“ Istrancalar’ı İş Makinalarıyla Param Parça Ediyorsunuz ”

Siyaset

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, öncelikle sunumuz için teşekkür ediyorum. Hem birkaç önerim olacak hem de birkaç sorum olacak size. Biraz da biz bir sunum yapalım hissettim.

Şimdi, son yıllarda etkisini şiddetle hissettiğimiz iklim krizi yani biz buna böyle diyoruz, iklim değişikliğini geçti çünkü bu olay.

Sanayileşme, ormanların tahribatı, fosil yakıtların kullanılması, arazi kullanımındaki değişiklikler gibi insan faaliyetleri sebebiyle atmosfere salınan sera gazı miktarında kontrol edilmez bir artış var ve kontrol de edilemiyor. Ve karada da su kütleleri ve canlı üzerindeki etkilerini de ifade ediyor.

Yaşamakta olduğumuz pandemi krizi bizleri bir kez daha iklim krizi ve gıda güvenliğinin ne kadar yaşamsal olduğunu da gösterdi, özellikle son zamanlarda. Artık ülkelerin sağlıklı gıdaya ulaşımının en vazgeçilmez ve gelecek planlamasının en doğru yapılması gereken bir alan olduğu da ortaya çıktı.

Tarım ve Orman Bakanlığının yayınlamış olduğu “Bitkisel üretim verileri” isimli çalışmaya göre, 1990 yılında Türkiye’deki toplam tarım alanı 27 milyon 850 bin hektar iken 2019 yılında bu miktar 23 milyon 94 bin hektara düşmüştür yani bir nevi gerilemiş.

Artan nüfus ve beraberinde artan gıda ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda aradaki fark daha da büyümektedir. Bununla ilgili nasıl tedbirler alıyorsunuz, onu merak ediyorum. Mevcut tarım alanlarının gelecekte gıda, hayvan yemi ve yakıt ihtiyacını karşılamak için yeterli olup olmayacağının en doğru kararını da siz, ilgili Bakanlık vereceksiniz. Bununla ilgili bir çalışmanız var mıdır?

Biyolojik kapasiteyi göz önünde bulunduran yöntem ve yaklaşımlar, birinci sınıf tarım arazilerinin tarımsal üretimi yerine sanayi ve yerleşim amaçlı kullanıma açılmasının kesinlikle ve kesinlikle önüne geçilmesini öneriyoruz.

Tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasıyla tarım arazisi olarak kullanılabilecek alanlar azalacağından tarım ürünlerinin temini için başka bölgeler ya da ülkelere bağımlılığın artması da kaçınılmazdır, tedbir aldınız mı?

Bugün birçok termik santral ve kömür havzası verimli tarım alanları üzerinde yer almakta. Trakya bölgemiz ve özellikle de şunu söyleyeyim:

Çanakkale’ye baktığımızda gerçekten en kötü örneklerden bir tanesidir. Toprak Koruma Kuruluna gelen tarım dışı tahsis talepleri sonucu tarım dışına çıkarılan alanların oranına bakıldığında alan büyüklüğü olarak da tarım dışına tahsiste ilk sırada ne yazık ki enerji ve maden projelerinin geldiğini hep birlikte görmekteyiz.

Diğer yandan, Türkiye’deki yerli linyitlerin yüksek kirlilik içeriği de dikkate alındığında, bu kirliliğin bitki, toprak, insan sağlığını bozduğu da açıkça görülmektedir, kaldı ki Sağlık Bakanlığı da bunu işaret ediyor.

Gerek madencilik gerekse termik santral faaliyetleriyle verimli tarım alanları kirlenme, yok olma riskiyle karşı karşıya da kalmaktadır bununla birlikte. Santrallerde yakıt olarak kullanılan linyitin çıkarımı için tarım toprakları boşaltılmakta. Linyit alındıktan sonra tekrar tarıma da açılamamaktadır. Bunu da dikkatli bir şekilde izliyoruz ve toprak kaybına neden oluyor.

Bu duruma baktığımızda da gerçekten önemli miktarda tarım alanının kaybolması da söz konusu. Söz konusu faaliyetler yalnızca faaliyet alanlarında tarımsal alanı etkilememekte, aynı zamanda çevre tarım arazilerinde de verim değişikliği etkileri söz konusu olabilmektedir.

