İşsizlik mi dediniz?

Yazarlar

1898 yılında, Amerika – İspanya savaşı başlayınca, İspanya sömürgesi olan KÜBA milliyetçileri bunu fırsat bilerek isyan eder.

O günkü Amerika Başkanı Mc Kinley, isyan eden halkın lideri General GARCIA ile temas kurarak ona yardımcı olmak ister.

Fakat Garcia, Küba’nın dağlarından birine sığınmıştır, yerini bilen yoktur.

Amerika Başkanı, çok önemli bir mektubu Garcia’ya ulaştırmak kararındadır.

Mektubu götürecek gözü pek birini arar.

Fakat Başkan ilk gelenleri kovar.

Çünkü bunlar; “Acaba kendisini nerede buluruz? Ne yoldan götürelim?” gibi sorularla bilgi almak isterler.

Oysa yerini Başkan da bilmemektedir.

Sormadan görevi yüklenecek yetenekli birine ihtiyaç vardır…

Nihayet, Yüzbaşı Rovan’ı gönderirler. (Çavuş Rovan diye yazanlar da vardır.)

Başkan, Rovan’a: “Al bu gizli mektubu, Küba’ya götürüp Garcia’ya ver!” der.

Rovan, “Başüstüne” diyerek mektubu alır, bir keseye kor ve kalbinin üstüne yerleştirir.

Mektubun nereye gideceğini ve nasıl gideceğini sormadan almış ve götürmüştür.

Görevi verene bir şey sormamıştır fakat görevi yapmaya kararlı olarak yollara düşmüştür.

Sormamıştır ama elbette kendi kendine düşünmüştür.

Kendi inisiyatifiyle araştırmış, sorup soruşturmuş, bilgi toplamış, gideceği yolu kestirmiştir.

Yolu üzerindeki engelleri göğüslemiştir…

Rovan, ne yapmış etmiş, Küba dağlarında, ormanlık alanda gizlenen ihtilalcileri bulmuş ve mektubu Garcia’ya vermiştir.

Olay basit fakat anlamı geniş ve derindir.

İnisiyatif sahibi olmaya örnek olarak verilen GARCIA’YA MEKTUP klasiği dikkate değer:

Çok önemli bir mektup alınıyor, götürülüyor, ihtilalcilerin liderine veriliyor.

Ancak, nerede bulunacağı ve nasıl gidileceği söylenmiyor.

Kendi inisiyatifi ile bir çıkış yolu bulan görevli, tek başına yollara düşüyor.

Sahillere yanaşıyor, dağlara tırmanıyor, ormanlarda dolaşıyor, güçlüklere karşı koyuyor…

Aradığını buluyor ve görevini yapıyor; bu öyle kolay olmuyor elbet!

Sızlanmadan ve şikâyet etmeden görevi kabullenmek, kendine güvenmek, akıl işletmek, zorluklara katlanmak ve sonunda başarıya ulaşmak.

İnisiyatif, yanlış yazılma etkisi ya da baskısı altında kalan kelimelerden biridir.

Daha çok “İnsiyatif” olarak yazılır ama doğrusu “İnisiyatif” olanıdır.

“Öncecilik, üstünlük” kelimeleriyle karşılamaya zorlasak bile “karar verme yetkisi” anlamına gelen, “gerekli kararları almayı bilen kişinin niteliği” olarak da tanımlanan İNİSİYATİF aslında yaşamımızın ta kendisidir. (Buna cüz-i irade diyenler de var)

Çağımız çekingenlik devri değil, girişkenlik çağıdır.

Cesaretle ileri atılmak, girişmek, müteşebbis olmak, inisiyatif kullanmak çağın gereği olmuştur.

Ölçüyü kaçırmayan; geleceği önceden görebilen ve sınırı doğru çizmeyi bilen, düşünme gücünü kullanan inisiyatif sahipleri, ölçülü olmasını ve sınırda durmasını da bilir…

Sözlerini ve davranışlarını zekâsının kontrolüne alan girişkenler, üstlendikleri görevi daha rahat ve kolaylıkla yapar.

Kimseyi sıkmadan, üzmeden işlerini takip eder ve başarıya ulaşır.

Zekâ, kişinin gerek sorunları çözerken, gerek çevreye uyum sağlarken var olan tüm yetenek ve becerilerini kullanması ile ortaya çıkan düzeydir.

Günlük yaşamda zekâ, genelde tek bir yetenek veya becerinin sivrilmesi biçiminde anlaşılır. Bu hatalı bir düşüncedir.

Çünkü zekâ; algılama, öğrenme, düşünme gibi pek çok yetenek ve becerinin birlikte kullanımı ile kendini gösterir.

Azmeden ve aklını işleten inisiyatif sahipleri, yüklendikleri görevi zor da olsa, imkânsız da sanılsa başarıyla yürütür ve yüz akı ile sonuca varır.

Bunlar, az sözden çok şey anlar.

Eksik bulduklarını kendi yargı güçleriyle tamamlar.

Araştırır, inceler.

Kendi yollarını kendileri bulur.

Yol üzerindeki engelleri aşar ve istenilen yere ulaşır.

İşsizlik mi dediniz? …

Bugün bütün dünya, Garcia’ya mektup götürecek insanları arıyor…

Milli Eğitim’imiz, Garcia’ya mektup götürecek adamı (İnsan Kaynakları) yetiştirmekle hiç dertlenmiş midir, bilemedim!

__________ / ___________

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir