler masasını oluşturduktan sonra bir düşünce masası kuruldu. Bu masada, seçilen belirli konular uzmanlar tarafından değerlendiriliyor ve Türkler’e olan etkisi sorgulanıyor. Ortaya çıkan sonuç önce teşkilatlarımıza, teşkılatlarımız vasıtasıyla da insanlarımıza iletiliyor.”

– Federasyon’un faaliyetleri için maddi yardım alıyor musunuz?

– ”Şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim; Hiçbir devletten yardım almadan ayakta kalabilen, hatta kendini geliştiren, yegane kuruluş, Hollanda Türk Federasyon’dur. Federasyon olarak çok zor günler atlattık. 10-15 yıl geriye gittiğiniz zaman, toplumda bize karşı muazzam bir önyargı vardı. Kuruluşumuz, çok büyük iftiralara maruz kaldı. Herhalde bize atılan çamurların az bir kısmı başka kurumlara atılmış olsaydı, o kurumlar şimdi hayatta olamazlardı. Bu durum da, federasyonumuz bünyesindeki bağların ne kadar güçlü olduğunu her kesime göstermiştir. Biz şekil ya da sembol temsil eden bir kurum değiliz. Günümüzde bizleri karalayan bazı Hollanda basın-yayın organları mevcut.”

– Hollanda’daki Türklerin genel durumu hakkında bir değerlendirme yapar mısınız?
– ”Hollanda’nın 17 milyona yakın genel nüfusu var. Bunun 500 binini, kökü Türkiye’de olan insanlarımız oluşturuyor. Çünkü burada dördüncü nesili yaşatıyoruz. Yabancı kökenli olarak birinci sıradayız. Buna sayıca Faslılar da yavaş yavaş yaklaşmaya başladı. Türk insanının geneline baktığımızda, dördüncü nesilde olmasına rağmen hâlen bir ikilem mevcut.
Türk’üz ve Batı Hıristiyan kültürünün etkisinden dolayı zaman zaman zorluklar yaşanıyor. Genel manada her mevkide görev alanlarımız var. Hollanda Meclisine baktığımızda şu anda 8  Türk milletvekili, Senato’ya baktığımızda da 5 Türk var. Yerel yönetimlerde insanlarımız uzun zamandır var. Türk insanı genelde sivil toplum kuruluşları tarafından temsil ediliyor. Kültürel, dinî ve siyasal ağırlıklı her türlü kuruluş mevcut. Bizler Türk Federasyon’u temsil ediyoruz. Şu anda 25’e yakın binalı yani kapısı açık olan teşkilatımız var. Bunun dışında onlarca oba teşkilatımız var.”

– Siz Hollanda’da ikinci nesil olduğunuzu belirttiniz. Birinci nesilden başlayarak özetle dördüncü nesle kadar bu nesiller ne gibi sorunlar yaşadılar ve şu andaki durum nedir?
– ”İlk gelen Türkler, yani bizim anne ve babalarımız Türkiye’de gerekli uyumu sağlayamamışlardı. Genelde eğitim düzeyi düşük olan bu insanlar Avrupa’ya çıktığında çok zor şartlar altında yaşamışlar. Hollanda ile Türkiye arasında 1964 yılında yapılan bir Ankara Antlaşması var. Bu anlaşma ile birlikte bizim Türk insanı hukuki, yani yasal yollardan oraya yerleşmeye başladı. Türk insanımızın burada 500 bini bulmasında belirli aşamalar vardır. Birincisi, Ankara Anlaşması ile yapılan göçtür ve bu en büyük göçtür. İkincisi, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nin sonucu olarak belirli sayıdaki insanımızın buraya siyasi amaçla gelmesi olmuştur. Türk Federasyon da bundan büyük darbe almıştır. Üçüncüsü, Hollanda’ya aile birleşimi ile gidenlerdir. Türkiye’den evlenip eşlerini Hollanda’ya getirme olayıdır. Gelenler üç ana kaynaklı olmuştur. Şimdi bu üç kaynağın üçü de kapatıldı. Bu açıdan baktığımızda, birinci nesil çok büyük zorluklar yaşamıştır. Çok ağlanacak durumlar yaşamışlar. Örneğin; dil yok, el kol ve göz hareketleri ile günde 12, 13, 14 saat zor şartlarda çalışma söz konusu. Evden işe, işten eve, yanlarında eşleri yok, sosyal bir hayatları yok. Eşlerini getirme işlemi 1977-1978’den sonra gerçekleşmeye başladı. Dil konusunda muazzam zorluklar yaşandı. Bayramlarda namaz kılacak yerlerinin olmadığından dolayı, bayram namazı için 100 kilometre yol gidenler oldu. İmam yok, namaz kılınacak yer yok. Namazlarını kilise köşelerinde kıldılar. Tüm bunlar roman ve filmlere konu oldu.”

– Bu sorunların şimdi tamamen aşıldığını söyleyebilir miyiz?
– ”Şimdi tüm bu sorunlar artık aşıldı. Bana göre en büyük sorun, Anadolu’da tam olarak uyum sağlayamayan insanların tamamen ayrı bir kültürün içine girmesi olayı idi. Birinci nesle baktığımızda Anadolu’dan nasıl çıktılarsa hâlen aynı durumda duruyorlar. Hem Türkçesi gelişmemiş hem de bulundukları ülkenin dilini öğrenmemişler. Hâlen daha Türkiye’den gelirken birlikte getirdikleri kültürle kalmışlar. Örneğin, birinci nesilden birisini, çıkmış olduğu köye götürün, aradaki farkı göreceksiniz. Hollanda’ya gelen insan gelişmemiş ama o insanın köyündeki insan ise gelişmiştir. Bu sosyolojik açıdan çok doğal olan bir şey. Bir de korku oluşmuş. “O topluma girersem benliğimi kaybeder miyim?” diye. Bu sıkıntılar hep yaşanmış. İkinci nesle geldiğinizde bana sorarsanız en büyük zorluğu aslında bunlar yaşadı. Çünkü birinci nesilde gitme ve dönme olayı vardı.  O umutla yaşadılar ve aradan 40 yıl geçmiş hâlen daha o umudu yaşıyorlar. İkinci nesil, yani orada doğan çocuklar olarak önümüzde hiçbir örnek olacak insan yoktu. Elimizden tutan hiç olmadı. Ailem eğitimi bilmezdi ama beni hep teşvik ederdi. Fakat bu eğitimi nasıl yapacağımı bilmezdi. Ama o bile bizim için büyük bir şeydi gelişmemiz açısından. Bu nesilden olan gençlerimizin önünün kesildiği de oldu. “Okusa ne olacak?” diyerek. Bu zorluklarla bizler aşama aşama okumayı becerebildik. Örneğin; ben yüksek lisansa kadar gidebildim ama bunu benim dışımda başaran o nesilden çok az bir kesim var. Ben üniversiteye başladığımda Türk olarak birinci sınıfta üç arkadaştık. Birisi birinci sınıfta üniversiteyi terk etti, ben bitirdim, diğer arkadaşım da bir süre ara verdi ve evlendikten sonra yeniden başlayıp bitirebildi. Biz ikinci nesil olarak ikilem de yaşadık.”

– Nasıl bir ikilem yaşadınız?
– Önceleri “Türk müyüz yoksa yaşadığımız toplumun insanı mıyız?” diye ikilem yaşadık. Eve vardığımızda kültürel açıdan yeterli bilgi alamıyorduk. Dışarıda zaten ayrı bir ortam vardı. Öyle bir ortamda yaşıyorsunuz ki Türklüğünüzden utanır bir hâl alıyorsunuz. Çünkü yaşadığınız toplumda Türkler’e ve İslam’a yönelik çok olumsuz bir tutum, bir ön yargı hâkim. Bunlar bizi çok etkiledi. Üçüncü nesil, ikinci nesli temsil eden bizlerden daha rahattı. Tam olmasa da okumuş ve dil bilen anne ve babaları mevcuttu. Oysa şimdi bizim çocuklarımız ana dilimiz gibi Hollandacayı biliyor. Çocuklarımız Türkçeyi çok iyi biliyor. Üçüncü ve dördüncü nesil bizden daha rahat. Fakat burada da şunu görüyoruz: Dördüncü nesilde bir yozlaşma söz konusu. Özellikle bazı ailelerde Türkçe yerine Hollandaca konuşmaları sıkıntı verebilecek seviyede.”
– Yurt dışındaki Türkler için Türkiye ne ifade ediyor?
– ”Her ne kadar 50 sene de geçmiş olsa, yurt dışında da Türkiye’nin ayrı bir yeri var. Biz şuna inanıyoruz: Güçlü bir Türkiye demek, yurt dışı Türkleri’nin -ki bizler buna dâhiliz- daha güçlü ve daha rahat bir hayat sürmesi demektir.
Güçlü bir Türkiye olsaydı, Türkmeneli’nde, Doğu Türkistan’da soydaşlarımıza yapılanlar olur muydu? Olmazdı elbette.
Güçlü bir Türkiye olsaydı Hollanda’da Türkçe dersleri ilkokulda müfredattan kaldırılır mıydı? Kaldırılmazdı.
Güçlü bir Türkiye olsaydı bu İslamofobi ile Türkler’in üzerine gidilebilir miydi? Gidilemezdi.
Bu açıdan Türkiye’nin çok önemli olduğunu düşünüyoruz ve olmazsa olmaz düşüncesindeyiz.”

-Sizin, Türk Dünyası’na ilgi ile baktığınızı, Türk Dünyası’nı hem yazılarınıza hem de faaliyetlerinize taşıdığınızı görüryoruz.

– ” Evet, Türk milletinin nerelerden geldiğini öğrenmek ve  bunu aktarabilmek için çeşitli girişimlerde bulunuyoruz. Örneğin Doğu Türkistan; Adından da anlaşılacağı gibi, bir Türk diyarı. Türk var olduğu andan itibaren ona yurtluk etmiş Türk Eli.
Hunlar, Göktürkler, İdikut, Karahanlılar gibi nice Türk devletleri bu topraklarda yeşermişlerdir. Yakın tarihte Hoca Niyaz Hacı önderliğinde, 1933 yılında Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kuruldu. Ömrü kısa olan bu Devlet Rus-Çin beraberliği ile çökertildi. 1944 yılında ise Gulca’da Alihan Töre önderliğinde Doğu Türkistan Cumhuriyeti kuruldu. Doğu Türkistan 1949 yılından itibaren ise Komünist Çin tarafından işgal edilmekte ve Çin’in insafsızca asimilasyon politikası devam etmektedir. Yasaklamalar, işkenceler, idamlar bu Türk topraklarında maalesef bir gerçek olarak gün geçtikçe çoğalarak sürmektedir. 1949 yılında Doğu Türkistan coğrafyasında Çin nüfus oranı %6 civarında iken (göçmen Çinliler bunlar) bugün bu oran %50 civarına ulaşmıştır.

Biraz Türk Kültür tarihi ile ilgilenenler, o toprakları Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lugat-it-Türk eserinden bilirler. Kaşgarlı Mahmud aslen Isık Göl’ün yakınındaki tarihi Barsgan şehrinden olup Kaşgar’da dünyaya gelmiştir ve muhteşem eseri Divanü Lugat-it-Türk’ü bugünlere ışık olarak Türklüğe armağan etmiştir. Her şeyden evvel bir sözlük olan bu ölümsüz eser Türk boy ve uruglarını toplamış ve bir Türk birliğini hayata geçirmiştir. Türk tarihi, coğrafya, mitoloji gibi Türk milli kültürüne yer vermiş bir ansiklopedik eserdir Divanü Lugat-it-Türk.

Örneğin, günümüzde Doğu Türkistan davasının bayraktarlığını yapan Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kadir, Hollanda’da başta Türk insanı olmak üzere davasını anlatmak için çeşitli ziyaretlerde bulundu. Sürgünde 15. yılını dolduran Rabia Kadir Hollanda Türk Federasyon’un da misafiri olmuş ve Doğu Türkistan Coğrafyasında yaşanılanları dile getirmiştir. Rabia Kadir bir kaç defa milliyetçi teşkilatlar tarafından Türkiye’ye de davet edilmiş, ama maalesef her seferinde vize başvurusu ret edilmiştir.
Bu konuyu anlatmam çok uzun sürecek. Bunun için çok daha geniş bir zamana ihtiyaç olacak. Ama biz, soyumuzun yeşerdiği yerleri hiç ihmal etmeyeceğiz.”

*****

Erdem Ataner Yüce, ‘Orient Von Dark’ ile elektronik müzikte çığır açacak

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Kaos adlı hardcore metal grubundan ve yer aldığı çeşitli projelerde yaptığı ses tasarımlarından tanıdığımız prodüktör Erdem Ataner Yüce, ilk solo projesini ‘Orient Von Dark’ ismi ile tanıttı.
Kendine ve projesine verdigi bu ismi, hayatını etkileyen iki önemli sanat eseri olan, Agatha Christie’nin ‘Murder On The Orient Express’ adlı romanından ve  Pink Floyd’un ‘Dark Side Of The Moon’ adlı albümünden aldığını söyleyen Yüce, parçalarının kayıt aşamalarından mix – master süreçlerine kadar, tümü ile kendisi ilgileniyor.
Yüce, geçtiğimiz haftalarda projesinin tanıtımını, ‘Slipknot Grubu’nun ‘Snuff’ parçasını elektronik formda ve kendi sanatsal bakış acısı ile coverlayarak gerçekleştirdi.
Elektronik müziğin, yeni çağın en büyük gelişimi olduğunu vurgalayan Yüce, amacının bu müziğe sanatsal bir bakış açısı ile yaklaşarak kendi tarzını ve kitlesini oluşturmak olduğunu söylüyor.

Davulda kendisine eşlik eden proje ortağı Berk Kırşavoğlu ile çalışmalarına yoğun bir şekilde devam eden Yüce, “Yaz itibarı ile festivallerde yer almaya hazırlanıyoruz. Hem görsel hemde işitsel olarak, kapsamlı bir show hazırlığı sürecindeyiz. Bu süreçte yeniden yayınlayacağımız parçalar ve bunlara çekeceğimiz ufak videolar olacak.” diye konuştu.

Erdem Ataner Yüce’yi tanıyalım:

Erdem Ataner Yüce, müzik hayatına 8 yaşında annesinin hediye ettigi ikinci el bir gitar ile başladı. Yüce, 16 yaşında Şebnem Ferah’ın bas gitaristi Buket Doran ile, bas gitar üstüne çalışmaya başlayarak, profesyonel kariyerine giden ilk adımları atmış oldu.

Yüce, 2011 yılında Hayko Cepkin’in bas gitaristi Poyraz Kılıç ile armoni ve bass üstüne çalışmalarını sürdürdü.

2012 yılında Galatasaray ITM müzik teknolojileri bölümüne girmeye hak kazanarak produksyon kariyeriyerine başlayan Yüce, bu süreçte Murat İlkan, Uğur Gülbaharlı, İdil Çağatay ve Tezcan Erol gibi isimlerden, şan ve armoni dersleri almaya devam etti.

2013 yılında tanıştığı ‘Pentagram’ın’ ve ‘The Climb’in vokalisti ve prodüktörü Gökalp Ergen ile, ileri prodüksiyon teknikleri ve mülti enstürmantalizim üzerine eğitimine devam eden Yüce, okulu devam ederken Bababjim stüdyolarına dahil oldu ve bu süreçte Şebnem Ferah, Hayko Cepkin, Mor ve Ötesi gibi Türk müziğinin önemli isimleri çalışma fırsatı yakaladı.
Ayni dönem içerisinde, Kaos adlı gruba bas gitarist ve prodüktör olarak dahil oldu.

2014 yılı içerisinde Kocaeli Belediye Konservatuarı’nda eğitmen olarak göreve başlayan Yüce, müzik tarihi, müzik sosyolojisi ve kritik müzik dinleme üstüne yaptığı çalışmalarla konservatuar bünyesinde 3’üncü sınıf öğrencilerine eğitim verdi.

Yüce, 2016 yılı içerisinde, Hayal Kahvesi Kocaeli’ne Müzik Direktörü olarak çağrıldı ve bu süreçte hem ‘live engineer’ hemde ‘sound designer’olarak çalışmalar yürüttü. Erdem Yüce, bu süreçte Sertap Erener, Koray Avcı, Selami Şahin, Halil Sezai, Can Gox ve Nilüfer gibi isimlerle çalışma fırsatı buldu.

  

SKUNK ANASİE GRUBU VE TAUBERTAL FESTİVALİ

 

2017 Yılında başlattığı solo elektronik projesi, ‘Orient Von Dark’ ile şu anda kariyerine yön vermekte ve festivallere hazırlanmakta olan Yüce, Almanya Taubertal Festivali’nde sahneye çıkarak, Türkiye’yi temsil etti ve
 Skunk Anansie’ ile aynı sahneyi paylaşarak, 19 ülke arasında 3’üncü oldu.

*****

İlhan KARAÇAY yazdı:  

 Yine NEDER De Telegraaf (Alçak)

 

Sosyal yardım Ödeneği alan Türkler’in, Türkiye’deki mal varlıklarına göz koyan Hollanda belediyelerini, en yüksek mahkeme durdurdu ama ‘De Telegraaf’ Türkler’in yüzde 20’sini ‘Sahtekar’ ilan etti

 

   

Hollanda’nın en çok satan gazetesi De Telegraaf gazetesi için,  ‘Neder Telegraaf’ yakıştırmasını yaptığım yıldan bu yana, onlar da Türkler için ‘Nederturken’ demeye başlamışlardı. Hoş, Hollandalı okurlar, Telegraaf’ın asıl amacını anlayamıyor ve bu deyimin Nederland ile eşdeğer olduğunu sanıyor. Ama De Telegraaf’ın yaptığı bana karşı bir misillemedir.

‘Alçak ülke’ (Deniz seviyesinden alçakta olduğu için) anlamına gelen Nederland, Hollanda’nın dünyadaki resmi ismidir. Zira ben 1994 yılındaki Dünya Futbol şampiyonası’nı takip etmek için gittiğim ABD’nin sınır kapısındaki forma ‘Holland’ diye yazdığım zaman, Amerikalı memur beni sıradan çıkarmış ve ‘Hollanda diye bir ülke yok. Sıradan çık ve yeni bir form doldur, Nederland diye yaz’ diye uyarmıştı.

İşte, bu Nederland’ın, ‘Neder’ gazetesi De Telegraaf yine yaptı yapacağını.
Türkiye ve Türkler aleyhine hergün gündem yaratmaya çalışan bu gazete, yayınladığı haber ve yorumlardan sonra derhal politikacılarla temasa geçiyor ve konu hakkında aleyhteki görüşleri belirterek istediği gündemi yaratıyor.

SOSYAL YARDIM ALAN TÜRKLER

De Telegraaf gazetesinin son günlerdeki atraksiyonlarından biri, sosyal yardım ödeneği alan Türkler oldu.

Önce, sosyal yardım konusunda kısa bir bilgi vermem gerekecek.
Hollanda’da işsizlik, hastalık, mamüllük ve yaşlılık ödeneği alamayanlar için bir de sosyal yardım ödeneği vardır. Bu ödenek verilirken doldurulan formda ‘Tapulu malınız var mı?’ sorusunun yanıtı ‘Hayır’ olmalıdır. Zira evi, arsası ve otomobili olanlara, ‘Önce bunları sat, parasını ye bitir ve ondan sonra bize gel’ derler. Bu hak verilirken ilginç bir kıyak da yapılır. Şayet bankada, evliyseniz 12.040 euro, yalnızsanız 6020 euro paranız olabilir.

Hollanda’da yaşayan ve sosyal ödenek alan Türkler’in bir kısmının, Türkiye’de mal varlıkları bulunmaktadır. Bazı belediyeler, Türkler’in Türkiye’deki mal varlıklarını özel bürolara takip ettirmekte ve mal varlığı olanları ağır cezalandırmaktadır. Örneğin, yıllar boyu alınan sosyal ödeneğin toplamını geri istemekte ve hukuki ceza için mahkemeye vermektedir.

Hollanda’daki Türkler bu duruma itiraz ediyorlar. Pek çok Türk asıllı avukat bu konuda girişimlerde bulundular. Bu girişimler semeresini vermeye başladı. Zira Hollanda’nın en üst yargı organı olan Centrale Raad van Beroep, belediyelerin Türkler’e karşı ayrımcılık yaptığını belirterek, aynı belediyelerin verdikleri kararları iptal etti. Bundan böyle hiçbir belediye, Türkler’den sosyal yardım ödeneklerini geri isteyemeyecek.

İşte bu karar, De Telegraaf gibi Türk sevmezleri çok kızdırdı.
Ne ilginçtir ki, De Telegraaf’ın önünü çektiği sözde Ermeni soykırımı konusunun Hollanda meclisinde ele alındığı günün ertesinde, tüm yayın organları sözde soykırım konusunun mecliste kabul edildiği haberlerine geniş bir şekilde yer verirken, Telegraaf gazetesi, ertesi günkü gazetede Ermeni konusuna tek sütun bile haber koymadı ve sırf sosyal ödenek yolsuzluğu yapıldığını gündeme oturtmak için birinci sayfanın en önemli ve büyük haberi olarak yayın yaptı. Aynı gazete, ikinci ve üçüncü sayfalara da Türkiye’den kocaman bir ev fotoğrafı yerleştirdi.

Telegraaf gazetesi haberinde, sosyal ödenek alan Türkler’in yüzde 25’şinin ‘Sahtekarlık’ yaptığını öne sürerek,  en yüksek yargı organının kararını da yerden yere vurdu.

Yeri geldiği zaman yargı organlarının kararlarını göklere çıkaran Telegraaf, bu kez dava Türkler’in davası olunca, yargı organına şiddetle karşı çıkmayı yeğledi.
De Telegraaf, bunlarla da yetinmedi ve ertesi günkü gazetesini, hem başyazısında dile getirdi, hem de siyasetçilerin görüşlerini alarak abartıya devam etti.

TÜRKLER’İN SİYASETE ATILIMI

Neder Telegraaf, Türkiye ve Türkler aleyhindeki yayınlarına, Hollanda’da yaşayan Türkler’in siyasete katılım konusu oldu.

Birinci sayfada, ”Belediye çorbasında Türk parmağı” başlığı ile haber için ikinci ve üçüncü sayfalar ayrıldı.
Aslında, ‘Belediye lapasında Türk parmağı’ olarak yazılan yazıyı, daha iyi anlaşılması için biz çorba yaptık.
İkinci ve üçüncü sayfalarda  yayınlanan kocaman bir fotoğrafın üstündeki başlık çok ilginçti: ‘Erdoğan, uzun tüylü kadifeye gizlice sızıyor.’

Aynı sayfanın sağ tarafındaki Wierd Duk imzalı yorumun başlığı ise,
‘Yabancı seçmenleri kafa kola almak tehlikelidir.’ şeklindeydi.

Her üç başlığa dikkat ettiğimiz zaman, seçmen Türkler ile seçilen Türkler’in  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tahakkümünde oldukları iddia ediliyor.

Ankara’nın uzun kolunun nerelere kadar uzanabildiğini soran muhabir  Jan-Willem Navis’in, yazı arasındaki daha pek çok sorusu, haberin objektiflikten uzak, maksatlı ve taraflı bir haber olduğunu ortaya koyuyor.

Örneğin, Lahey’de Yadin Karabulut adındaki bir Türk’ün, CDA listesinden aday olduğunu belirten muhabir, Karabulut’un çok faal ve başarılı bir işadamı olduğunu ve daha önceki seçimlerde Türkler’den çok oy aldığını belirttikten sonra, CDA Partisi lideri  Karsten Klein’in, ‘Karabulut’u daha önceki başarılarından ötürü listemizde aday gösterdik ama alt sıralara koyduk” şeklindeki ifadesine karşı, ‘Hıristiyan demokrat seçmenler böylesi bir parti boşaltıcılarına ihtiyacı var mı?” diye soruyor.

Tarafgirliğini, bir başka Türk aday İsmet Bingöl üzerinde de sürdüren muhabir, Lahey’de çok sevilen ve başarılı olan bu işadamından başka, Cemil Yılmaz isimli aday için de, ‘Erdoğan’ın AK Partisi’nin Avrupa kolu tarafından adaylığa tavsiye ediliyor’ iddiasında bulunuyor.

YORUMCU BAŞKA TELDEN ÇALIYOR

Türk adayların, parti içi düzeni bozduklarını iddia eden yorumcu Wierd Duk ise, ‘‘Yabancı seçmenleri kafa kola almak tehlikelidir.’ başlıklı yorumunda, tüm siyasi partilere, Türkler’i aday listeslerine almamaları için mesaj veriyor. Kışkırtıcı yazar sütununda, ‘Bozkurtlar’dan başlıyor, ‘Gülenciler’e kadar gidiyor.
Ama yorum baştan sona, Türkler’in seçimlerde seçme ve seçilme haklarını baltalama satırlarıyla dolu.

Bir bardak suda fırtına koparmak buna denir işte!

Cumhurbaşkanı Erdoğan Türk gençlere politika dersleri verdiriyormuş

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Neder Telegraaf gazetesindeki Türkiye ve Türkler aleyhindeki haber ve yorumlarına hiç ara vermeyen De Telegraaf gazetesi, 12 Mart 2018 tarihli sayısının yine birinci sayfasında, sırf Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirmek için Türk gençlerine ait güzel bir gelişmeyi alet edinmeye çalıştı.

De Telegraaf, Türk gençleri ile ilgili haberin başlıklarına bile kötü sözler koyamadı. Ama gelişmenin, sanki çok kötü bir gelişme olduğunu göstermeye çalıştı.

  

 

Bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan De Telegraaf

Habere üçüncü sayfada devam eden De Telegraaf’ın başlıkları şunlardı:

‘Erdoğan’dan gençlere politika dersi.’

‘Hollanda Türkleri, kariyer için sınava girer gibi hazırlanıyor’

‘Hollanda’ya sadakatleri azallmadı’

‘Belediye seçim listelerinde çokça yer aldılar’

Rotterdam Mahreçli ve Willem Navis imzalı haberi, Deventer eski başkonsolosumuz Orhan Ertuğruloğlu şöyle tercüme etti:

“Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en önemli Lobi örgütü, geçtiğimiz yıl yetmiş kişiyi, Hollanda’da siyasi kariyere hazırlamak için kurs açtı. Özel sınıflarda kursiyerlere mesleğin püf noktaları öğretildi.
Workshoplar, Erdoğan’ın AK partisi ile çok sıkı bağları olan Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) tarafından düzenlendi. UETD’nin sözcüsü, siyasi çalışmalarının olumsuz etkilenmemesi için, kursa katılanların isimlerini açıklamadı.Mustafa Aslan’ın belirttiğine göre bunların çoğu, belediye seçimlerine katılacak çeşitli partilerin listelerinden seçimlere giriyor.
Dün (11 Mart) UETD, yaklaşan belediye seçimleri vesilesiyle Demokrat Parti D66’nın Lahey (Den Haag kolu) ve Rotterdam kolu, Denk partisi, Nida, PvdA(İşçi Partisi) ve Birlik Partisi (Eenheid) listelerinden seçimlere girecek Türk adayları tanıtmak için bir toplantı düzenledi. Toplantıya diğer partiler de davet edildi. Ama bunlar teşekkür ederek toplantıya katılmadı.
UETD’nin Hollanda kolu başkanı Turan Atmaca, toplantıda hazır bulunan Hollandalı Türkler’i, siyasette aktif olmaya çağırdı ve ‘Kapı kapı dolaşarak oy isteyin. Şevkle ve sebatla oy sandıklarını doldurun’ dedi.
UETD(Avrupa Demokratlar Birliği) geçmiş yıllarda Hollanda’da tabanını müthiş genişletti. Uzun yıllar gelişemeyen örgütün şimdi büyük ve orta büyüklükteki şehirlerde yüzlerce üyesi var. Örgüt’ün Hollanda’daki taraftarları, başarısız darbe girişiminden sonra, Ankara’ya göre darbenin beyni Gülen’e karşı yoğun bir propaganda savaşına girişti.
Erdoğan’ın Lobi kulübü resmen hiçbir Hollanda partisinden yana değilse de, UETD’nin mahalli başkanı, Rotterdam’da ve Den Haag’da (Lahey) seçimlere katılacak İslamcı Nida’dan yana tavır koydu.
Avrupa Demokratlar Birliği UETD’nin merkezi Almanya’da.
Avrupa Başkanı Zafer Sırakaya, büyük şehirlerdeki DENK gibi farklı Müslüman partilerin, Türkler’i grup olarak Hollanda toplum yaşamından izole etmesine neden görmüyor ve ‘Ana akım siyasi partiler, bu partiler kurulduğu için teşekkür etmelidir. Çünkü ana akım partiler, kadrolarına yetenekli Türk gençlerini almıyor’ diyor. Ayrıca ana akım partiler, sağ populistlere karşı yeterince tavır da koymuyor.
Sırakaya’ya göre, UETD’nin yetiştirdiği politikacılar, kamu yönetiminde görev alacaklar. Atmaca, ‘Bir insanın Türkiye’ye olan sadakati, Hollanda’ya olan sadakatine engel teşkil etmez. Tam tersi. Burası onların doğma vatanı’ diyor.”

UETD YALANLADI
Haberin yayınlanmasından sonra harekete geçen UETD’nin Hollanda kolu, De Telegraaf gazetesinde yayınlanan haberdeki iddiaları yalanladı. Telegraaf’ın, ‘UETD Türk gençlerine politika kursu vermek için sınıflar açtı’ imasının gerçek dışı olduğu belirtilen Hollandaca açıklamada, 11 Martta yapılan toplantı sırasında konuşan Genel Sekreter Mustafa Aslan’ın söylediklerinin çarpıtıldığı belirtildi. Açıklamada bu konuda şöyle denildi: EUTD’nin tüzüğünde, Hollandalı Türkler’e çeşitli çalişma grupları ve toplantılar ile, sosyal ve hukuki eşitliğe nasıl katılınabileceğini öğretmek yer almaktadır. Çalışma gruplarında, Hollanda’nın devlet yapısı ve seçim sistemi öğretilmektedir. De Telegraaf, Mustafa Aslan’a,

‘Adaylar da bu çalışmagurbuna katıldı mı?’ diye sordu. Aslan da, ‘Bu mümkündür. Bazı adaylar katılmış olabilirler’ yanıtını verdi.

Anlayacağınız değerli okurlar, De Telegraaf gazetesi, Türkler için UETD’nin çok yararlı bir faaliyetini, ‘Erdoğan gençlere politika dersi verdiriyor’ başlığı ile vererek konuyu manipule etti.

*****

İlhan KARAÇAY’dan ilginç bir hatıra:

BU ESKİ TIFILLARA DİKKAT !!!

Coşkun Çörüz, Veyis Güngör, Nejat Sucu ve Zaim Alpay

29 yıl önce kompozisyon yarışmasını kazanmışlar ve GÜNAYDIN‘dan altın kalem ve saat almışlardı

Lahey Büyükelçimiz Bilgin Unan  gençlerimize ödüllerini verirken, ”Sizin ileride başarılı olacağınıza ve büyük işler yapacağınıza inanıyorum” demiştiFotoğrafta, soldan sağa, Veyis Güngör, Büyükelçi Bilgin Unan, İhsan Akay ve İlhan Karaçay görülüyor

 

Yıl 1989. O zaman Asil Nadir’in sahipliğindeki GÜNAYDIN‘ın Benelüks temsilciliğini yapıyordum.
Gençlerin, eğitimine katkı yapmak için “88 Gençlik Komitesi”nce bir kompozisyon yarışması düzenlendi. Dereceye giren yazılar Türkçe ve Hollandaca, “Türk Gençleri Hollandayı Anlatıyor – Turkse Jongeren over Nederland” olarak yayınlandı.
Yarışmaya yüzlerce öğrenci katılmıştı.

Yarışmanın amacı, hızlı bir kültürel sosyal değişme karşısında, Türk gençlerinde meydana gelen değişmeler ve getirdiği problemlerin tespiti, iki ayrı kültürün karşılaşmasının gençlerde meydana getirdiği sosyo-psikolojik ve sosyo-kültürel olgulann değerlendirilmesi, Türk gençlerinin hakim topluma bakışları ve egemen kültür içinde geleceğe yönelik düşüncelerinin ifade edilmesiydi.

Aralarında Cengiz Özdemir ve Ahmet Azdural gibi isimlerin bulunduğu  juri heyeti, dört gencimizin kompozisyonlarını ödüllendirmişti.

O zaman ‘Tıfıl’ diyebileceğimiz o gençler, şimdilerde Hollanda’nın ünlü insanları oldular. Hepinizin yakından tanıyabileceği Coşkun Çörüz, Veyis Güngör, Nejat Sucu ve Zaim Alpay’a, altın kalem ve saat hediye etmek için Amsterdam Hilton Oteli’nde bir tören düzenlemiştik.
Lahey Büyükelçimiz Bilgin Unan bu gençlerimize ödüllerini verirken, ”Sizin ileride başarılı olacağınıza ve büyük işler yapacağınıza inanıyorum” demişti.

Ödül töreninde, Lahey Büyükelçimiz Bilgin Unan’dan başka, Rotterdam Başkonsolosumuz Cihat Alpan da vardı

 

Hey gidi günler hey!
1989’un  ‘tıfıl gençleri’, şimdilerde gerçekten büyük işlere imza atan insanlar oldular.

*****

BİR DELİ LAHEY’İ BİRBİRİNE KATTI

BÜYÜKELÇİLİĞİMİZ KORUMA ALTINA ALINDI

  

Polise yapılan bir ihbar ile harekete geçen Hollanda güvenlik güçleri, Lahey’deki büyükelçiliğimizin etrafında çok sıkı önlemler aldı.
Akşam saatlerinde başlayan sıkı önlemler gece yarısına kadar devam etti.

Hollanda polisi, kendilerine gelen telefon ihbarının Dordrecht kentinden geldiğini tespit ettikten sonra, belirlenen adrese baskın yaptı. Baskın sırasında elinde bir silahla dışarı çıkan kişiyi durdurmak için havaya ateş açan polislerduruma hakim oldu.

Yapılan araştırmadan sonra, yakalanan kişinin akli dengesinin yerinde olmadığı, sık sık sahte ihbarlarda bulunduğu ve elindeki silahın da sahte olduğu anlaşıldı.

*****

Hollandalılar gibi Türkler de bisikletli olacak

Türkler’e bisiklet kursları başladı. Bisiklet Bankası da yolda… ‘Bisiklet kullan, sağlıklı kal’ projesine büyük ilgi var

ROTTERDAM,- Hollanda’da en lüks otomobile sahip olanların da mutlaka bir otomobili olduğu bilinen bir gerçektir. Özellikle genç kızların bacaklarını güzelleştiren bisiklet sürümünün, sağlıklı yaşam için de şart olduğu bir gerçek.
Bisiklet sürümünün tabii ki trafik sorununun çözümünde de büyük bir rolü var.
Bu gerçekleri göz önünde tutan Rotterdam belediyesi, Hollanda Bisiklet Federasyonu, Rotterdam Trafik Kurumu ve Sezer Danışmanlık Bürosu ile birlikte, bisiklet kullanımını teşvik etmek için harekete geçti. Hollanda’da var olan ve fakirlere yardım yapan Gıda Bankası ve Giysi Bankası’ndan sonra, şimdi de Bisiklet Bankası kurmak için harekete geçen bu kuruluşlar, bisiklet sürmesini bilmeyenler için kurslara başladılar bile…

Çoğunluğunu yabancıların oluşturduğu Rotterdam’ın güney bölgesinde ikamet edenlere, bisiklet sürmeyi teşvik için başlatılan çalışmaların imza gününe katılan kurum temsilcileri, bu projeyi hayata geçirdiler.

Rotterdam’daki Het Klooster Salonu’nda  yapılan etkinliğe,  bisiklet sporunda  defalarca Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu  olan Hollandalı Leontín  van Moorsel, Fejenoord Belediye Başkanı Fatih Elbay, LAPON Başkanı Arif  Yakışır, Crooswıjk  Belediye Meclis Üyesi Oktay Ünlü, Rotterdam Belediyesi yetkilileri, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve siyasetçiler katıldı.

Toplantıda, Sezer Danışmanlık Bürosu  adna bir konuşma yapan Cemile Sezer şunları söyledi:

”Geçtiğimiz yıl Rotterdam Belediyesi, Hollanda Bisiklet Federasyonu ve  Fietsen op  Zuid Kurumu ile ortaklaşa başlattıgımız proje çerçevesinde, bisiklet kursları organize edilmişti. 250  kişi kursu başarıyla bitirdi. Bu gün  burada bu kursiyerlerimizin sertifakalarını da veriyoruz.
Çok sayıda Türk’ün de ikamet ettigi Rotterdam’ın güneyindeki vatandaşlarımız arasında, bisiklet kullanımı Hollandalılar’a göre oldukça düşük. ‘Bisiklet kullan, trafiğe ve çevreye katkın olsun’ adlı bu çalışma ile, göçmenler arasında bisiklet kullanmayı arttırmayı hedefliyoruz. Bunun için 8 kurumun inisiyatifiyle Bisiklet Bankası  ( Fietsenbank ) oluşturduk. Rotterdam’da çok sayıda göçmen ikamet etmektedir.  Göçmenler arasındaki bisiklet kullanımını yükseltmek ve teşvik etmek için Roterdam’ın  değişik  mahallelerinde bisiklet kursları organize ettik.  Bisiklet Bankası vasıtasıyla dar gelirli ailelerin çocuklarını ve kendilerini çok cüzi bir fiyata bisiklet sahibi yapmayı hedefliyoruz. Bu bağlamda da  katılımcı kurumlar ile birlikte çalışmalarımız devam etmektedir. 10 hafta sürecek olan kurslar sonunda , başarılı olan kursiyerler sertifikalarını alacaklardır. Kurslara katılım ücretsizdir.
Ayrıca kurslarda bizlerle çalışacak olan arkadaşlara ihtiyacımız olacaktır. Bisiklet kullanmasını bilen arkadaşlar 3 haftalık bir kurs sonunda uzman eğitici belgelerini alacaklardır. Bu arkadaşlara kurstan sonra bir ödeme yapacagız. Bizlerle çalışmak isteyen arkadaşlar telefon edebilir veya  mail atabilirler.”

Etkinlik sonunda yapilan çekilişte, Suouad Mohammed adlı bayana bir bisiklet hediye edildi.

Kayıt veya daha fazla bilgi için başvurulacak adres:
06- 412 62 691 – 010 477 27 27  saida@sezer.nl

Haber: Ergun KULA

0

Keşan’da  Orman Haftası nedeniyle ağaç dikimi yapıldı.

Daha önce taş ocağı olarak kullanılan  alanda yapılan ağaçlandırmaya  Keşan Kaymakamı Nuri Özder ile kamu kurumu  ve sivil toplum yöneticileri ile öğrenciler de katıldı.

 

0

Saadet partisi İpsala İlçe Kongresi yapıldı. İlçe Başkanlığına Can Ertuğrul seçildi.

Yönetimö Kurulu şöyle oluştu: İsmet Göksel,Salih Avcı,Ahmet Pelen,Nezir Şahinbaş,Salih Mehmet Direk veGöksel Cıbırlı.

 

0

Enez Limanı’nda konuşlu gırgırlarda çalışan 2 kişinin cinayete karışmalarının ardından,Gökçeada sakinleri de usulsüz avlanma nedeniyle gırgırlara tepki göstermeye başladı.

Gökçeada Belediye Başkanı Ünal Çetin,yaptığı açıklamada,ilgilelre seslenerek,bu işe dur denilmesi gerektiğini belirtti.

Çetin,konu ile ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: “Bugün itibariyle Gökçe’ada’mıza gelen trol ve gırgırlar adamız kıyı balıkçılığını katletmektedir. Söylediğimizde yasal hakkımız diyorlar. Yasal hakkınız Gökçeada sularında mı? Her taraf lamba ile aydınlanmış ve balık katliamı yapılmaktadır. Sayın Vali onun nezdinde tüm yetkililere sesleniyorum; bu işe dur deyin, eğer dur demezseniz Gökçeada halkı dur diyecektir.

 

0

Enez’de cinayet zanlısı 2 kişi çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı.

Akşam saatlerinde Enezli gencin hunharca öldürülmesine tepki gösteren vatandaşlar ile kolluk kuvvetleri karşı karşıya gelmişti.

Adliyeye çıkarılan 2 zanlının ifadelerin alındığı sırada adliye önünde toplanan vatandaşlara güvenlik güçleri tarafından  tomadan su sıkılmış ara sıra da gaz  atılmıştı.

2 zanlının tutuklanmalarının ardından  vatandaşların tepkisi sona erdi ve ilçede hayat yeniden normale döndü.

BAŞKAN BOSTANCI: ENEZ BU KATİLLERE KARŞI BİR VE BERABER OLDU VE İYİ BİR SINAV VERDİ

Enez Belediye Başkanı Abdullah Bostancı,işlenen cinayete halkın tepki göstermesinin  bir daha bu tür bir olayın yaşanması adına normal bir durum olduğunu söyledi.

Olayların başından itibaren görevinin başında olduğunu  aktaran Bostancı, olayın öncesinde yaşananların bu tür bir olayın geleceğinin habercisi olduğunu ifade ederek:”Denizdeki gırgırlarda çalışanların kontrolu tam olarak yapılsaydı belki de bu olay yaşanmazdı. Bu 2 kişi zaten suç makinası imiş.Güvenlik zafiyeti olduğu kanısındayım. Atılan gaz fişeklerinden 50 den fazla vatandaş etkilendi ve hastaneye müracaat etti.Enez’de bir daha bu tür bir vahşetin işlenmemesi için  gerekli önlemler alınmalı ve denizden gelenler konttol edilmeli.”şeklinde konuştu.

 

 

0

Enez’de  gerginlik devam ediyor.

Dün Liman da  Halil Çayır’ın bıçaklanarak öldürülmesinin ardından kaçan zanlılar Balıkesirde yakalanmıştı.

Bu saatlerde adliyeye çıkarılan D.B ve T.C ‘ye tepki gösteren vatandaşlara polis biber gazı ve su sıkıyor.

Polis vatandaşların adliye çevresine yaklaşmasını önlemek için tedbirlerini artırdı.

Toplanan vatandaşların üzerine ara sıra Toma dan su skılıyor ve gaz bombaları atılıyor.

Bu arada vatandaşların limanda konuşlu bulunan teknelere de tepki göstermesi üzerine tekneler limandan ayrıldı.

Halil Çayır’ı katledenlerin teknelerde çalıştıkları belirtildi.

Çayır,dün akşam saatlerinde gözyaşları arasında toprağa verilmişti.