Bu gelişmeler Tarım ve Orman Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ne yazık ki izniyle olmakta ve tarımsal toprak kaybı ve kirliliği ne yazık ki göz göre göre de devam etmektedir. Buralardaki tedbirini, maalesef bakanlıktan bunlarla ilgili bir tedbir göremedik. Eğer varsa, bizi aydınlatırsanız sevinirim Sayın Bakanım.

Sağlıklı ve çarpık büyüme politikalarının arazi kullanımının iklim krizinde üzerindeki etkisi araziler üzerindeki yoğun baskı hem bölgesel hem de etkileşimsellik gereği genel olarak büyük sorunları beraberinde getirmekte.

Bugün, ayrıca, iklim krizi kirlilik üzerinden ele alınırken bu kirliliği azaltıcı etkisi olan ekosistem bileşenleri ise maalesef göz ardı edilmektedir Sayın Bakanım. İklim krizinin önlenmesi yalnızca kirliliğin engellenmesiyle değil aynı zamanda “kirlilik yutak alanı” olarak adlandırabileceğiz orman, mera, bozkır, sulak alan ve biyolojik çeşitlilik merkezlerinin korunmasıyla da mümkündür diye düşünüyoruz, bu da bizim kendi fikrimizdir.

Hükûmetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin 2019 yılında yayınlamış olduğu İklim ve Arazi Özel Raporu toprak, tarım arazileri, mera ve ormanların tahribatının küresel ısınmaya etkileri ile bu doğal varlıkları koruma çalışmalarının iklim değişikliğine uyum ve mücadelenin ne kadar önemli olduğunu da ortaya koydu.

Ne var ki Türkiye’de özellikle enerji ve maden politikaları arazi bozulumunun da önemli nedenlerinden biridir. Yani Tarım ve Orman Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığının sorumluluğundadır Sayın Bakanım. Yani baktığımızda, tarım topraklarımız, bereketli topraklar Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından mutlak korumaya alınmamaktadır.

Bunun mutlak korumaya alınmasını artık bir an önce istiyoruz ve bunu da mutlaka sizlerden de bu dönemde bekliyoruz. Yani kısacası bu ihmalin ve siyasi tercihin devamı olarak da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı talanı, yok oluşu âdeta önlemek değil planlama rolü de üstlenmiştir ve bunu da sizin elinizden almıştır Sayın Bakanım.

Orman Genel Müdürlüğünün denetlendiği 2019 yılı, bakın, Orman Genel Müdürlüğünün denetlendiği 2019 yılı Sayıştay Raporu’nda aynen şu söyleniyor. Sayıştay, maden sahalarının rehabilitasyon çalışmalarının tam ve zamanından yapılmadığına dair vurgu yapıyor raporda. Şunu söylüyor: “Maden işletme sahalarının büyük bir çoğunluğunda rehabilite çalışmalarının yapılmadığı, verilen izinler doğrultusunda belli bir plan ve proje çerçevesinde işletilmesi ve çalıştırılması gerekirken sahada düzensiz çalışmaların yapıldığı görülmüştür.” ifadelerini kullanıyor rapor.

Yani burada sizin de eksiğiniz ve kusurunuz çıkıyor. Bunu bir an önce düzeltmeyi düşünüyor musunuz diye de soruyorum.

Yine, mutlak korunan alanlarımızı artırmayı gıda güvenliği açısından da en önemli adımlardan bir tanesi olarak düşünüyoruz. Acilen Türkiye’nin arazi kullanım planları yapılmalı, arazi bozulmasının, tarım alanlarının ve önemli ekosistem kayıplarının da önüne geçilmelidir Sayın Bakan.

Artık planlı tarım, akılcı üretim modeli vazgeçilmezdir. Hangi bölgede, hangi toprak çeşidinde ne ekileceği ne kadar ekileceği ne zaman ekileceğini planlanmak zorundadır.

Üretici, çiftçi bir sonraki yıl ne ekeceğini ne kadar kazanacağını bilmek zorundadır. Bu konularda da ciddi çalışmaların olmasını istiyoruz çünkü buralarda planlamaların var olduğunu ama planlamaların tam olarak uygulanmadığını, sadece ve sadece ötelendiğinin de farkındayız, bunu da belirtmek istiyorum.

Ve yine su havzalarımızın ciddi olarak kuraklıkla karşı karşıya kalacağını artık kimse reddetmiyor, bunu hepimiz biliyoruz. Bilindiği gibi Trakya’da yılan hikâyesine dönüşen Ergene Havzası’ndan az önce siz de sunumunuzda bahsettiniz. Burada Koruma Eylem Planı 15 ana başlık ve 18 alt eylemden meydana gelmekte. Yirmi yıllık iktidar var Sayın Bakanım ve yirmi yıllık iktidarın verilerine göre 18 alt eylemin 8’i tamamlandı, sadece 8 tanesi ve şu an 8’i ise hâlâ devam ediyor, 2’si sürekli eylemde.

Fakat az önce sunumda da şunu söylediniz: 7 milyar 100 milyon gibi bir paraya ihtiyaç olduğunu belirttiniz, herhâlde yanlış hatırlamıyorum, 7 milyar 100’dü. Dolayısıyla bu para yaklaşık olarak yirmi yıldan bu yana da bekleniyor Sayın Bakan.

Zira Ergene Havzası artık öyle bir duruma geldi ki bildiğiniz üzere iki yıl önce orada intihar eylemine giren ve intihar eden 1 vatandaşımızın cesedi dört gün sonra çıktı ve bu dört günlük sürece de baktığımızda balık adamlar dahi o suya girmek istemedi çünkü orada artık bir su akmıyor, sıvı akıyor. Bununla ilgili belediyelerin tamamına su atık tesisleri yapıldı, belediyeler bunları kullanıyor fakat özel sektöre baktığımızda Ergene boyunca dizilmiş özel sektörün kullanması gereken arıtmaların hepsinin tamamen olduğunu ama arıtmaların da kullanılmadığını sürekli olarak gözlemliyoruz.

Ve yine az önce arkadaşlarım da bahsetti. Özellikle Trakya başta olmak üzere çiftçiliğin en yoğun olduğu yerlerde kanallarla ilgili, vahşi sulamayla ilgili Tarım Bakanlığı Devlet Su İşleri aynen şunu söylüyor: “Yapılacak, edilecek. Yapılacak, edilecek.” Ama biz hâlâ bu yapılmayı ve edilmeyi görmedik. Bununla ilgili düşüncelerinizi beklediğim gibi en azından şu an vahşi sulama olarak yapılan yerlerdeki kanalların hepsini hangi yıla kadar tamamen düzeltmeyi düşünüyorsunuz? Onu da öğrenmek istiyorum.

Ve yine burada sizlerle ilgili soracağım başka bir şey kaldı mı, kalmadı. Zaten arkadaşlar da acele ediyor ama şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar: Yani şu andaki bulunduğumuz Komisyon bizim sadece gelecek olarak çocuklarımıza değil, belki de doğmamış torunlarımıza bile hesap verebileceğimiz bir Komisyondur. O yüzden on dakika gecikmişiz, yirmi dakika gecikmişiz, bir saat gecikmişiz, bunlar olacak çünkü işimiz bu.

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Çünkü Kırklareli’nde özel olarak şu var. Değerli arkadaşlar, biz Istrancalar’ın yani Yıldız Dağları’nın eteklerinde olan bir sınır iliz. Ben burada dünkü yaptığım konuşmada da söyledim. Yani bakın üzüldüğümüz şeyler var. Türkiye olarak bazı yerlerde biz geride kaldık. Mesela bizim Dereköy Sınır Kapımıza -dün de ifade ettim- giderken oradaki taş ocakları ve mermer ocakları ve diğer kalker ocaklarından dolayı sürekli olarak şöyle işaretler var trafik levhalarında: “Dikkat kamyon çıkabilir.” “Dikkat, iş makinesi çıkabilir.” Ama 20 kilometre öteye, Bulgaristan’a geçtiğimizde oradaki tabela şekli değişiyor, hemen “Dikkat, yabani hayvan çıkabilir.” e dönüyor. BAŞKAN VEYSEL EROĞLU – Peki, teşekkür ederim.

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum, sağ olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir