İlhan KARAÇAY’dan YAZ  BÜLTENİ

  • Haberin Tarihi: Tem 6, 2017
  • Bu haber 43 defa okundu.
  • Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş
İlhan KARAÇAY’dan YAZ  BÜLTENİ

1- Mersinli kardeşler, Hollanda eğitimi ve Türk becerisi ile dişçilikte çığır açtılar

2- Muhteşem bir etkinlik yapan Corendon müjdeyi verdi: Turizmimiz bu yıl normal, gelecek yıl süper olacak.

3- Turgut Torunoğulları ‘Avrupa’da Yılın İşadamı’ seçildi.

4- Aşık Veysel vefatının 44’üncü yılında Amsterdam’da anıldı.

5- İlhan Karaçay okurları için sıla yoluna düştü… Otomobil yolculuğundan vazgeçilemiyor.

6- Türk Dünyası Gençlik Günleri Kurultayı İstanbul toplandı. Kurultaya Hollanda Türkevi Topluluğu gençleri de katıldı.

7- Kumdan heykeller Mersin’e renk kattı.

8- 47 yıl önce İlhan Karaçay’ı garson olarak evlendirdiler. 47 yıl sonra patron olarak evlilik yıldönümünü kutladılar.

9- Hollanda-Türk İş Konseyi NETUBA Marmaris’te toplandı.

10- İran’da, Traktör futbol takımının taraftarları, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ tezahüratı ve Bozkurt işareti yapıyor.

11- İlhan Karaçay soruyor: Bülent Ersoy için ‘Diva’ diye yazanlar ve konuşanlar utanmıyorlar mı?

12- Hollanda Türk Kadınları Derneği’nin ‘Ekonomi Platformu’ büyük ilgi gördü

13- Hilmi Oflaz Amsterdam’da anıldı

14- Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Birliği yurttaşlarımızı uyardı: Dolandırılmayın

15- Turkiyede trafik kuralızlıkları

*****

İlhan KARAÇAY rol model kullandı ve Türk dişçiliğini araştırdı…

Mersinli kardeşler Hollanda eğitimi ve Türk becerisi ile dişçilikte çığır açtılar

Mustafa ve Yusuf Cırık kardeşler, ‘Eğitim gelişmezse Türk dişçiliği duraklamaya girer’ dediler

Hollanda’da yetişip Mersin’e gelen ve diş labaratuarı açan  Mustafa Cırık (ortada), ve Yusuf Cırık (sağda) diploma ve takdir belgesi dolu olan ofislerinde İlhan Karaçay ile yapılan röportaj sırasında görünüyorlar

 

50 yıldır yaşadığım Hollanda’da, Türkiye’deki sağlık sektörünün, Avrupa’daki sağlık sektöründen daha iyi olduğu iddialarını duyuyorum.  Diş sağlığı konusu ise bir başka muamma.
Türk diş sağlığı sektörünün, hem daha iyi işler becerdiğini ve hem de daha ucuz olduğunu  biliyordum. Bu nedenle 20 yıl önce, bir Hollandalı arkadaşım ile diş ticareti yapmaya karar vermiştim.
Mersin’de tanıdığım diş doktoru ve diş labaratuarı sahibi dostlarım ile  kron satışı üzerinde anlaşmıştım. Mersin’deki dostlar bir kron için bize 55 gulden ( 150.00 TL) fatura kesecekler, biz de Hollanda ve Almanya’daki diş doktorlarına 110 gulden (300.00 TL) fatura kesecektik. Hollandalı doktorlar o zamanlar hastalara taktıkları her korn için 800 gulden ile 1000 gulden arasında para alıyorlardı. Yaptıkları kazanç fahiş bir meblağ idi. Bunun için el ilanı bastık ve Hollanda’da binlerce diş doktoruna göndermiştik. İlgi çok fazlaydı. Ama çeşitli nedenlerle bu işi fazla sürdüremedik.

Bizden sonra konuyu değişik düşünenler çıktı. Hollandalı hastaları Türkiye’ye taşımaya başladılar. Gruplar halinde Türkiye’ye getirilen hastalara, ağızda köprü yapılırken takılan kronlar ve gerekse protezlerle çok iyi ve ucuz hizmet verilmeye başlanmıştı. Günümüze kadar bu sağlık hizmetine devam ediliyor.

Peki, Türkiye’de verilen diş sağlığı hizmeti gerçekten iyi miydi ve de ucuz muydu?

Görünürde, verilen hizmet iyi ve ucuzdu.
Peki Hollanda’da verilen diş sağlığı hizmeti  kötü ve pahalı mıydı?
Bu soruların yanıtlarını almak için elime geçen fırsatı değerlendirdim ve gerek Hollanda’da  ve gerekse Türkiye’de rol model kullanarak bu konuyu irdeledim.

Rol modelim eşim Jeanne oldu. Eşime daha önce Mersin’de  yaptırdığım komple kaplama dişlerin üst kısmı imdat sesleri vermişti. Eşimin ağrısı çok olduğu için Mersin’e gitmeyi bekleyemedik ve  Hollanda’da arayış içine girdik. Bir dost aracılığı ile Amsterdam’da muayenehanesi olan bir Türk bayan diş doktorunu seçtik.
Lafı fazla uzatmayayım, eşime yapılan üst damak protezi fazlaca rahatsızlık veriyordu. Tam 4 ay bu protez ile uğraşıldı. Diş doktorumuz ile diş labaratuarı arasındaki iletişim çok kötüydü ki, biz müstakil bir diş labaratuarı aramak mecburiyetinde kaldık. Gittiğimiz labaratuardaki uzman kişi, şikayetimizi kısmen giderebilmişti. Bu uzman kişi bize, mesleği Almanya’da bir Türk’ün yanında öğrendiğini söylemişti.

Türkiye’ye hareket edeceğimiz son gün de uğradığımız bu diş teknisyeni, biraz daha düzeltmeler yaptıktan sonra yola çıktık. Eşim yol boyunca rahatsızlık hissediyordu ve ağzına sakız yapıştırmak mecburiyetinde kalıyordu.

Sonunda Mersin’e geldik ve dost tavsiyeleri ile Can Yılgör ismini kayıt ettik. Can Yılgör, ailece sağlıkla uğraşan bir kişiydi. Baba, kardeş ve eşi de sağlıkçı idi. Çalıştıkları diş labaratuarı da, Hollanda’dan gelme iki kardeşe aitti.
Mersin Diş Labaratuarı adı altında hizmet veren iki kardeş, Mustafa ve Yusuf Cırık, Hollanda’da babaları Hasan Cırık’ın mesleğini kopya etmişlerdi.

Hasan Cırık, Gülnarlıydı.  Gülnarlılar için, ‘ Gülnar’da  kalırsan toprakla uğraşırsın, Gülnar’dan çıkarsan devlet memuru olursun’ derlerdi.
Baba Cırık, Gülnar’dan çıkıp Mersin’e geliyor ama, devlet memuru değil diş teknisyeni oluyor. Daha sonra Mut’a yerleşiyor ama hava şartları nedeniyle tekrar Mersin’e dönüyor. Durum iç açıcı değil. O zaman yurtdışı furyası başlamıştı. İşçi Bulma Kurumu’na gidiyor ve tekstilci olarak yazılıyor. Kısa sürede Hollanda’nın Twente bölgesindeki tekstil fabrikası Ten Cate’de buluyor kendisini.
Ama ne var ki Hasan Cırık, elindeki altın diploması ile yine mutlu değil. O zaman Amca olarak ün yapmış Türk tercüman , ‘Senin neyin var’ diye soruyor Hasan Cırık’a. Hasan Cırık da, ‘Elimde çok değerli bir diş teknisyeni diplomam var, ben ise buralarda sürünüyorum’ diyor. Tercüman Amca Cırık’ı hemen bir diş labaratuarına götürüyor. ‘Bu arkadaş diş teknisyeni’ diyor. Labaratuardakiler şaşırıyor. ‘Al şu işi yap bakalım’ diyorlar. Hasan Cırık yapıyor. Hem de inanılmaz bir güzellikte…
Labaratuardakiler, ‘Şunu da yap’ diyorlar. Hasan Cırık verilen ikinci işi de yapıyor. Şaşırıyor labaratuardakiler. Sonra da ‘Hemen işe başla’ diyorlar.

İşte o günden sonra Hasan Cırık’ın ve çocuklarının kaderi değişiyor.
Hasan Cırık’ın 1965 ve 1968 doğumlu çocukları Mustafa ve Yusuf, 1973 yılında anneleri ile birlikte Hollanda’ya geliyorlar. İlkokula başlayacaklar ama aile durumdan memnun değil. Mustafa ile Yusuf derhal Mersin’e geri geönderiliyorlar ve büyükanne ile büyükbabalarının yanında kalarak ilkokula gidiyorlar. 1978 yılında yeniden Hollanda’ya dönüyor Cırık kardeşler ve tahsillerine orada devam ediyorlar.

Baba Cırık, artık bir diş labaratuarı sahibidir. Ünlenmiştir de Hollanda’da…

Ünlü sanatçılar ve politikacılar iyi müşterileridir Hasan Cırık’ın.

Cırık kardeşlerin babaları Hasan Cırık Mersin’de öğrendiği diş teknisyenliğini Hollanda’da geliştirdi ve daha sonra oğullarını ünlü birer teknisyen yaptı

 

Mustafa ve Yusuf ilkokuldan sonra orta ve liseyi tamamlarlar. Daha sonra da özel diş teknisyenliği bölümünü tamamlarlar. Daha sonra babaları ile birlikte diş teknisyenliği işini sürdürürler.

Baba Cırık 1995 yılında tüm işleri çocuklarına bırakarak Mersin’ dönüş yapar. Şimdi labaratuarın dümeni iki oğuldadır. Mustafa ve Yusuf Cırık, Hollanda’daki iş ile yetinmezler. Almanya’da da bir labaraturar açarlar.

Büyük bir kapital harcanır. Bunun için elde ne varsa ipotek edilir. Bazı mallar ise ikinci ipoteğe karşı kullanılır.

İşler çok iyi gittiği halde Cırık kardeşler Mersin’e dönmeyi planlarlar. Kaldı ki Hollanda’daki yaşamları çok zevkli geçmektedir. Yusuf Cırık, diş teknisyenliğinin dışında müzisyen olarak da eğlenmektedir. O zamanlar Hollanda’da ünlenmiş olan Fahri Işık, Galip Zeriner ve Kamil Konyalı ile birlikte müzik işini de hobi olarak yapmaktadır. Yaşam onlar için çok güzeldir.

Ama vatan sevgisi ve vatandaşlara sağlık hizmeti verme isteği ağır bastığı için anavatana dönüş kararı kesinleşti.

Cırık kardeşler Mersin’de açtıkları diş labaratuarındaki kaliteli elemanları ile başarılı işler çıkardılar ve Çukurova’daki diş doktorlarına hizmet verdiler

 

Kolay olmadı tabii. Ön çalışmalar ve araştırmalar uzun sürdü. Sonunda Mersin’e gelindi ve labaratuar olarak çalıştırılacak güzel bir yer bulundu.
Hollanda ve Almanya’da neleri varsa elden çıkaran iki kardeş, diş labaratuarı açmak için gerekli tüm belgeleri titizlikle tamamladılar.
Maliye, İl Sağlık Müdürlüğü ve SKK tarafından istenecek tüm belgeler eksiksiz tamamlanmıştı.
Şimdi sıra müşteri bulmaktaydı. Mersin’deki diş doktorları ve diş labaratuar sahipleri merak ve endişe ile bakıyorlardı bu gelişmeye.
Cırık kardeşler hazırlıklarını o kadar titizlik içinde yapmışlardı ki, hiçbir bürokratik engel önlerini kapatamazdı. İşe başladılar. Ama fiyat indirmediler. Daha güzel ve daha teknik üretim yapmaya başladılar. Ne var ki, öyle şeyler yaşandı ki, diş dünyasında böylesi çirkinliklerin yaşanacağına hiç kimse inanmazdı. Hani eskiden Casino sahipleri arasında mafyavari rekabet vardı ya, Mersin’de diş dünyasında böylesi mafyavari gelişmeler yaşandı.

Yılmadı Cırık kardeşler.  Korkmadılar ve azimle çalışmaya devam ettiler.
Yaptıkları iş o kadar kaliteliydi ki, sadece Mersinli diş doktorları, Çukurova’daki tüm diş doktorları kendileriyle çalımlaya başlamışlardı.

40 kişilik eleman kadrosuyla, Hollanda’da getirdikleri teknolojik aletler ve malzemeler ile dikkat çekmeye başlayan Cırık kardeşler, Türkiye çapında tanınır oldular.

İşte ben de rol modelim olan eşim Jeanne ile arayışta iken, diş doktoru Can Yılgör kanalıyla Cırık kardeşleri buldum.

Uzun lafın kısası, Hollanda’da 4 ay eziyet çeken eşim Jeanne için öyle bir formül bulundu ki, eşimin şikayetleri  üç hafta içinde bertaraf edildi.

Konuştukça, Hollanda’da ortak dostlarımızın olduğunu ve hatta birkaç yerde buluşmuş olduğumuzu hatırladığım Cırık kardeşlere yaptığım röportaj teklifi, tereddütlü bir şekilde kabul edildi. Öyle ya, anlatacakları şeyler pek çok kesimi üzebilir ve hatta kızdırabilirdi. Ama ben, hiç kimseyi hedef almayacak ve aleni suçlamada bulunmayacak bir röportaj sözü verince teklifim kabul edildi.

   

Rol modelim eşim Jeanne, Dr. Can Yılgör ve asistanı Sultan ile  – Rol modelim eşim Jeanne,  Mustafa Cırık ve Yusuf Cırık ile

 

İlk sorum şu oldu Cırık kardeşlere: Yıllardır Türkiye’deki sağlık hizmetinin Avrupa’dan daha iyi olduğunu söyler dururuz. Doğru mudur bu görüşümüz?

Cırık Kardeşler: ‘Tabii ki doğru. Öyle olmasaydı, Avrupa’dan buraya sağlık turizmi adı altında turlar düzenlenemezdi’.

Yeniden sordum: Peki nedir bunun sırrı?

Cırık Kardeşler: ‘Avrupa’da sağlık hizmeti genelde devletin elindedir. Oralarda devlet kısıtlı olarak sağlık sübvasyonu verir. Bu nedenle de hastaneler ve klinikler fazla yatırım yapamazlar. Kaldı ki Türkiye’de sağlık hizmeti özel sektörün elindedir. Özel sektör, gözü kapalı yatırım yapmakta ve en modern ve gelişmiş aletleri almaktadır. Bu nedenle tıbbın her dalında, eldeki teknolojik üstünlük Türkiye’dedir.’

Cırık kardeşler Mersin’deki labaratuarlarında teknolojinin en gelişmiş şekliyle bir CAD /CAM çalışması sırasında görünüyorlar

 

Yeniden soruyorum Cırık kardeşlere: Peki ben haberimin başlığına Türkiye’de sağlık sektörünün Avrupa’dan daha iyi olduğunu vurgulayacağım. Bunun nedenini anlatabilir misiniz?

Cırık Kardeşler: ‘Diş sağlığındaki durumu anlatabilmek için, eğitim diyebiliriz. Hollanda’daki diş sağlığı eğitimi, Almanya, Belçika ve Fransa’dan daha iyidir. Biz öğrendiklerimizi Mersin’de çalışanlarımıza öğretiyoruz.’

Cırık kardeşlere, başarımızdaki nedenlerin sadece teknolojik yatırım ve eğitim mi olduğunu soruyorum.
Cırık Kardeşler: ‘Tabii ki değil. Beceri de söz konusudur. Türk insanı beceriklidir. Teknolojik yatırımı, eğitimi ve beceriyi harmanladığımız zaman, Türkiye’nin sağlık hizmetindeki başarısını da görürüz.’

Cırık kardeşlere son sorum şu oldu: Peki, Türk sağlık sektöründeki bu başarı devam edecek mi? İleride bu başarıyı gölgeleyecek gelişmeler olabilir mi?

Cırık Kardeşler: ‘ Türk sağlık sektöründeki ilerleyiş maalesef düşüşe geçmiş durumda. Zira eğitim verilmiyor. Sağlık Meslek Lisesi bile kapandı. Diş teknisyeni yetiştirilmiyor. Böyle giderse, teknisyen bulmakta güçlük çekeceğiz. Bulsak da, bu teknisyenlere Avrupa’dakilere ödenenin  üç beş mislini ödememiz gerekecek.Geçen gün televizyon haberlerinde iştmiştik, kalp cerrahı da artık yetişmiyormuş.’

2009 yılında, hizmet verdikleri 7 hastanede yapılan araştırmalar sonucunda, takdirname alan Cırık kardeşlere özel olarak da bir sorum oldu: Burada aradığınızı buldunuz mu ? Hollanda’ya dönmeyi hiç düşündünüz mü?

Cırık Kardeşler: ‘Doğrusunu isterseniz, burada aradığımızı bulamadık. Maddi ve manevi olarak hayal kırıklığına uğradık. Buraya geliş amacımız bol para kazanıp şaşaalı bir yaşam sürmek değildi. İnanın sırf vatan sevgisi ve vatandaşlara sağlık hizmeti vermekti. Ama maalesef bürokrasi bizi yıldırıyor. Hoş, insan ilişkilerinde de zorluk çekiyoruz ama bu konuyu fazla deşmek istemiyoruz. Zira, Avrupa insanı çok daha toleranslı oluyor.’

Cırık kardeşlere son sözlerini de sorduk. Yanıtları şu oldu: ‘Bizim babamız, öyle bir yaşam sürdü ki, baba sevgisinden yoksundu. Zira baba, yani bizim dedemiz hep iş peşindeydi ve evde yok gibiydi. Biz de kendi babamız ile aynı acıyı yaşadık. Babamız ile çok az birlikte olduk. Buraya gelip yerleşme sebeplerinden biri de, babamız, annemiz ve aile efradımız ile birlikte olmak idi. Allah gecinden versin, anne ve babamızı kaybedersek, buradaki kalış nedenlerimizden biri ortadan kalkar.’

Sağlık sektörünün Avrupa’da mı, Türkiye’de mi daha iyi olduğu sorusunu araştırırken, Mersin’de karşılaştığım Mustafa ve Yusuf Cırık kardeşlerin yaşam öyküsünü de anlatmış olmakla kalmadım. Türk sağlık sektörünün geleceği hakkında da bilgiler edindim.
Dilerim, devlet büyüklerimiz, sağlık sektörünü bekleyen tehlikeleri ciddiye alırlar ve önlemler geliştirirler.

*****

İlhan KARAÇAY oradaydı:

CORENDON’DAN MUHTEŞEM BİR ETKİNLİK

Türk turizminin dinamosu olan Corendon’dan, ‘Bu yıl normal, gelecek yıl süper olacak’  müjdesi…

Hollanda’dan gelen gazeteciler Kapadokya’da balon turu yaptılar

 

ANTALYA,- Geçen yıl Rusya boykotu ve Avrupa çekingenliği nedeniyle büyük bir kriz  yaşayan Türk turizmi, bu yıl hafif bir canlanmadan sonra, gelecek yıl büyük bir yükselişe geçecek gibi…Yukarıdaki sözler, Türkiye’ye en çok turist getiren Corendon firmasının iki ortağı Atilay Uslu ve Yıldıray Karaer’e ait.

Bu yılın başında, rezervasyonlardaki azalmayı dikkate alan Corendon yöneticileri, önce ‘WE LOVE TURKEY’ (Türkiye’yi seviyoruz) başlıklı bir kampanya düşündüler. Bu kampanya, 200 kişiyi kapsayacak bedava bir Türkiye turu ile renklendirilecekti. İsterseniz o zaman yayınlamış olduğum habere bir göz atalım:
AMSTERDAM,- Kriz geçirmekte olan turizmimize yeniden hareketlilik getirmek için planlar
yapan Corendon Havayolları ve Tur Operatörlüğü, Hollanda ve Türkiye’de muhteşem etkinlikler yapma kararı aldı.
Corendon’un ortaklarından Atilay Uslu, kendi bünyeleri içinde faaliyet gösteren Amsterdam’daki Corendon Vitallity Hotel’de, kahvaltılı bir toplantı yaptı.

Hollanda’daki dünyaca ünlü caz sanatçımız Karsu, Aspendos’ta verdiği konserde büyük bir beğeni kazandı

 

Türkiye’nin Hollanda’daki resmi temsilcileri, Sivil Toplum Kuruluşları’nın yöneticileri ve medya mensuplarının katıldığı toplantıda, Türk turizmine yeniden can verecek etkinlikler hakkında bilgi verdi.

Atilay Uslu, Hollandalılardaki Türkiye endişesini unutturmak için planlar hazırladıklarını, bu planlardan birinin de ‘We Love Turkey’ (Türkiye’yi seviyoruz) sloganı ile yapılacak etkinlikler olduğunu anlattı.

Toplantıya katılan davetlilere, Corendon’un ilginç öyküsünü anlatan Atilay Uslu, geçen yıl Türkiye’ye götürdükleri turist sayısında yüzde 30’luk bir azalma olduğunu, bu yıl ise açığın kapatılması için, gerek Türk devletinin ve gerekse kendilerinin fedakarlılar yapması gerektiğini söyledi.

Dünya’da çarpıcı gelişmeler yaşandığı zaman, seyahata çıkacak olanların Türkiye endişesini unuttuklarını ve hemen rezervasyon yapmaya başladıklarını belirten Atilay Uslu, örnek olarak ABD’deki seçimleri gösterdi. ABD’de Trump’ın seçilmesi ile ekelktriklenen dünyada, Türkiye’ye karşı olan endişenin unutulduğunu ve o günlerde binlerce rezervasyon yaptıklarını belirten Uslu şöyle konuştu: ‘Demek oluyor ki, insanlar dikkatlerini başka yerelere verdikleri zaman, beyinlerinde endişeleri unutuyorlar. Biz de bu nedenle, beyinlerdeki endişeleri unutturacak etkinlikler yapmayı planladık. Bu konuda bir ekip kurduk. Ekibimiz, yapacağımız etkinliğe ‘We Love Turkey’ adını koydu.

Atilay Uslu’nun anlatımına göre, Hollanda’da ve Türkiye’deki etkinlikler şöyle gelişecek:
Hollanda’daki medya ve iş dünyası ile ortaklaşa yapılacak bir yarışma sonrasında 200 talihli yolcu seçilecek.
Talihli yolcular 9 Nisan akşamı Amsterdam’daki Corendon otelinde buluşacak. Eğlenceli bir akşam yemeğinden sonra sabah Nevşehir’e uçulacak. Kapadokya’da balonlara binilecek ve mağara evler-oteller dolaşılacak. Daha sonra Antalya’ya uçulacak. Binlerce kişilik Aspendos antik tiyatroda, sadece 200 talihli için, çok ünlü sanatçıların katılacağı bir konser verilecek.

Talihliler’in nasıl seçileceği ve ünlü sanatçıların kimler olacağı hakkındaki soruları yanıtlayan Atilay Uslu, talihlilerin bir bilgi yarışması sonunda seçileceğini, sanatçıların da gerçekten Hollanda’nın zirvesinde bulunan isimlerden oluşacağını açıkladı. Marco Borsato, Gerard Joling ve Toppers Grubu ile görüşmeler yapıldığını belirten Uslu, sanatçılar grubuna belki de, bir süre önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuğu olarak Külliye’de ağırlanan Amerikalı Lindsay Lohan’ın da ekleneceğini belirtti.

Atilay Uslu’ya bu konuda soru ve teklifte bulunanlardan biri de ben oldum.
Türkiye’ye karşı endişe duyan Hollandalılar’a Türkiyeyi daha iyi tanıtmak için, Hollanda açısından çok önemli olan tarihi sorular yöneltilmesini teklif ettim.
Osmanlılar’ın, Hollanda’nın kurtuluşunda, kuruluşunda ve gelişmesinde Türkiye’nin büyük rolü olduğunu öğrenecek olan Hollandalılar’ın, böylece Türkiye’ye hayranlık duyacaklarını ve minnet borcu taşıyacaklarını anlattım.

Corendon ortakları Atilay Uslu ve Yıldıray Karaer, Antalya’daki otelleri Grand Park’ta bir basın toplantısı düzenleyerek ferahlatıcı bilgiler verdiler

 

ÖNCE VAZGEÇİLDİ

Üstteki haberin yayınlanmasından sonra, Utrecht’te açılan Turizm Fuarı sırasında yaşanan olumsuz gelişmeler ve daha sonra Hollanda Başbakanı ile Türkiye arasındaki kavgalar, Corendon yöneticilerini endişelendirmişti. Hollandalılar Türkiye nefreti taşırken, ‘Türkiye’yi seviyoruz’ başlıklı bir sloganın etkili olmayacağına inanan Corendon yetkilileri, bu plandan vazgeçmeyi düşündüler.
Ama daha sonra düşünülen kampanyayı isim değiştirerek yapmayı planladılar.

Corendon’un ortaklarından Yıldıray Karaer, Antalya’daki basın toplantısında, yapılsın mı yapılmasın mı tartışmalı bu kampanya hakkında bilgi verdi.
Yaşanan gerginlikler nedeniyle tüm Avrupa’da Türkiye’ye karşı antipropaganda yapıldığını kaydeden Yıldıray Karaer, bu nedenle Avrupa’dan Türkiye’ye turizm hareketinde çok ciddi düşüş yaşandığını kaydetti. Bu düşüşün 2016’da başladığını aktaran Karaer, Rusya’yla yaşanan sorunlara da değindi. Karaer, 2017’nin tek yüz güldüren, memnun edici tarafının Türkiye’ye Rus turistin gelmesi olduğunu belirtti. Sadece Rus turistin gelmiş olmasının yetmediğini belirten Karaer, 2015’te 32 milyon olan turist sayısının 45-50 milyona çıkarılması gerektiğini konuşurken, Avrupa ve Rusya’daki olumsuz hava ve Türkiye’deki huzur ortamının bozulmasının turist sayısını aşağıya çektiğini söyledi.

Bu yıl tam fuar dönemindeki olumsuzlukların kendilerini bir kez daha mağdur ettiğini dile getiren Karaer, “Fakat biz yılmadık, çalışmalara bir süre ara vermek durumunda kaldık. Çünkü öyle bir konuma geldi ki ne kadar tanıtım yapsanız da fayda sağlamayacak durumdaydı” dedi. Hollanda’yla Türkiye arasında referandum sürecinde yaşanan gerginlik sonrası, tanıtım çalışmalarını askıya aldıklarını anlatan Karaer, 10 Nisan olarak planladıkları bu tanıtım aktivitesini de bu nedenle 12 Haziran’a kaydırdıklarını anlattı.

Corendon’un ortaklarından Yıldıray Karaer, Jüri üyeliği yaptığı yarışmada Bikinili Güzel seçilen Romi ile

 

…VE PLAN DISCOVER TURKEY OLARAK YAPILDI.
Corendon yöneticileri kampanyayı ‘Dicover Turkey’ adı altında yapmayı planladı ve Türkiye’ye  ücretsiz götürülecek olanlar için bir yarışma düzenledi. Tam 20 bin kişinin başvurduğu bu yarışma sonunda 130 Hollandalı seçildi. İnternet fenomenleri, medya mensupları ve sektör ileri gelenleri ile 200 kişilik kafile, önce Amsterdam’daki Vitality Corendon Hotel’de ağırlandı, daha sonra da Amsterdam’dan Kayseri’ye götürüldü.
Hollandalı misafirler önce Kapadokya’da unutulmaz bir balon turu yaptı. Ardından Antalya’ya geçildi ve Corendon’un işlettiği Grand Park Otel’e yerleşildi. Öğle yemeği ve havuz keyfinden sonra saat 17.00’de ‘Bikinili Güzeller’ yarışması yapıldı. Atilay Uslu ve Yıldıray Karaer’in de jüride yer aldığı yarışmaya 12 Hollandalı güzel katıldı.
Grup, yarışmanın ardından Aspendos Antik Tiyatro’da düzenlenen dünyaca ünlü Türk sanatçı Karsu Dönmez ve Hollandalı Xander de Buisonje’nin konserine katıldı. Konsere sürpriz olarak genç kızların sevgilisi Fas kökenli Ali B. de katıldı.

KARAER: “BU BAŞARI TÜRKİYE’NİN TURİZMDE BENİMSEDİĞİ YAKLAŞIMIN ESERİ”
Corendon yöneticileri Atilay Uslu ve Yıldıray Karaer, Antalya’daki otellerinde düzenledikleri basın toplantısında, turizm açısından içaçıcı ifadeler kullandılar.
Hollanda’dan gelen turistlerin yüzde 60’ını Türkiye’ye getirdiklerinin altını çizen Corendon Turizm Grubu Kurucu Ortağı Yıldıray Karaer,
“Türk turizmi için Hollanda oldukça önemli bir ülke. Hollandalı misafirlerimizin Türkiye’de yaptıkları tatilden memnun kalmalarını da çok önemsiyoruz. Uluslararası araştırma şirketi GfK’ya yaptırdığımız anketten çok güzel sonuçlar elde ettik ve bunu da paylaşmak istedik. Anket sonuçlarına göre, Hollandalı misafirlerimiz 8,5 puanla Türkiye’deki tatillerinden memnun kaldı, yüzde 89’u tatil için yeniden Türkiye’ye geleceğini belirtti. Bu oranları Türkiye’nin turizmde benimsediği yaklaşım ve elde ettiği başarının önemli bir yansıması olarak değerlendirmek gerekli” dedi.
Avrupa pazarındaki rezervasyonlarda hareketlenme başladığını belirten Karaer, haziran ve temmuz aylarında son dakika satışlarında ciddi bir atak beklediklerini belirtti.

Corendon’un ortaklarından Atilay Uslu, Amsterdam’daki ofislerinden birinin önünde

 

SON 4 HAFTADA EKSİDEN YÜZDE 30 ARTIŞA ÇIKTI
Hollanda ile yaşanan sorunlar sonrasında günlük rezervasyonların 1500’den 300’e kadar gerilediğini belirten Corendon’un ortaklarından Atılay Uslu, “Böyle olunca ‘Türkiye güvenli bir ülke’ gibi açıklamalara da kimse inanmıyordu. Türkiye’nin güzelliklerini göstermek için Aspendos’ta konser ve Kapadokya’da balon turu yapmaya karar verdik. Hollanda’dan basın, blogger ve bazıları 1 milyon takipçisi olan sosyal medya fenomenlerini Türkiye’ye getirdik” dedi.
Hollanda pazarında yüzde 25 gerileme varken son 4 haftada ise yüzde 30 artış olduğunu belirten Uslu, 2015’e göre kaybın ise yüzde 50 olduğunu söyledi.

Hollandalı konuklar Grand Park Hotel’de yapılan yarışma sırasında eğlendiler

 

KORKARAK GELDİLER MEMNUN AYRILDILAR
Hollanda’dan mayıs ayında Türkiye’de tatil yapan 1000 kişiyle yapılan anketin sonuçlarını da açıklayan Atılay Uslu, ‘Türkiye’ye giderken korktunuz mu?’  sorusuna yüzde 47’sinin korkarak çıktığı yanıtı verdiğini söyledi. Hollanda basınına göre Türkiye’de sokaklarda tanklar dolaşıyormuş, ‘taşlanacak mıyız’ gibi algı oluşturulduğundan bahseden Uslu, “Türkiye’ye gelip tatilden, otellerden, gezdiğiniz ortamdan memnun musunuz’ sorusuna ise turistler, 8.5 puanla memnun kaldığını ifade etti. Bu çok yüksek bir rakam ve İspanya için bu oran 7.8. ‘Türkiye’de kendinizi emniyette hissettiniz mi?’ sorusuna yüzde 96’sı çok emniyette hissettiği yanıtını vermiş. Amsterdam için bu oran yüzde 50. ‘Türkiye’ye bir daha gitmek ister misiniz’ sorusuna yüzde 89’u bu sene içinde bir daha gitmek istediği yanıtını vermiş. Bu sonuçların çıkması bize moral verdi ve tekrar marketinge başladık” dedi.

HOLLANDA PAZARINA UÇAK YETMİYOR

Son 4 haftadır Hollanda ve Belçika pazarında ciddi yükseliş olduğu ve günlük 1100-1200 turiste ulaşıldığını dile getiren Uslu, şu an tek sorun olarak uçak bulunamamasını gösterdi. Uslu, “Türkiye’ye son 4 haftadır devam eden pozitif trend var ve sunduğumuz kapasiteyi doldurmak üzere. Bu gidişle 30 Haziran’dan sonra yok satacağız. Burada yatak kapasitesinde sorun yok, uçak kapasitesinde sorun var. Kendimizin 3 havayolu şirketi var ve bunların hepsi dolu. 16 ülkeyle çalışıyoruz ve Yunanistan ve İspanya’ya gönderdiğimiz 2’şer uçakla, Portekiz’den 1 uçağımızı Türkiye’ye geri koyduk. Hollanda’dan 1100-1200 paxlar (kişi) oluşmaya başladı, 400’e yakın da Belçika’dan var. Herkes planlamasını krize göre adapte ettiği için Türkiye’ye uçak yok. Avrupa’da da bulamıyorsunuz uçak. Eğer uçakları bulsaydık bu yüzde 25 eksiyi artıya geçirebilirdik. Beklentimiz artı 20’ydi. Sağdan soldan uçak arıyoruz. Aslında 2-3 tane daha uçak lazım ve artıya geçeriz” diye konuştu.

‘UÇAK SORUNU YAŞIYORUZ’

Uslu; “Şu an için yatak kapasitesinde sorun yok, uçak konusunda sorun var. 3 havayolu şirketimiz var. Bunların hepsi dolu ve biz uçak bulmaya çalışıyoruz. Çünkü herkes kendi planlamasını yaptığı için böyle bir sıkıntı yaşıyoruz. Şu an için 2016’ya göre yüzde 30 artıştayız ancak 2015’e göre yüzde 25 gerideyiz. Uçak sorununu çözebilirsek bu rakam daha da artacak’ ifadelerini kullandı.

Ağırladıkları misafirlerin geri dönüşlerinin çok olumlu olacağını belirten Uslu, “Bazılarının 1 milyonun üzerinde takipçisi var. Instagram, Facebook, Youtube gibi önemli mecralardan canlı yayınlar yaptık. Toplama baktığınızda milyonlarca rakama ulaşıyor” ifadelerini kullandı.

Siyasi gelişmelerin dünyanın her tarafında değişken olduğunu sözlerine ekleyen Uslu; “Bu tahmin edilebilir bir durum değil. Yarın ne olacağını bilemiyoruz o yüzden biz de önümüze bakıyoruz” dedi.

Corendon’un ağırladığı internet fenomenleri ve basın mensupları unutulmaz bir bir gün yaşarken, “Türkiye’ye mutlaka yeniden geleceğiz” açıklamasını yaptılar.

Hollandalı turistlerin yüzde 89’u yeniden Türkiye’ye gelecek

Corendon’un etkinlik kapsamında 100’den fazla ülkede faaliyet gösteren dünyanın en önemli araştırma şirketlerinden GFK’ya yaptırdığı ve Hollandalı tatilcilerin Türkiye seyahatleriyle ilgili deneyimlerini kapsayan araştırma sonuçlarını da açıkladı.

2017 Mayıs ayında Türkiye sahillerinde tatil yapan Hollandalı turistler üzerinde yapılan araçtırmaya göre; turistler 8.5 puanla Türkiye’de tatilerinden memnun kaldığını belirtti. Turistlerin yüzde 96’sı Türkiye’de kendilerini güvenli hissetti. Turistlerin yüzde 89’u tatil için yeniden Türkiye’ye geleceğini belirtti.
Ayrıca Hollandalı turistler kaldıkları otel ve oteldeki servise 8.4 puan verdi.

Karsu’dan özel konser

Türk asıllı Hollandalı şarkıcı Karsu, Aspendos Antik Tiyatro’da Feveran İletişim’in düzenlediği etkinlikte sahneye çıktı.

Hollanda’da yetişen dünya çapındaki caz sanatçımız KARSU ve ekibi Aspendos’ta verdikleri konserde izleyenlerin beğenisini kazandı

Hollanda’da yetişen dünya çapındaki caz sanatçımız KARSU ve ekibi Aspendos’ta verdikleri konserde izleyenlerin beğenisini kazandı

*****

 

TURGUT TORUNOĞULLARI, AVRUPA’DA YILIN İŞADAMI SEÇİLDİ

Ekovitrin’e gelen  463.150 oy ile saptanan ‘Yılın Starları’ arasında Başbakan Binali Yıldırım, Bakan Ahmet Arslan ve Devlet Bahçeli de var

 

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

İSTANBUL,- Bu yıl 16’ıncısı gerçekleştirilen, ekonomi dünyasının Oscar’ı sayılan, Ekovitrin’in geleneksel ‘Yılın Starları Anketi’ne, ABD’den Çin’e kadar dünyanın dört bir yanından gönderilen oylar ile  katılan 463.150 kişi, Yılın Starları’nı seçtiler.
Ödüller, WOW İstanbul Hotel’de düzenlenen muhteşem bir törenle sahiplerini buldu.

Siyaset Onur ödülleri Başbakan Binali Yıldırım, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye verilen ödül töreninde, yurtiçinde başarılı olmuş işadamlarının yanında, yurtdışında başarılı olan bir işadamına da ödül verildi. Yurtdışında kazandıklarını Türkiye’de yatırıma dönüştüren Edestaal  Simtronic  ve Orka Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları’na, ‘Avrupa’da Yılın İşadamı’  ödülü verildi.

Hollanda merkezli Edelstaal Simtronic ve Orka Oteller Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları ve ailesinin  sahibi olduğu şirket, Türk, İtalyan, İngiliz ve İsviçreli ortaklardan oluşuyor. Grubun, turizm, inşaat, besicilik, tencere üretimi ve emlak sektörlerinde önemli yatırımları bulunuyor.
Torunoğulları Grup şirketlerinden Orka World, ile İngiliz ortaklı Tema Parkı Projesini gerçekleştiriyor. Fethiye Ölüdeniz’de yapılan dev projenin tamamlandığında Türk turizmine önemli katkı sağlaması bekleniyor.
Ayrıca Hollanda’nın en büyük şirketlerinden VDL Grup ile enerji, ulaşım, çöp toplama ve geri dönüşüm sistemleri konusunda ortak olan Turgut Torunoğulları, 3500 kişiye istihdam sağlıyor. Başarılı iş adamı, birçok sivil toplum örgütünde başkanlık ve yönetim kurulu üyesi olarak da görev yapıyor. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Avrupa Bölge Komitesi Başkan Yardımcılığının yanısıra, 2009-20012 yılları arasında Hollanda Türk İş Adamları Derneği (HOTİAD) Başkanlık görevini sürdüren Turgut Torunoğulları, öte yandan Türk-Hollanda ve Türk-Belçika İş Konseyi Yürütme Kurulu Üyeliğiyle de tanınıyor. Türkiye ve Hollanda’da başarılarıyla öne çıkan tecrübeli iş adamı, sosyal sorumluluk alanında imza attığı projeleriyle de dikkat çekiyor. Turizm sektöründe Orka markasıyla Fethiye, Marmaris ve İstanbul’da altısı tamamlanmış dördü inşaatı devam eden toplam on tesisi bulunuyor.

Turgut Torunoğulları ödülünü alırken yaptığı konuşmada, “Kıymetli misafirler, bugün burada herkes Türkiye’dekileri anlattı. Ama ben size biraz da Avrupa’daki büyük Türk ailesin anlatacağım. Avrupa’daki 5 milyon 600 binlik nüfusuyla ve 140 bin girişimcisiyle, 100 milyar’a yakın cirosuyla, yaşadıkları ülkelerin ve Türkiye’nin kalkınmasına büyük katkıları ile mütevazı bir yaşam süren Türkler arasında olmaktan gurur duyuyorum.

Biz Avrupa’da, günümüzde yönetilen değil, artık yöneten durumuna geldik. Avrupa’da birçok ülkeden büyük bir katma değerle işte buradayız. Bu ödülü işte bu anlayışla, Avrupa Türk ailesi adına alıyorum. Başta ailem olmak üzere, 40 yıla aşkın bir süredir EdelStaal Grubu’nda beraber çalıştığım ortaklarım ve yöneticilerim başta olmak üzere tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.” dedi

Turgut Torunoğulları’nı tanıyalım

EdelStaal International Group Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları, 1958 yılında Kars’ın Susuz ilçesinde doğdu. 1980 yılında Erdegül Hanım ile evlendikten sonra Kars’tan Hollanda’ya çalışmak için gitti. Hollanda’da ilk olarak pazarlama elemanı olarak çalıştığı EdelStaal Grubu üstün beceri ve yönetme kabiliyeti sonucunda fazla zaman geçmeden satın alarak patronluk koltuğuna oturdu. Satın aldığında ekonomik sıkıntılar içinde olan EdelStaal Grubu kısa sürede şaha kaldırarak bugün Avrupa’da 16 ülkede ve Türkiye’de yatırımları olan ve sektöründe önde gelen bir şirketler topluluğu haline getirdi. Bugün EdelStaal Grubun, 4.000 üzerinde çalışan personeliyle başta çelik tencere üretimi olmak üzere, turizm-otelcilik, gayrimenkul ve inşaat sektöründe birçok önemli yatırımları bulunmaktadır. EdelStaal Grubun Hollandalı, Belçikalı, Alman, İngiliz, İtalyan, Rus, Özbek, Kazak, Lübnanlı ve Azeri firmaları ile ulusl ararası yatırımlarda ortaklıkları vardır.

Turgut Torunoğulları, İtalya’da fabrikasında ürettiği Simtronic, SWS, Simensports marka çelik tencereleri Avrupa’da tanınmış bir marka haline getirmiştir ve tencerede kazandığı başarıyı diğer alanlara da taşımıştır. 1990’larda Orka Hotels markasını kurarak Türk turizmine büyük kapasiteli beş yıldızlı tatil-köyleri ve oteller kazandırmıştır. Geçtiğimiz sezon açılan ve Marmaris-İçmeler’in en güzel koyunda konumlanmış Sentido Orka Lotus Beach ile Orka Hotels markasını büyütmüş ve bugün binlerce turisti İstanbul’da, Fethiye’de, Marmaris’te ve birçok bölgede tesislerinde ağırlamaktadır.

Torunoğulları’nın Marmaris’teki muhteşem otelleri Sentido Orka Lotus Beach Hotel’i görüntülemek için yaptığıöız tekne turu

 

Orka Homes İnşaat firmasi ile ise Ege ve Akdeniz’de konut inşaatında önde gelen firmalardan biri olmuştur. Aynı zamanda grubun Marmara bölgesinde binlerce konuttan oluşan projeleri bulunmaktadır. Avrupa ve dünyanın çeşitli ülkelerinden yatırımcıları ülkemize çekmekte, yabancıları Türkiye’de ev sahibi yaparak ülkeye ciddi bir döviz girdisi sağlamaktadır.

EdelStaal Group aynı zamanda EdelStaal Vastgoed BV firması ile Hollanda da büyük gayrimenkul yatırımları bulunmaktadır. 2005 yılında Hollanda’da Den Bosch kentinde Van Berckel caddesini komple satın alarak hem Türk hemde Hollanda basınında ‘Hollanda’da cadde satın alan Türk’ haberini yaptığım zaman sadece Hollanda’da değil Türkiye’de de tanınmaya başlanmıştı.Hollanda’nın en büyük teknoloji firması VDL Group ile  beraber Türkiye’de “geri dönüşüm” alanında yatırımlara girerek, İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’nin ve Avrupa’nın değişik şehirlerinde çöp konteynır üretim ve pazarlamasına başlamıştır.

Turgut Torunoğulları, Marmaristeki Sentido Orka Lotus Beach Hotel’i gösterebilmek için bizi özel araçları ile gezdirdi

 

Turgut Torunoğulları meslek kuruluşlarında da oldukça aktiftir. Yaklaşık 8 yıl Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Avrupa Komite Başkanlığı,  Hollanda Türk İş-Adamları Derneği’nin (HOTİAD) başkanlığını yapmıştır.  T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akrabalıklar Topluluğu Başkanlığı (YTB) Yurtdışı Vatandaşlar Danışma Kurulu Onur Üyesi ve Hollanda-Türkiye İş Konseyi (NETUBA) Yöneticisi’dir.

Turgut Torunoğulları, Avrupalı Türkleri kendi ailesi olarak görmekte ve bu geniş ailenin sorunları ile yakından ilgilenmektedir. Sürekli olarak hazırladığı raporları Türkiye Cumhuriyeti ilgili Bakanları’na ve Avrupa’daki muhataplara sunmakta ve bunun meyvelerini de almaktadır. Belirli konularda gereken yasal değişiklikler bunun sonucunda yapılabilmiştir. Turgut Torunoğulları, ülkesine sadece ekonomik olarak katkı sağlamakla kalmamakta, başta Hollanda olmak üzere diğer Avrupa ülkeleriyle Türkiye arasında köprü vazifesi görmektedir. Örneğin 2017 Mart’ta Türkiye-Hollanda arasında yaşanan krizde sonra çok pozitif katkı yaparak iki ülke arasındaki buzların erimesinde önemli rol oynamıştır.

Sosyal sorumluluğu iliklerine kadar his eden Turgut Torunoğulları, sosyal faaliyetler kapsamında Hollanda da CHC/ORKA adında bir Futbol Kulübü kurmuş, memleketi Kars’a ise iki okul yaptırmış ve kuruluşundan itibaren Hollanda Türk Kadınları Derneği’ni (HTKD) her açıdan desteklemektedir.

Turgut Torunoğulları’nın Kars’tan Hollanda’ya işçilikten patronluğa uzanan bu sıradışı başarı hikayesi Avrupa’da yaşayan tüm Türkler tarafından yakından bilinmekte ve takdir görmektedir. “Narin Kalesinden Kaçış” ile bu destansı başarı hikayesini kitaba aktarmış, romanlaştırmıştır.

Türk turizminin son yıllarda yaşadığı sorunlara rağmen 4 adet yeni otel (Orka Residence The Cove Butik Hotel, Orka Sealife Hotel 5 yıldızlı, Orka Palace Hotel 5 yıldızlı, Orka Marine Hotel ve Orka World Theme Park) ile diğer inşaat yatırımlarını artırarak devam ettirmektedir.

Turgut Torunoğulları’nın bu başarısının arkasında başta eşi, kardeşleri ve çocukları olmak üzere aile arasındaki muazzam birlik ruhu yer almaktadır. Büyük oğlu Ercan Torunoğulları, Orka Hotels ve Orka İnşaat’ta görev yapıyor, büyük kızı Özlem Avrupa’da şirket merkezinde finansın, da görev küçük kızı Zeynep Hanım şirketlerin hukuk işlerinin ve küçük oğlu Caner Torunoğulları ise Marmaris’teki otellerin de görev yapıyor. EdelStaal Grup Şirketleri bünyesinde 16 adet şirket bulunmaktadır.

*****

Aşık Veysel vefatının 44’üncü yılında Amsterdam’da anıldı

 

AMSTERDAM,- Büyük Türk Halk Ozanı Aşık Veysel, vefatının 44’üncü yılında Hollanda Sivaslılar Platformu, Amsterdam Yunus Emre Enstitüsü ve Türkevi Topluluğu’nun düzenlediği programlarla anıldı.
Halk Ozanı Aşık Veysel için düzenlenen ‘Dostlar Beni Hatırlasın’ isimli programlar, Amsterdam Yunus Emre Enstitüsü’nden sonra dört gün süreyle çeşitli şehirlerdeki etkinliklerde  tekrar edildi.

Sivas’ın yetiştirmiş olduğu kültür, sanat, edebiyat ve düşünce dünyasındaki usta isimleri çeşitli etkinliklerle yaşatmaya çaba gösteren Hollanda Sivaslılar Platformu girişimiyle düzenlenen ’Aşık Veysel’i Anma ve Türkü Programı’ Amsterdam Yunus Emre Enstitütüsü ve Türkevi Topluluğu’nun katkılarıyla gerçekleşen etkinliğe yoğun ilgi gösteren konuklar, ünlü ozanın türkülerine eşlik ederek yad ettiler.

Aşıklık geleneğinin en büyük temsilcilerinden birisi olan ünlü halk ozanı Aşık Veysel’i anma programlarına yoğun ilgi gösteren yüzlerce davetli, salonları  tıklım tıklım doldururken, bazı izleyiciler ise yer bulamadıkları için, kimi ayakta, kimi de yerlere oturdular.

Programlarda Kültür ve Turizm Bakanlığı Sivas Devlet Halk Müziği Korosu sanatçıları Sait Döşkaya ve Cafer Üvenç sahne aldılar. Programa Amsterdam’da yaşayan mahalli sanatçı Turan Yıldırım da  yorumlarıyla katıldı. Katılımcılar sanatcılara Aşık Veysel türkülerinde eşlik ettiler. Programa, Hollanda’daki Türk Sivil Toplum Kuruluşlarının yöneticilerinin yoğun katılımı dikkat çekti.

Ünlü Türk Ozanı Aşık Veysel’i anma programına ilk olarak tasarımcı Ömer Erdem’in hazırlamış olduğu ve Aşık Veysel’in hayatının anlatıldığı kısa bir belgeselle başlanıldı.

Hollanda Sivaslılar Platformu sekrereteri Ömer Soner’in sunuculuğunu yaptığı programda zaman zaman duygusal anlar yaşandı.

Amsterdam’da gerçekleşen “Aşık Veysel’i anma programı’nın açılışında, bir selamlama konuşması yapan, Hollanda Sivaslılar Platformu Başkanı İbrahim Çitil, Aşık Veysel’in unutulmaz türküleri geride bıraktığını belirterek: ‘Sivas, bine yakın şairiyle, çok bereketli mübarek bir şehirdir. Sivas’ın meşhur şairleri arasında öne çıkan iki ismi vardır Biri Pir Sultan: Abdal ve diğeri ise  Âşık Veyseldir.  Her ikisi de edebiyatımıza ve müzik dünyamıza çok şey kazandırmışlardır. Onlara çok şey borçluyuz’’ dedi.

Çitil, Aşık Veysel’in küçük yaşta gözlerini kaybettiğine işaret ederek, “Aşık Veysel’i görmesek de onun şiirleriyle, türküleriyle büyüdük. Onu çok sevdik ve özlüyoruz. Aşık Veysel, gönül gözünü dünyaya açmış bir halk ozanıdır. Âşık Veysel, Sivas toprağının çok mühim, çok değerli şairlerinden biridir. Bir Sivas türküsü gibi, yerli zevkimizin ve millî duygularımızın en son temsilcileri arasında o da vardır. Âşık Veysel, halk edebiyatımızda, güzel Türkçemizin sütünü sağan şairlerimizdendir. Aşık Veysel, vatanımıza, milletimize, birliğimize-dirliğimize ve bütün mukaddeslerimize sarsılmaz bağlılığıyla dikkat çeken bir ârif kişidir. Er oğlu erdir. Tam bir er kişidir.  Âşık Veysel, güzel Türkçesiyle, aydınlık fikirleriyle, engin vatanseverliğiyle, kendisini sevdiren, saydıran bir saz ve söz sultanımızdır.’’ dedi.

Türkevi Topluluğu Başkanı Veyis Güngör de,  ‘’Aşık Veysel sadece Sivas’ın değil bütün Türkiye’nin önemli bir değeridir. Aşık Veysel, fikirleri ve insan sevgisiyle dünyayı kucaklayan bir deryadır. Yaşamı boyunca deyişleri ve duruşuyla ülkemizde her zaman bütünleştirici bir misyon üstlenmiş ve ömrü boyunca bu çizgiden ayrılmamıştır. Ülkemiz insanının en çok ihtiyacının, birbirini anlamak olduğunu kabul eden Aşık Veysel bu görüşünü türkülerine yansıtmıştır. Bizler öncelikle onun ismini yaşatmak adına elimizden geleni her zaman yapacağız. Onun hayatını şiirlerini Hollandacaya tercüme ederek, Hollandalı dostlarımızın da onu anlamalarını sağlayacağız’’ değerlendirmesinde bulundu.

Etkinlikte Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım”, “Benim Sadık Yarim Kara Topraktır”, “Güzelliğin On Par Etmez”, “Dostlar Beni Hatırlasın” gibi unutulmaz eserleri, Kültür Bakanlığı Sivas Devlet Halk Müziği Korosu sanatçıları Sait Döşkaya, Cafer Üvenç ve Amsterdam’da yaşayan mahalli sanatçı Turan Yıldırım tarafından seslendirilen türküler oldu.
Dinleyenler ise  duygu dolu anlar yaşadılar.

İki saat süren etkinliğin sonunda, katkıda bulunanlara ve sponsorlara teşekkür edilerek plaket sunuldu. Program günün anısına toplu çektirilen fotoğraf ile sona erdi.

Âşık Veysel Kimdir? 

1894 tarihinde Sivas’ın Sivrialan köyünde doğan Âşık Veysel, çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Âşık Veysel yedi yaşındayken, çiçek hastalığı salgını sonucunda 2 kız kardeşini yitirdi. Aynı hastalığa kendisi de yakalanarak tek gözünden olan Veysel sonrasında diğer gözünü de kaybetti.

Babası bir gün Âşık Veysel’e evde oyalanması ve vakit geçirebilmesi için bir saz hediye etti. Âşık Veysel eline geçirdiği sazla dönemin türkülerini çalmaya ve söylemeye başladı. Veysel daha sonra 1933 yılında tanıştığı Ahmet Kutsi Tecer’in teşvikleriyle kendi şarkı sözlerini yazmaya karar verdi. Kendi yazdığı eserleri en iyi şekilde seslendiren Âşık Veysel, eğitim konusunda büyük hocalardan ders almamasına rağmen kendisini geliştirerek bir süre sonra da köy okullarında saz dersi vermeye başladı. 1970’li yıllarda devlet tarafından çıkartılan bir kanun ile halk ozanımız Âşık Veysel’e maaş bağlanması kararı alındı.

Âşık Veysel’in sözlerinin, ünlü sanatçılarca söylenmesi üzerine eserlerine olan ilgi arttı. Böylece usta ozan, halk tarafından tanınmaya ve unvanı giderek yayılmaya başladı. Âşık Veysel, 1973 yılında 79 yaşında hayatını kaybetti

Âşık Veysel

Âşık Veysel Şatıroğlu was een Turkse volksdichter en minstreel, die zichzelf begeleidde op de Bağlama of Saz. Hij werd op 25 oktober 1894, geboren in het dorp Sivrialan, in het Şarkışla district in de provincie Sivas. Zijn moeder was Gülizar hanım zijn vader was Ahmet bey. In die jaren heerste de pokken in die streek, waar Veysel twee zusjes aan verloor. Toen hij zeven jaar oud was verloor hij het zicht in één oog aan dezelfde ziekte. Bij een vreselijk ongeluk verloor hij ook het zicht in zijn andere oog. Zo is Veysel op zevenjarige leeftijd blind geworden. Zijn visuele handicap had echter geen invloed op zijn succesvolle muziekcarrière. Die begon toen zijn vader een bağlama voor hem kocht omdat hij niet buiten kon spelen met zijn leeftijdgenootjes.
Uzun ince bir yoldayım – Ik ben op weg, op een lange smalle weg

Turks                                 Nederlands
Uzun ince bir yoldayım,    – Op een lange smalle weg,
Gidiyorum gündüz gece,  –  loop ik dag en nacht,
Bilmiyorum ne haldayim,  – niet wetend in welke staat ik ben;
Gidiyorum gündüz gece.  – dag en nacht op doorreis.

Dünyaya geldiğim anda,  – Het moment dat ik op de wereld kwam,
Yürüdüm aynı zamanda,  – begon ik al te lopen.
İki kapılı bir handa            – In een huis met twee deuren,
Gidiyorum gündüz gece.  – dag en nacht op doorreis.
Uykuda dahi yürüyom,     – Zelfs in mijn slaap loop ik,
Kalmaya sebep arıyom,   – en zoek een reden om ergens te blijven,
Gidenleri hep görüyom,   – Zij die al weg zijn,
Gidiyorum gündüz gece  – dag en nacht op doorreis.

Kırk dokuz yıl bu yollarda  – Negenenveertig jaar onderweg,
Ovada dağda çöllerde,      – door dalen, bergen en woestijnen,
Düşmüşem gurbet ellerde – ver van huis ben ik beland,
Gidiyorum gündüz gece.   – dag en nacht op doorreis

Düşünülürse derince,       – Als je er diep over nadenkt,
Irak görünür görünce,      – lijkt het een hele afstand:
Yol bir dakka miktarınca  – een minuut onderweg…
Gidiyorum gündüz gece. – dag en nacht op doorreis.

Şaşar Veysel işbu hale  – Veysel verwondert zich over zijn toestand;
Gah ağlayan gahi güle,  – moet ik lachen of huilen
Yetişmek için menzile,    – om mijn bestemming te bereiken?
Gidiyorum gündüz gece,- dag en nacht op doorreis.

Haber: İbrahim Çitil
Fotograflar: Jurat Barat

*****

 

İlhan Karaçay okurları için sıla yoluna düştü…

OTOMOBİL YOLCULUĞUNDAN VAZGEÇİLEMİYOR…

 

Tam 47 yıl önce başlamıştı Hollanda-Türkiye arasındaki otomobil yolculuklarım.
ilk otomobil yolculuğumu, 1970 yılının mayıs ayı başında gerçekleştirmiştim. Beraberimde, 23 Mayıs günü Mersin’de evlilik yapacağım eşim Jeanne vardı.
Biran önce hedefe varma ve evlilik heyecanı ile yol alırken, Niğde’ye bağlı Aksaray’a girerken korkunç bir kaza geçirdik. Yoldan çıkan Ford Eskort otomobilimiz, fırlamış olduğu tarlada taklalar atarak ve bir de hendek sıçrayışı yaparak hurdaya dönmüştü. O sırada eşim otomobilin arka camından dışarıya fırlamış, ben ise direksiyonda sıkışıp kalmıştım.
Sağ olsunlar, Samsun plakalı bir kamyondaki iki kardeşlerden biri beni kamyon ile, eşimi de bir başka otomobil ile Aksaray Hastanesi’ne götürmüşlerdi.
Otomobilden dışarı fırlayan müstakbel eşim mucizevi bir şekilde birkaç sıyrık ile kurtulmuştu. Ben de kaburgalarımdaki kırıklar ile yaşama devam edebilmiştim.

Kazadan hemen sonra oradan geçmekte olan ismini hatırlayamadığım bir adam otomobilini durdurmuş. Hollanda plakalı bir otomobil görünce,  oradakilere ‘Kazayı yapanlar genç bir çift mi?’ diye sormuş ve  ‘Evet’ yanıtını almış.

Hastanede başucumda beliren  bu adam bana, ‘ Geçmiş olsun İlhan bey. Ben Ankara Trafik Amiriyim. Birkaç saat önce Mersin’den yola çıktım. Mersin’de ağabeyleriniz ile tanışmıştım. Bana sizin yolda olduğunuzu ve yakında düğününüz olduğunu söylemişlerdi. Hatta düğüne davet de ettiler. Yolda geçerken sizin kaza yaptığınızı anlayınca Mersin Emniyet Müdürlüğü’nü aradım ve ağabeylerinize haber verilmesini istedim. Ağabeyleriniz yola çıktılar, sizi almaya geliyorlar.’  deyince çok şaşırmış ve de mutlu olmuştum.

Birkaç saat sonra ağabeylerim büyükçe bir Chevrolet ile geldiler ve bizi Mersin’e götürdüler. Mersin’deki hastanede vücudumu alçıya soktular. 45 gün alçıda kalması gereken vücudumu, sırf düğünü ertelememek için ikinci haftasında çözdürdüm ve sadece sargı bezleriyle sardırdım. O şekilde de düğünümüzü yaptık.

Bizi neredeyse ölüme götürecek olan o sürücü hatasını yapışıma çok üzülmüştüm. O zamanki haletiruhiye  ile, ‘Verin şu ehliyetimi, yırtacağım ve bir daha otomobil kullanmayacağım’ diye feryat etmiştim. Öyle ya, yanımdaki müstakbel eşim ölseydi ve ben yaşasaydım, Hollanda’daki ailesine ne diyecektim?

İlhan Karaçay ilk karayolu yolculuğunda kaza yapmış ve evliliğini de, 25’inci evlilik
yıldönümü davetiyesinde görülen fotoğraftaki gibi, kolu sargılı bir şekilde yapmıştı

 

Ama zamanla her şey unutuluyor. Bırakın otomobil kullanmamayı, aşağı yukarı her yıl otomobil ile Hollanda-Türkiye yolculuklarım devam etti. Sanırım  25 defa aynı cüreti gösterdim. Son olarak da, evliliğimizin 47’inci yılını kutlayacağımız bu yıl, belki de son kez okurlarımız için yine otomobil ile yolculuk yaptık.

Eşim ile erkenden yola çıkmıştık. İtalya üzerinde gemi ile Yunanistan’a mı, Bulgaristan’ı teğet geçip Makedonya-Yunanistan yolunu mu tercih etmekte çok zorlandım. Ama sonuçta, otobanı tamamlanmış olduğunu öğrendiğim Bulgaristan’ı seçtim.

Bulgaristan’a varmadan önce, Avusturya’ya varmadan önce, Avusturya ve Slovenya için, yol vergisi sayılan ‘Finyet’ diye okunan çıktıları satın almayı unutmayın. Bu gereksinimi sınır öncesi bir benzincide tedarik edebilirsiniz.
Belgrad’a varmadan önce göreceğiniz ‘Transit’ yolunu seçmeyiniz. Zira henüz tamamlanmamış o yolda trafik çok yoğun. En iyisi Belgrad kenti içinden geçmek olacak.
Bulgaristan’a girdiğimiz zaman, otoban istikametini gösteren ve Türkiye yazan bir tabela gördük. Ama ondan sonra ne Türkiye ve ne de İstanbul tabelası göremedik. Kurtuluşu Svilengrad yazılı tabelalarda bulduk.

Bulgaristan tamamlamış olduğu 300 kilometrelik otoyolu ile işimizi çok kolaylaştırmış. Artık o köy yollarındaki eziyetten kurtulmuş olduk.

Gümrük kapıları henüz kalabalık değildi. Bu nedenle fazla vakit kaybetmeden gümrüklerden geçtik. Ama ne var ki bu kez şikayetimiz Türk gümrüğünden oldu. Sabah saat 11.00 sularında Türk gümrüğünde bir tek kapıda işlem yapılıyordu. Haliyle de otomobil kuyuruğu uzayıp gidiyordu. Aradan bir saat geçtiği halde sıra bize gelmemişti. Daha sonra gittiğim müdüriyetteki şikayetim üzerine bir kapı daha açıldı.
Ne vardı sanki, personel kıtlığı mı yaşanıyordu?  Saatlerce yol katedip anavatana biran önce girmek isteyen vatandaşı son anda böyle oyalamak hakkaniyete sığar mıydı?
Ama her zaman olduğu gibi biz ‘Alamancılar’ın hiç değeri yoktu sanki.

Avrupa’daki tüm gümrük kapılarından sorunsuz geçerken, Türk gümrüğündeki tek kapılık  işlem nedeniyle saatlerce beklenildi

 

Anavatan’a gitmek için, uçak mı, otomobil mi tercih edilmeli sorusunun yanıtı zor verilir.
Kalabalık bir ailenin uçak masrafı çok lacağı gibi, Türkiye’de de bir otomobile ihtiyaç olacağı için, otomobili tercih etmek doğru olur. Bir de seyahat etmekten hoşlanılınıyorsa bu konudaki tercih daha sağlıklıdır.
Sürat ve konforu sevenler için ise uçak yolculuğu en iyi tercihtir.
Ben yılda iki defa üçer ay Mersin’de kaldığım için otomobili tercih ettim. Hem de otomobilimi burada iki yıl tutmak üzere…
Hollanda’ya uçakla döneceğim. Ama bunu yapmadan önce gümrüğe uğrayıp mutlaka beyanname vereceğim. Aksi takdirde 500 küsür euro cezadan kurtulamayız.

Avrupa’da bazı ülkelerde sadece bir ebeveyniyle yolculuk yapan çocuklar için ek belge isteniyor

Sılayolu üzerindeki bazı ülkeler, çocuğun yanında sadece anne veya baba olması durumda sorun çıkarabiliyor.

Çocuk kaçırmalarını engellemek için tedbirler alındığı için, sınır kapılarında sizden ek belgeler istenebilir. Şunu unutmamak gerekir ki, zaman zaman bu tür olaylar yaşanıyor. Yani bir ebeveyn diğerinden habersiz çocuğunu yurtdışına kaçırma teşebbüsünde bulunabiliyor. Bunlar genellikle ayrılma aşamasında olan çiftlerde yaşanıyor. Yetkili makamlar bu nedenle kendi öz çocuğunuz bile olsa yolculuk yapmayan ebeveynden bir vekalet istiyor.

Alman Otomobil Kulübü ADAC’nin bildirdiğine göre Avrupa’da aşağıdaki ülkeler sınır kapılarında sizden ek belge isteyebilir:

Bosna Hersek, Yunanistan, Hırvatistan, Makedonya, Slovenya, Sırbistan

Sınır kapılarında sorun yaşamak istemeyenler, aralarında Türkçenin de bulunduğu bir çok dilde hazırlanmış vekalet örneklerini doldurup/İmzalayıp yanlarında götürmeliler.
ADAC, Bosna Hersek, Makedonya ve Yunanistan için vekalet belgesinin noter tarafından tasdik edilmesi gerektiğini de vurguluyor. Yetkililer, bunun haricinde çocuğun kimliği/pasaportu ile birlikte doğum belgesini de mutlaka yanınıza alın tavsiyesinde bulunuyor.

Bu arada çocuğunuz bir akrabanızla (dede, amca) veya arkadaşınızla yolculuk yapacaksa da vekalet şart.

Çocuğu ile yolculuk yapan herkesten bu belgeler istenecek diye bir kural yok ancak olur da istenirse en kötü ihtimalle sınırdan geçişinize izin verilmeyeceğini lütfen unutmayın!

*****

Türk Dünyası Gençlik Günleri  Kurultayı İstanbul’da toplandı

Kurultaya Hollanda Türkevi Topluluğu gençleri de katıldı

 

İlhan KARAÇAY’ın haberi

İSTANBUL,- Merkezi Türkiye`de bulunan Türk Halkları Konseyi (THK) ve Merkezi Azerbaycan`da bulunan Dünya Türk Gençleri Birliği (DTGB) teşkilatları, Türk Bağımsız Devletleri ve Türk Bölgelerinden 107 sivil toplum kuruluşu işbirliği ile düzenlenen, ‘Türk Dünyası Gençlik Günleri Kurultayı’nın  17’ncisi, Saadet İmanova’nın koordinasyonu ile İstanbul’da yapıldı.

Türk Dünyası Gençlik Günleri Kurultayı etkinliğine Hollanda Türkevi Topluluğu adına Lale Yıldırım ve Özlem Hasip katıldılar. Türkevi, kurultaya ‘Hollanda’da Sivil Toplum Kuruluşları ve Türkevi Topluluğu örneği’ sunumuyla katkıda bulundu.

Sunumda Hollanda Türkleri’ne dikkat çekilerek şunlar söylendi:Elli yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan Avrupalı Türkler, içinde yaşadıkları ülkelerde oluşturdukları kurum ve kuruluşlarla, başta anavatan Türkiye olmak üzere, kültürel, tarihi ve dini aidiyetlerinin olduğu ülke ve topluluklara yönelik çeşitli faaliyetlerde bulundukları gözlemlenmektedir. Avrupalı Türkler, aynı zamanda kültürel ve dini kimliklerini sürdürebilmek için, hem Avrupa’da yetişen nesillerine hem de Avrupalılar’a yönelik faaliyetler içindedirler. Avrupalı Türkler’in bu konumu, bizi, son yıllarda dünya gündeminde sık sık yer alan diaspora tanımlamasına yönlendirmektedir”.

Sunumun Türkevi Örneği bölümünde ise, “Türkevi Topluluğu, Hollanda’da yaşayan Türk kökenli bir grup gönüllünün bir araya gelerek, Anadolu’dan getirilen norm ve değerlere yabancılaşmadan, içinde bulunulan toplumun da değerlerine farkındalık yaratarak, göç, kültür, bilim, siyaset, uluslararası ilişkiler alanında çeşitli faaliyetler yapan bir sivil toplum kuruluşudur.  Türkevi Topluluğu; Türkevi Araştırmalar Merkezi, Avrasya Sivil Toplum Forumu, Amsterdam Tartışmaları, Türkevi Yayınları, Biyografi Okumaları ve Mesnevi Okumaları gibi alt birimlerden oluşmaktadır” denildi.

*****

 

KUMDAN HEYKELLER MERSİN’E RENK KATTI

Meraklılar, alış-veris Merkezi Form önünde yapılan kum heykelleri görmek için akın akın geliyorlar

 

MERSİN,- Mersin’de bu yıl ilk kez düzenlenen “Kum Festivali”nde ortaya çıkan eserler görenleri büyülüyor. Kentin simgeleri ve Ramazan’a özgü figürler kumdan dev heykellere dönüşürken, görenler şaşkınlarını gizleyemiyor.

Forum Mersin Alışveriş Merkezi’nde gerçekleştirilen “Kum Festivali” kapsamında sanatın en doğal ve eğlenceli halini yansıtan, Mersin’in simgelerini ve Ramazan’a özel figürleri kumdan heykellere dönüştüren bir görsel şölen sunuluyor. Ramazan’a özel hazırlanan festival kapsamında 4 heykeltıraş, kumdan heykeller yapıyor. ‘Kleopatra’, ‘Adam Kayalar’, ‘Ramazan Davulcusu’, ‘Hacivat-Karagöz’, ‘Nasrettin Hoca’, ‘Kızkalesi’ ve ‘Şahmeran’ gibi Mersin’e özgü ve Ramazan’a özel yapılan dev eserler, görenleri büyülüyor. eBu güzel eserler 31 Ağustos’a kadar sergilenecek.

Festivalle ilgili açıklama yapan Forum Mersin Alışveriş Merkezi Pazarlama Müdürü Laden Çelikcan, açıldıkları günden beri sanata her zaman önem verdiklerini belirterek, “Ramazan ayında çok farklı bir sergi yapmak istedik. Yaptığımız çalışmalar sonucunda kum heykellerini buruda yapabiliriz dedik. Türkiye’de çeşitli yerlerde ve AVM’lerde yapılıyor ama ülkemizde bir AVM’de ilk kez bu kadar büyük dev heykeller yapıldı. Burada Mersin’in ören yerlerini işledik ve Ramazan konseptinde mitolojik kahramanların heykellerini burada canlandırdık. Bugün heykellerin hepsinin yapımı bitecek ve yarından itibaren sergimiz açılacak. 31 Ağustos’a kadar devam edecek sergimize bütün Mersinlileri bekliyoruz” dedi.

“HEYKELLERİ  SADECE  KUM  VE  SU  İLE  YAPIYORUZ”

10 yıldır bu işle uğraşan heykeltıraş Süleyman Can da Mersin’de kum heykelinin ilk defa yapıldığını söyledi. Kum heykeli için bir hazırlık süreci olduğunu kaydeden Can, “Kum heykeli için öncelikle kumu alana getirmek gerekiyor.

Kumu buraya getirip, hazırlıyoruz daha sonra heykeltıraşlar olarak buraya gelip, şekillendiriyoruz. Tabi en çok sorulan soru içinde bunun ne var. Bunun içinde sadece kum ve su var, başka hiçbir şey yok. Şekillendirmemizi sadece kum ve su ile yapıyoruz. Tabi her kumdan aslında heykel yapılabilir ama daha detaylı işler çıkarmak istiyorsanız nehir kumu ile yapılmalıdır” diye konuştu.

Türkiye genelinde sanata büyük bir ilginin olduğunun altını çizen Can, “Mersin’de gerçekten düşündüğümün çok üstünde kum heykele insanların ilgisi oldu. İnsanlarımız gerçekten çok meraklılar. Burada sürekli insanlara sürekli bilgiler veriyoruz. Tabi kum heykelini herkes yapabilir. Zaten çocukluğumuzda hepimiz kumda oynamışızdır. Biz bunu biraz daha ilerlettik, çocukluğumuzu devam ettiriyoruz. Bu sanatı yapmaya herkese önerebiliriz. Kumdan her figürü çıkarmak mümkün. Aslında kum sizi yönlendirir. Bazı işleri kumla yapmak mümkün değildir. Mesela elini kaldırmış bir işi yapamayız. Bir heykeli 2 gün ile bir hafta arasında yapıyoruz. Bu heykeller eğer iyi korunursa 1 aydan fazla sürede kalabilir. Burada yaptığımız heykellerin tamamı eğer insan faktörü olmasa ve aşırı şiddetli yağmur olmasa yaklaşık 6-7 ay rahat kalabilir” ifadelerini kullandı.

“BU BÜYÜKLÜKTE KUMDAN HEYKELİ GÖREN İNSANLAR ÇOK ŞAŞIRIYOR”

11 yıldır kum sanatıyla ilgilenen heykeltıraş Aslı İrhan ise Türkiye’de birçok AVM’de kum heykelinin yapıldığını ancak bu büyüklükte ve festival kapsamında ilk kez yaptıklarını söyledi. İlk günden beri güzel çalışmalar yaptıklarını dile getiren İrhan, “Burada ben de ‘Şahmeran’ı çalıştım. Kum heykel çok keyifli, geçici bir çalışmadır. Biz bu heykelleri hızlıca uygularız, bir süre insanların seyrine sunarız ve daha sonra yıkarız. Bu birçok insan için üzücü ama bizim için aslında keyifli. Kum heykeli yapmak çok zor değil. Kadın ve erkeğin farklı olduğuna inanmıyorum. Vücudunu doğru kullanmayı başarabiliyorsan her türlü işi yapabilirsin. Tabi bu sanat çok bilinen ve uygulanan bir sanat değil. Fakat insanlar bu heykellerden çok etkileniyor. Çünkü çok enteresan bir iş. Çünkü hepimiz sahillerde kumlardan bir şey yapmaya çalışmışızdır. Ancak bu büyüklükte kumdan heykeli görmek insanlar çok şaşırtıyor. İnsanlar ‘bu mümkün mü, içinde başka bir şey var, bu nasıl yıkılmadan durur’ gibi birçok soru soruyorlar. Biz bu yüzden bu sanatın gelişmesini daha fazla istiyoruz. Bu sanatın ülkemizin her yerinde yapılmasını istiyoruz. Bu konuda Mersinlilerin şanslı olduğunu düşünüyorum. Çünkü İstanbul ve Antalya’dan sonra 3. olarak Mersin’de kum heykeli sanatı ile karşılaşıyorum. Birçok kentin bu sanattan haberi yok, insanlar böyle bir sanatla hiç karşılaşmadılar. Bu yüzden yayılmasını çok istiyoruz” dedi.

“TÜM TÜRKİYE’YE BU SANATI YAYMAK İSTİYORUZ”

Organizatör Emrah Tok da Mersin’de kum sanatı organizasyonunu ilk kez yaptıklarını ifade etti. Bu sanatın Türkiye’nin çeşitli alışveriş merkezlerinde yapıldığını dile getiren Tok, “Ancak Türkiye’deki en büyük kum festivali burada yapıldı. Bu sanat sadece Antalya ve İstanbul’da bazı alışveriş merkezlerinde yapılıyordu. Antalya’da sahilde yapılıyor. Mersin’de biz şehrin ortasında bunu yaptık. Biz de sahillerde olmak istiyoruz ama bu zamanla oluşabilecek bir şey. Şu an biz Mersin’e kum sanatı tanıtıyoruz. İnsanların ilgisi büyük, meraklılar. Bu Mersin’de baya ilgi geçecek ve ilerleyecek bir iş gibi görünüyor. Tabi bu sanat her yerde yapılabilir. Kumun olduğu her yerde bu heykelleri yapabiliriz. Zaten bu sanatı Türkiye’ye yaymayı düşünüyoruz. Burada 4 heykeltıraşımız 2 asistanımız çalıştı. Burada 10 tane eser yaptık. 3 mimari, 4 figürümüz, 3 de rölyefimiz var” diye konuştu.

Bu benzersiz sanat, sadece kurumsal, sosyal sorumluluk örneği özel bir sanat projesi olmakla kalmayıp, bunun yanı sıra, kuruluşlara imajları açısından etkili ve anlamlı bir  iletişim olanağı da sunmaktadır. Kum heykeller, nasıl bir ortamda ve tarzda sergilenirlerse sergilensinler, çağrıştırdığı imajlar ve ilettiği mesajlarla hemen her zaman şenlikli bir festival atmosferi yaratarak insanların son derece özel ve keyifli zaman geçirmesini sağlarlar. Bu ise kuruluşlara, marka değerini yaratıcılık ve yenilikçiliğe önem veren bir kuruluş olarak  pozitif bir imajla algılanmasını mümkün kılar ve kendisini insanlara ve medyaya ifade etme açısından etkili ve anlamlı bir tanıtım olanağına sahip olmasını sağlar. Sanatı, kültürü, tarihi, eğlenceyi iç içe geçiren ve çok farklı ilgi ve ihtiyaçlara seslenen bu benzersiz etkinliği hayata geçirerek, ilgili kuruluşa hem bir sosyal sorumluluk örneği sergileme olanağı hem de tanıtım ve kendi imajı açısından etkili ve anlamlı bir iletişim gerçekleştirebilme olanağı sunmayı hedefliyoruz.

Kum Heykel Etkinliklerinin Avantajları

  • Yapım aşaması da büyük ilgi uyandıran ve sergilendiği her ortamda kısa sürede insanların ve medyanın ilgisini çeken bir etkinlik olması;
  • Destek veren kuruluşa tanıtım ve pazarlama stratejisi açısından özel bir iletişim imkanı sunması;
  • Destek veren kuruluşun sanata ve sosyal sorumluluğa önem veren imajını pekiştirmesi;
  • Marka değerlerinin benzersiz bir sanatsal etkinlikle öne çıkarılmasını ve destek veren kuruluşun kitleler tarafından çok renkli ve pozitif bir imajla algılanmasını mümkün kılması;
  • Kumun sıcak bir malzeme olması ve pozitif bir etki uyandırması;
  • Dağılan bir malzeme olan kuma böylesine katı, dayanıklı, üç boyutlu, görkemli bir sanat eserine dönüştürebilmesi;
  • Canlı bir performans olarak da algılanabilmesi;
  • Örneklerine çok sık rastlanmayan benzersiz ve sıra dışı bir etkinlik olması;
  • Sanatın eğlence ile iç içe geçtiği şenlikli bir atmosfer yaratıyor olası;
  • Yenilikçi ve özgün bir sanat olması;
  • Görsel bir şölen sunması;
  • Sergilendiği mekanı çok renkli ve eğlenceli bir ortama dönüştürmesi.

Nerelerde Yapılır?

Kamuya açık veya özel etkinlikler olarak düşünebileceğimiz kum heykel sanatı etkinlikleri iki farklı başlık altında toplanabilir:

İÇ MEKAN KUM HEYKEL ETKİNLİKLERİ

Fuarlar, özel açılış ve kutlamalar, büyük alışveriş merkezleri gibi kapalı mekanlar da düzenlenen küçük ölçekli sergiler veya münferit performanslar olarak da uygulamaları yapılabilir. Kum heykeller sanılanın aksine iç mekan uygulamalarında gürültüsüz ve uygulanan ortamı kirletmeyen teknikler ile gerçekleştirilebilir.

DIŞ MEKAN KUM HEYKEL ETKİNLİKLERİ

Açık hava uygulamalarında kumun kolay işlenebilir bir malzeme olmasından kaynaklı devasa boyutlarda kum heykel çalışmaları kısa sürelerde gerçekleştirilebilir. ( 10 – 15 metre ) Sergilendiklerin de akşamları özel aydınlatma teknikleri ile ışıklandırılırlar. Kum heykellerin ışıklandırılması, geceleri büyülü ve mistik bir atmosfer yaratır.

  • Uluslar arası kum heykel sanatı festivalleri
  • Kum heykel sanatı sergileri
  • Temalı kum heykel parkları
  • Kum heykel sanatı yarışmaları
  • Bireysel performanslar
  • Promosyon amaçlı kum heykel performansları
  • Ürün tanıtım etkinlikleri…
  • Listeyi çeşitlendirmek mümkündür.

Nasıl Yapılır?

Kum Heykel, ana malzeme olarak inşaatlarda kullanılan özel nehir kumu ve su kullanılarak heykeller yapmaya dayanan bir sanat dalıdır. Malzemesinin kum olması nedeni ile geçici bir sanattır. Boyut, tema ve kompozisyon değişiklik ve çeşitlilik gösterebilir. İster büyük ister küçük olsun sonuç değişmez. Her zaman çarpıcı ve etkileyici olma özelliği barındırır. Bu özel sanatın uygulayıcıları, profesyonel kum heykeltıraşlarıdır. Heykeltıraşlar bir ekip olarak çalışmakla birlikte, kompozisyonun yapısına göre bağımsız da çalışabilirler.

Kum Heykel kendine özgü özel bir uygulama tekniği gerektirdiğinden, sanatçının daha önce kum ile çalışmış, bu konuda deneyimli bir heykeltıraş olması gerekmektedir. Kumun heykeltıraş açısından en önemli avantajı kolay işlenebilen bir malzeme olmasıdır. Kuma istediği en ince detayı verebilir.

Kolay işlenebilen bir malzeme olduğu için çok kısa bir sürede çok büyük boyutlu ve karmaşık kompozisyonlu bir heykeli tamamlayabilir. Bu sayede, istenilen herhangi bir kompozisyonu, figürün veya nesnenin kum heykelini yapabilmek mümkündür.

Kum heykel, açık havada iklim ve hava koşullarına 4-5 ay kadar bozulmadan kalabilmektedir. İklim koşullarının uygun olduğu ortamlarda bu süre 1 yıl, hatta daha uzun olabilmektedir. Kapalı mekan uygulamalarında bu sürenin biraz daha uzun olabileceği düşünülse de, kumun aldığı bu formu koruyabilmesinin nem, sıcaklık vb. hava koşullarına bağlı olduğu unutulmamaktadır. Yine de, dış koşullarla doğrudan temasın kesildiği veya belli ölçüde engellendiği kapalı ortamlarda nispeten uzun kalıcılıktan söz edilebilir.

*****

 

47 YIL ÖNCEKİ GARSONLARIM, BİZİM DÜĞÜNÜMÜZDE HİZMET ETMİŞLERDİ

47 YIL SONRA EVLİLİK YILDÖNÜMÜMÜZDE BİZİ PARTRON OLARAK AĞIRLADILAR

47 YILLIK NOSTALJİ: Pompeipolis Tesisleri’nde evlenirken bize garsonluk yapan elemanlar, şimdi Mersin’in en popüler balık restoranını işletiyorlar. Rina Restaurant’ta büyük bir sürprizle karşılaştık Masada muhteşem bir buket ve üzerinde ’47 Yıl’ yazısı vardı. Daha sonra eski elemanlarımı Rina’nın patronları olarak kucakladım.
Kısmet olursa 50’nci Altın Yılı kutlarken sizlere de lagos ziyafeti çekeceğiz. Şimdiden hazırlanın…

 

İlhan KARAÇAY yazdı:

Evlilik süreci için ‘Engelli koşu’ derler.
Başarı ile atlatılan her yıl bu nedenle kutlanır.
Bu nedenle de kutlama yıllarına kıymetli taşların isimleri verilmiştir.
Bize göre, 25’inci yıl ‘Gümüş’, 40’ıncı yıl ‘Yakut’, 45’inci yıl ‘Safir’, 50’nci yıl da ‘Altın’ olarak kutlanır.
Biz 25’inci evlilik yıldönümümüzde Mersin’de yeniden bir düğün yapmıştık.
40’ıncı yılda yine Mersin’de daha küçük çapta bir düğün olmuştu.
23 Mayıs’ta 47’nci evlilik yıldönümümüzü eşim ile baş başa yine Mersin’de kutladık.
47 yıl önce Mezitli Viranşehir’deki Pompeipolis-Karaçay Turistik Tesisleri’nde, beni Jeanne ile evlendiren garsonlarımız, şimdi işlettikleri Mersin’in en popüler restoranı Rina’da, 47’ncı evlilik yılımızı bize kutlattılar.

Benim yaşam öykümü bilenler, genç yaşımda Meziti Viranşehir’de Pompeipolis-Karaçay Turistk Tesisleri’ni başarılı bir şekilde işlettiğimi bilirler.
1967 yılında tesislere eşi ve kızı ile gelen ve geç saatlere kadar dans edip eğlenen Yunanlı bir kaptan ile tanışmıştım. Bu kaptanın gemisiyle maceralı bir dünya yolculuğuna çıktım ve sonunda Hollanda’ya giderek yerleştim. Hollanda’da tanıştığım Jeanne ile Mersin’e gelip Pompeipolis-Karaçay Tesisleri’nde 23 Mayıs 1970’te evlenirken, o zaman tesislerin en kıdemli elemanları Kazım Kabul, Adem Ayhan, Menderes Karacan ve Hayati Aksay bize hizmet etmişlerdi.
Bu  dostlar, şimdilerde Mersin’in en popüler balık restoranı Rina’yı ‘patron’ olarak işletiyorlar.

Evliliğimizin 47’inci yıldönümünü yine Rina Restaurant’ta eşim ile baş başa kutlamak için rezervasyon yaptırdım. Bize ayrılan masada muhteşem bir buket ve üzerinde ’47 Yıl’ yazısını görünce mutlu olduk.
47 yıl önce ‘küçük patron’ olarak bize hizmet eden elemanlarımızı, bu kez ‘Rina’nın patronları’ olarak görmem beni çok mutlu etti.

47 yıl önce bizi evlendiren garsonların, şimdi patron olarak çalıştırdıkları, Mersin’in kalburüstü insanlarının uğrak yeri olan en popüler restoranında duygulu anlar yaşadık.

*****

Hollanda-Türk İş Konseyi NETUBA Marmaris’te toplandı

Çoğunluğu Hollandalı olan Hollanda-Türk İş Konseyi NETUBA’nın üyeleri Sentido Orka Lotus Beach Hotel’de düzenlenen programda, Hollanda-Türkiye ilişkilerinin geleceğini masaya yatırdı

 

MARMARİS;- İnşaat, enerji, makina, ulaşım ve bilişim sektörlerinin temsilcileri başta olmak üzere, değişik sektörlerde faaliyet gösteren ve Hollanda ile Türkiye arasında iş yapan Hollanda-Türk İş Konseyi NETUBA üyeleri, Türkiye’de gelecek planmalası ve yeni yatırımlar için network faaliyetleri gerçekleştirdiler.
5 günlük Türkiye ziyaretinin amacı, NETUBA üyelerine Türkiye’yi tanıtmak, aynı sektörde faaliyet gösteren girişimcileri birbirleriyle kaynaşmalarını sağlayarak ortak yatırım imkanlarını araştırmak olduğu belirtildi.

Program çerçevesinde Sentido Orka Lotus Beach Hotel konferans salonunda gerçekleştirilen sempozyuma, Türkiye’den ve Hollanda’dan yaklaşık yüz işverenle birlikte çok sayıda basın mensubu katıldı.
Hoşgeldiniz konuşmasının ardından sinevizyon eşliğinde NETUBA hakkında bilgi veren Chairman Cor Bekker’in ardından NETUBA Yönetim Kurulu üyesi Ertan Torunoğulları, iki ülke arasında Türk ve Hollandalı işverenlerin, yatırımcıların hangi alanlarda iş yapabileceklerini anlattı.

EdelStaal Group Yönetim Kurulu üyesi Ertan Torunoğulları yaptığı konuşmasında, NETUBA’nın 100’e yakın üyesi ile Hollanda’da faaliyet gösteren en büyük iş konseyi olduğunu vurguladı.

NETUBA’nın board üyelerinin ING Bank, KPMC, Organik Kimya, AKD Dellotte, Edelstaal Group başta olmak üzere büyük ve orta ölçekli firmalardan ve Hollanda’da yıllık cirosu yüksek kurumları bünyesinde barındıran bir yapılanma oluğunu belirten Torunoğulları, “Üyelerimizin hemen hemen hepsi, uluslararası ticaret yapan firmalardır” dedi.

Hollanda’da ve Türkiye’de yatırımları ile adından söz ettiren, DEİK Avrupa Komitesi Başkanlığı döneminde yaptığı başarılı çalışmalarla hem Türkiye’de hem de Avrupa’da Türk işverenlerin ufkunu açan işadamlarımızdan, EdelStaal Group Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları da bir konuşma yaptı.

İki ülke arasındaki ticaret hacminin 22 milyar avro olduğuna vurgu yapan Turgut Torunoğulları, geçtiğimiz mart ayındaTürkiye ile Hollanda arasında yaşanan kriz izlerinin kısa zamanda silineceğine inandığıbelirtti.

Torunoğulları’nın“Türkiye ile Hollanda arasında 400 küsür yıldır kesintisiz süren bir dostluk söz konusu. Mart ayında yaşanan siyasi krizin iki ülke ilişkilerini uzun vadeli olumsuz etkileyeceğini sanmıyorum. Çünkü normal zamanlarda olduğu gibi kriz olduğu dönemde de karşılıklı yatırımlar sürmüştür. Hollanda’nın son iki ay içinde Türkiye’ye yaptığı yatırım miktarı yaklaşık 90 milyon avrordur. O yüzden gerek iki ülke arasında siyasi krizin aşılmasında, gerekse 400 küsür yıldır süren dostluğun en az bir 400 yıl daha sürmesi için bizlere çok iş düşüyor” sözleri alkışlarla karşılık buldu.

Yükselir Group Yönetim Kurulu Başkanı iş-adamı Yavuz Yüksel, başarının sırrı konusunda kendi hayatından kesitler vererek anlatımı her zaman olduğu gibi büyük bir beğeni ve ilgi ile dinlendi.
Daha sonra kısa adı TAVAK olan Türkiye-Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırma Vakfı Başkanı ve Kurucusu Prof. Dr. Faruk Şen; akademisyen ve araştırmacı gözünün yanı sıra 50 yıllık Türkiye Avrupa ilişkileri ve Avrupalı Türkler konulu bir konuşma yaptı.

*****

İran’da, Traktör futbol takımının taraftarları, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ tezahüratı ve Bozkurt işareti yapıyor

Taraftarlar, Tebriz, Bakü, Ankara… Biz hara? Fars hara? (Fars nere, biz nere?) diye bağırıyorlar

Ortadoğu uzmanı Yasin Sarı, Hollanda Türkevi’ndeki konferansında, İran’daki sosyal rahatsızlığın futbol sahalarına yansımasını ve Türk kimliğinin sembolleşmesini anlattı

 

  

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

AMSTERDAM – 6’ncı Türkevi Konuşmaları toplantısında konuşan Akademisyen ve
Ortadoğu uzmanı  Yasin Sarı “İran Türkleri ve Traktör Sazı Futbol hareketini” anlattı.

Groningen Üniversitesi mezunu genç akademisyen ve Ortadoğu uzmanı Yasin Sarı, yüksek lisansını İran’daki Traktör Sazi Futbol takımı taraftarları üzerine yaptı. Türkevi’nde yapılan programda Yasin Sarı sırasıyla, ‘İran’daki Türkler’, ‘1906 – 1982 yılları arasıda İran’daki siyasi milli hareketler’, ‘1979 İran İslam Devrimi’, ‘2006 Karikatür Krizi’ ve ‘2009 Traktor Sazifenomeni’ni anlattı.

İran Türkleri
Yasin Sarı konuşmasına İran’daki Türklerle ilgili genel bilgiler ve sayılar vererek başladı.
İran verilerine göre ülkede  9 milyon Türk’ün yaşadığı iddia edilirken, genel kanata göre, İran’da 30 – 35 milyon Türk kökenli yaşamaktadır. İran Türkleri’nin büyük bir bölümü Azerbaycan Türkleri’nden oluşuyor. Bunun yanı sıra Türkmen ve Kaşkay Türkleri, Şahsevenler, Sovyet Rusya’sından kaçan ve İran’a yerleşen Türk boyları, İran Türkleri’ni oluşturuyorlar. Türkçe, her türlü engellemelere rağmen halk tarafından kullanılan bir dil olmaya devam ediyor. Pazar yerlerinde, çarşıda ve ticaret hayatında Türkçe konuşulmaya devam ediliyor. Türkler’in yoğun olarak yaşadıkları yerleşim yerleri, Tebriz, Erdebil, Urumiye, Zencan ve Hemedan’dır.

Millî Hareketler
Ortadoğu Uzmanı Yasin Sarı konuşmasına, İran’daki milli hareketleri kısaca tanımlayarak devam etti. Yasin Sarı, 1906-1911 Settar Hân (1866-1914), 1920 Muhammed Hiyabânî (1879-1920), 1945-1946 Cafer Pisevari (1892-1947), 1979-1982 M. K. Seriatmedari (1905-1986) mücadeleleri üzerinde durdu. Sarı konuşmasına, ‘Kuzey Azerbaycan’da Rus işgaline karşı başlatılan istiklal mücadelesi hızla Güney Azerbaycan’da da yankı bulmuştur. Ruslar ve İngilizler İran’ı işgal ettiler. Bu iki güç anlaştılar, Tebriz merkezli başlayan istiklal mücadelesi verenler ve liderleri Settar Han öldürüldü. Diğer taraftan Güney Azerbaycan istiklal mücadelesi 1922 yılında İngilizlerin de yardımıyla yeni Pehlevi hükûmeti tarafından bastırıldı. İran’daki Türkler 1924 yılından itibaren asimilasyonla karşı karşıyadırlar. Sonraki yıllarda da milli hareketler farklı liderlerin öncülüğünde devam etmiştir. 1979 İran İslam Devrimi’nde Şah yönetimine karşı bir çok grup ittifak yapmıştır.’ diye devam etti.

Ortadoğu uzmanı Yasin Sarı

Bir umut: 1979 İran İslam Devrimi

Yasin Sarı, İran İslam Devrimi hakkında da şunları söyledi: ‘İran Türkleri’nin 1979 İran İslam Devrimini açıkça destekledikler. Tebriz’den başlayan destek tüm İran bölgelerine yayıldı. Türkler’in beklentisi dikdatör bi rrejime karşı demokratik İslam Devrimini desteklemekti. İran Türkleri’nin liderliğini Şeriat Madari yamaktaydı. Devrimden sonra Türkler’in beklentileri yerine getirilmediği gibi, Şeriat Madari rejim tarafından gözerim altında tutuldu. Ayrıca bir çok insan da Tahran’a dağıltıldılar. 1979 İran İslam Devrimi bir umut olarak görüldü ama realitede bu mümkün olmadı’.

Devrimden sonra, özellikle 1980 – 1988 yılları arasıda İran’da etnik sorunların buzdolabına konulduğunu söyleyen Yasin Sarı, özellikle Sovjetler Birliği’nin dağılması ve Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve  Karabağ Meselesiyle birlikte yeniden bir milli uyanışın başladığına dikkat çekti. Bu süreçte hiç şüphesiz Türkiye ile İran arasındaki ticaretin artması, Türkiye’ye giderek artan geziler, çanak anten üzerinden seyredilen Türk dizileri de önemli rol oynadı.

Karikatür Krizi

Yasin Sarı, milli hareketler tarihinde 2006 yılında, İran’da yaşanan karikatür krizinin önemli bir yer tuttuğunu söyledi. Olayın ‘İran’ adlı bir dergide yayınlanan karikatürde kullanılan dil ve kurulan cümleyle başladığını ve Türkler’in ‘hamamböceği’ne benzetilmiş olmalarının tepkilere yol açtığını belirten Yasin Sarı, ‘Tahran Üniversitesi`ndeki Türk öğrenciler olayı protesto etmek için miting yaptılar’ dedi ve şöyle devam etti: ‘Rejim aleyhine sloganlar atarak, Azerbaycan ölmedi, dilini unutmadı ifadeleriyle rahatsızlıklarını dile getirirler. 2006 yılında yaşanan Karikatür Krizi de milli uyanışın tetikleyicisi oldu, kitlesel tepkiler baş gösterdi. Tabii ki bu arada başlayan yasaklar, Türkçeye karşı artan baskı, örgütlenme yollarının tıkanması da tepkisel sokak hareketlerini arttırdı. Neticede bu hareketler 2009 Tarktör Sazı fenomeni olarak tarihe geçti.’

2009 Traktor Sazi fenomeni

Traktör Sazi Tebrizi futbol kulubünün, 1970 yılında Tebriz’de kurulduğunu belirten Yasin Sarı, Kulubün adını Tebriz’deki ülkenin en büyük traktör fabrikasından aldığını söyledi. Kulüp, 2013 Asya Şampiyonlar Ligi’nde ilk kez yer almış. Zaman içinde Traktor Sazi kulübünün, İran’ın kuzeyindeki Azerbaycan Türk kimliğinin sembolü olduğunu söyleyen Yasin Sarı, kulubün armasının ay yıldız, renklerinin ise kırmızı beyaz dolduğuna dikkat çekti. Taraftarlar stadyumda  bozkurt işareti yaparken, açılan pankartlarda da “Ne Mutlu Türküm Diyene”, “Güney Azerbaycan İran değildir”, “Pers faşizmini durdurun” sloganlarının yer aldığını söyleyen Yasin Sarı, taraftarların aynı zaman da  “Tebriz, Bakü Ankara… Biz hara? Fars hara? (Fars nere, biz nere?) diye bağırdıklarını belirtti.

Traktör Sazi’nin İran’da fenomeşlesinin sebepleri üzerinde de duran Yasin Sarı, futbolun mobilize etme gücünün, taraftar/kitle dinamizminin, özgürlük alanı olarak önemli rol oynadığını belirtti. İran rejiminin de bu gidişattan adeta memnun olduğunu, zira kitlelerin stadyumlarda gerginliklerini attıklarını, kitlenin bu alanda belki de daha kolay kontrol edildiğini belirten Yasin Sarı, esasen bu olayda bir anonimleşme ve siyâsî özgürlük yaşandığını, zira binlerce insanın içinde bireyler tabulara karşı olduklarını ifade ettiklerini söyledi.

Traktör Sazi’nin bu kadar popüler olmasının bir taraftan da İran’da örgütlenmelerin daraltılması, toplumsal faaliyetlerin sınırlandırılması, siyasi baskıların artması ve futbolun kitlesel bir eğlence olmasının’ da etkisinin olduğunun söylenebileceğini ifade eden Yasin Sarı ‘Güney Azerbaycan’ın lidersiz olması, ezelden beri var olan Tebriz-Tahran çekismesi (bölgeselcilik), 1990’lı yıllardan itibaren artan Türk milliyetçiliği ve 2006 Karikatür krizi’ de Traktör Sazi’nin popülar olmasında rol oynamıştır’ dedi.

Traktör Sazi taraftar kimliği üzerinde de duran Yasin Sarı kimliğin ülkenin şartlarına göre ‘biz ve ötekiler’ tanımlasından beslendiğini, her taraftarın Türk veya Türk milliyetçisi,

ayrılıkçı veya bölgeci olmadığına dikkat çekti. Buna rağmen ‘Traktör Sazi’nin Güney Azerbaycan Türk kimliğinin, Güney Azerbaycân millî hareketinin, İran Türklüğü’nün de ortak paydası olduğunu, zira ‘stadyumda Türklük vurgusu, Anadil, Bölgeselcilik, Fars ırkçılığına karşıtlık, Urmiye Gölü ve Hocalı Soykırınının’ ifade edildiğini sözlerine ekleyen Yasin Sarı, ‘Traktör Sazi’nin aslında İran’daki toplumsal rahatsızlığın futbol sahalarına yansıması ve İran’da Türk kimliğinin sembolleşmesidir’ diyerek sözlerini bitirdi.

*****

İlhan KARAÇAY soruyor…

BÜLENT ERSOY İÇİN DİVA YAZANLAR UTANMIYORLAR MI?

  

 

Hollandalı gazeteci Alexader Munninghof’un deyimi ile bir hilkat garibesi olduğu iddia edilen bir insandan şu anda daha fazla bahsetmek istemiyorum. O’nun için değerli meslektaşım Yüksel Aytuğ aşağıdaki yorumu yazmış. Ben de 10 yıl önce bir yorum yazmıştım. Benden önce de Tolga Tanış bir şeyler yazmıştı. Sanırım bu üç yorumu uzun uzun okuyunca, hem hilkat garibelerini, hem  şov dünyasının maskaralıklarını ve hem de seyirci kalitesini çok iyi öğrenmiş olacaksınız.
Buyurun, önce Yüksel Aytuğ’un hafta sonundaki yazısına bir göz atalım:

Aslında dudağımın kenarıyla gülüp geçecektim, ‘Sabun köpüğü bir eğlencelik işte, fazla ciddiye almaya değmez’ diyecektim ama ortaya öyle rezil görüntüler, o kadar avam muhabbetler çıktı ki, kalem oynatmadan duramadım.
Yapımcısı muhtemelen, ‘Kavga potansiyeli barındıran iki magazin gülünü deplasmanda ağız dalaşına çıkartayım, yanlarına bir saf melek, bir de güzel kadın iliştireyim, bakalım ne olacak?’ demiş, Show TV yönetimi de buna onay verince ortaya ‘Dünya Güzellerim’ adlı ucube bir yapım çıkmış..

  

Program, ismini Bülent Ersoy’un sahnede sık sık kullandığı ‘Dünyeaaaa güzellerimmm’ sözünden alıyor. Buradan da anlaşıldığı gibi assolist Bülent Ersoy, diğerleri uvertür… İlk bölüm büyük sansasyon yaratsın diye de Bülent Hanım’ı salmışlar burnu Kaf dağlarındaki Banu Alkan’ın üzerine… Hindistan’daki otelin lobisinde öyle düzeysiz bir ağız dalaşına girdiler ki; mahalle paçozlarının hamamdaki göbek taşında saç saça baş başa yoluşmaları, onların yanında ‘akademik konferans’ kalır. Bu sütunlara taşımakta güçlük çektiğim kavganın içinde hangi sözler yoktu ki! Bülent Ersoy, Banu Alkan’a “Sen psikopatsın, üstelik hadsizsin” diye yüklendi. “Hasta insan öyle her şeyi löp löp götürmez” deyince Banu Alkan ilginç bir ispat yöntemi kullandı:
“Ay valla ishalimin fotoğrafını çektim, sen inanmazsın diye…”
Kavganın dozunun giderek arttığı dakikalarda ise Bülent Ersoy son bombayı patlattı: “Altıma yapan ben değilim. Odana girilmiyormuş b.k kokusundan…”
Bu arada ‘melek’ misyonunu üstlenen Safiye Soyman ne yapacağını bilemez halde ara bulmaya çalışırken; program ismini azıcık hak etsin diye kafileye eklenen Burcu Esmersoy, yolculuğun başından beri takındığı ‘Nereden düştüm buraya?‘ bakışları eşliğinde alt dudağını ısırıp duruyordu.

Diğer yandan görgüsüzlük de diz boyuydu. Kafile, seyahate 42 tanesi Bülent Ersoy’a ait olmak üzere 60 küsur bavulla çıktı. Bir de yurt dışı alışverişlerini ekleyin.
Dönüşte havaalanından VIP araçlar yerine damperli kamyonla alınmışlardır herhalde…
Dedim ya, aslında bu kadar kelime israf edeceğimi bile düşünmemiştim.
Ama kanıma çok dokundu. Ne mi? Türkiye’de insanları eğlendirmenin en kestirme yolu olarak ‘televizyon şovu’ adı altında ünlülerin birbirlerine hakaretler yağdırıp aşağılamalarının ‘programlanması’.
Peki program izlendi mi?
Bal gibi de izlendi. Peki bunun adı televizyonculuk mudur? Gerçek işi porno yıldızlığı olan çıplak kadınların yaptığı çamur güreşi ne kadar olimpik spor ise bu da o kadar televizyon programıdır.
Bir de neye üzüldüm biliyor musunuz? Programın ana sponsorunun, çocuklarımızı üniversite sınavlarına hazırlayan kitapları basan bir yayınevi olmasına…
Onca kültürsanat programı, sponsor bulamadığı için ekrana gelemezken hem de…

*****

 

SacitAslan.com

Bülent Ersoy gerçeği…

Tarih: 1 Mart 2008 Cumartesi

 

Hürriyet Gazetesi’nin yıllarca Hollanda temsilcisi olan İlhan Karaçay’ı Avrupa’daki tüm Türk gazetecileri iyi tanır. Çünkü hepsinin ağabeyidir. Ancak Karaçay’ı eski şarkıcılar da tanır. Çünkü Hollanda’da en büyük konserleri organize eden kişidir.

Karaçay son gelişmeler karşısında dayanamayıp bize uzun bir mektup göndermiş. Daha doğruu Ersoy’u iyi tanımanız için yazmış. Tek kelime ilave etmiyorum, çıkarmıyorum da.

İlhan Karaçay’ın yazdığı ‘Bülent Ersoy gerçeği’ yazsısı sanki belgesel gibi.
Hadi hep birlikte okuyalım.

‘1983 yılının nisan ayı idi. Eşim ile birlikte Frankfurt’a gitmiş ve o zaman çalıştığım Hürriyet bürosuna uğramıştım. O sırada Londra’dan Faruk Zapçı telefon etmişti. Ben de bir ‘merhaba’ demek için telefonu aldım. Gezide olduğumu duyan Faruk, “Londra’ya gel. Bülent Ersoy da burada. Birlikte konserine gideriz. Belki sen de bir konser organizasyonu yaparsın” deyince, hiç düşünmeden ‘geliyoruz’ dedim.

O zamanlar ben, Türkiye’den getirdiğim sanatçılar ile Hollanda’da konserler organize ediyordum. Hatta Beyaz Kelebekler grubunun “Sen Gidince Bak Neler Oldu” şarkısını plak yapıp televizyonlardaki Top Pop programlarına çıkarmıştım. O sırada Frankfurt bürosunda bulunan İsviçre muhabirimiz Erdinç Ispartalı, Londra’ya gideceğimi, Bülent Ersoy ile belki de bir konser anlaşması yapacağımı duyunca, “Sakın ha !” diye bağırdı. Erdinç, bir süre önce İsviçre’de konser veren Bülent Ersoy’un büyük rezaletler çıkardığını, evlerinde kaldığı aileye bile adeta işkence yaptığını anlatarak beni uyarmıştı.

Eşim ile birlikte Frankfurt’tan otomobille Hollanda’nın Hoek van Holland limanına geldik ve buradan feribot ile İngiltere’ye geçtik. Bülent  Ersoy’un Londra Palladium Salonu’ndaki konserine gittik. Ersoy’un kadrosunda Müzeyyen Senar da vardı. Bülent Ersoy’un, Müzeyyen Senar ekolünü taklit ettiği ve hatta bu ünlü sanatçıdan ders bile aldığı söylenir. Buna rağmen, kendisinden önce sahneye çıkan ve çok alkış aldığı için programını uzatan Müzeyyen Senar’a çok kızan Ersoy’un, “Yeter be, indirin şu kadını sahneden” dediğini ben şahsen kuliste duymuştum. Bu vefasızlık örneğinden sonra sahneye çıkan Bülent Ersoy’un, program sırasında yere çöküp uzun havalar ve mayalar okumasına kızan dinleyicilerden bazıları, “Yeter be, buraya ağlamaya gelmedik” şeklindeki protestoları, çok kaba karşılık bulmuştu.

Dostum Faruk Zapçı, Bülent Ersoy ile göüşmem için bir gün sonrası için randevu almıştı. Bülent Ersoy’un o zaman iki sevgilisi vardı. Biri Türk, diğeri de İranlı. Londra’da İranlı sevgilisinin evinde kalıyordu. Faruk Zapçı ve eşim ile birlikte İranlı’nın evine gittiğimiz zaman, gördüğümüz manzara karşısında çok şaşırmıştık. Üzerinde resmen basit bir entari olan Ersoy pejmürde bir vaziyette bizi karşıladı.

Korkmuştum ama kafaya koymuştum bir kere… O’nunla anlaşmak mecburiyeti hissettim. İleride, iftiraya uğramamak için her şeyi detaylı yazmak durumundayım.
Bülent Ersoy ile 3 konser için 150 bin guldene anlaşmıştım. Mayıs ayındaki konserler Brüksel, Amsterdam ve Rotterdam’da olacaktı.

Konserlere hazırlık yaptığım için, Ersoy’un Köln’de verdiği konseri de inceledim. Köln konserindeki ekipte Beyaz Kelebekler de vardı. Soyunma odasında birlikte olduğum Bülent Ersoy, kendisi için getirilen kuaförleri beğenmediğı için ardı ardına kovuyordu. Konser sırasında genç dinleyiciler ile yaptığı münakaşa, konser sonrasında gittiğimiz lokantadaki ‘aykırı’ tavırları ile nefret topluyordu. Bülent Ersoy, Beyaz kelebekler grubundan bir gence ilgi duyuyordu. O genç yanında oturmazsa yemeğe başlamayacaktı.

Sonuçta Hollanda ve Belçika konser günleri geldi çattı. İlk konserimiz cumartesi akşamı Bruksel’de idi. Avans verdiğim ve her konserin parasını, konser öncesi vermeyi taahhüt ettiğim Bülent Ersoy, 5 bin gulden eksiği bile kabul etmedi ve parasını tam almadan sahneye çıkmadı. Sorun, seyirci azlığından kaynaklanmıştı. Ermeniler’in ‘Bomba atacağız’ tehdidi sonrasında konsere gelen az olmuştu. İkinci gün pazardı. Amsterdam’daki konser saat 14.00’te başlayacaktı. Otelde bekleyen Ersoy, paranın tamamı gelmeden salona gitmeyeceğini söylüyordu. Ersoy’a banka hesaplarımı gösterdim. “Bugün pazar, bankalar kapalı, müşteri de az.. Yarın bankadan çeker öderim” dedim ama işe yaramadı. Kendisine, ‘Hürriyet Reklam Bürosu’ adlı firmamın çeklerinden verdim ama yine kabul etmedi. Otelinde kaldığı rahmetli Yüksel Kazancı “Ben kefilim”dedi ve çok değerli pırlantalarını uzattı, yine olmadı. Otelden salona gittim ve kasadaki paraları topladım. Daha sonra birkaç dosttan para topladım ve götürdüm. Bület Ersoy sahneye çıktığı zaman saat 16.00 olmuştu. İnanın sadece 6 şarkı söyledi ve sahneden indi. Bunun üzerine halk kendisini protesto etti.

Akşamki son konser Rotterdam’da idi. Konserin parasını almadan Rotterdam’a gitmeyeceğini söyleyen Ersoy’a, “Sen gel, orada paranı almazsan sahneye çıkma’’ dedik. Rotterdam’da durum farklı değildi. 2000 kişi beklerken 500 kişi geldi. Kasada ne varsa topladık ama yetmedi. Bülent Ersoy, bir gün sonra bankaların açılmasıyla yapılacak ödemeyi kabul etmiyor ve sahneye çıkmıyordu. Konsere gelen dostlarım, Refik Selahiye ve rahmetli Nazmı Aksoy’dan para istedim. Nazmi, evine gitti ve 10 bin gulden getirdi. Evi 80 km. uzakta olan Refik Selahiye de gitti ve 10 bin gulden getirdi.

Burada çok önemli bir noktaya da parmak basmak istiyorum.
Hollanda’nın en ünlü gazetecilerinden Alexander Munninghof, Bülent Ersoy’un sahne yasağına çok şaşırmış ve bu konuda bir röportaj yapmak istemişti. Teklifi ilettiğim Bülent Ersoy bunu kabul etmedi. Munninghof buna rağmen konsere geldi ve bana soyunma odasına girmek istediğini söyledi. “Gitme”diye uyardım. Sonunda ben ondan önce odaya girdim ve gelmesini bekledim. Kapıyı aralayıp bakan Munninghof için, “Kim bu” diye soran Ersoy’a, “Seninle konuşmak isteyen gazeteci” deyince, küplere bindi. ”Ne soracaksın lan?” diye kükredi. ”Oranı niye kestin, buranı niye ekledin diye mi soracaksın? Ben senin karın niye şöyle böyle yapıyor diye sorsam iyi mi?” diye azarladığı Munninghof’a bunları tercüme edince, “Çok ilginç” dedi ve notlarını aldı.

Ertesi gün Hollanda’nın en ciddi gazetesi NRC Handelsblad’ta, Bülent Ersoy için “Bir hilkat garibesi” başlıklı bir haber yayınlandı.

Rotterdam konserimizin saat 24.00’te sona ermesi gerekiyordu. Büyükelçiler, Başkonsoloslar, Dışişleri Bakanlığı Vize Dairesi Başkanı ve eşi gibi seçkin davetlilerin bulunduğu konserin uzamaması için ricada bulunduğum Bülent Ersoy, bana sırf  5 bin gulden ceza ödetmek için konseri uzattı da uzattı. Saatin dolmasına 5 dakika kala, Vize Dairesi Başkanının eşi ile oturan benim eşime gül yaprakları atarak, “Nasıl, bir elbise daha değiştireyim mi?” diyen Bülent Ersoy, soyunma odasından döndüğü zaman saat 00.10 olmuştu. Birkaç şarkı söyledikten sonra benim önüme gelip, “Ne dersiniz, bir elbise daha değiştireyim mi?” diye sordu ve yeniden soyunma odasına gitti. O kadar kızmıştım ki, arkasından gitmek isteyişime  dostlar engel oldu. Konser de böylece saat 00.35’te tamamlandı. Bu nedenle ben de salon için 5 bin gulden ekstra ödemek mecburiyetinde kaldım.

Bülent Ersoy, bu konserde de gençlere sataşmış ve onlarla ağız dalaşına girmişti. Bunun üzerine gençler, konser sonrasında Bülent Ersoy’u getiren otomobilin lastiklerini patlatmışlardı.

O günlerde Hollanda’daki bir konferansa katılmak için gelen Oktay Ekşi, Necati Zincirkıran, Hasan Cemal, Mehmet Barlas ve Nazlı Ilıcak ile de meşgul oluyordum. Bu ünlü yazarlar, Bülent Ersoy konserine davetimi (Aman şeytan görsün yüzünü mealinden) nazikçe kabul etmemişlerdi.
Bir gün sonra bu dostlarla Amsterdam’da dolaşıyorduk. Necati Zincirkıran, Amerika’daki oğluna para havale etmek istedi. Bunun üzerine bir bankaya girdik. Tesadüf ya, aynı bankaya Bülent Ersoy da girmez mi? Beraberinde rahmetli Yüksel Kazancı olduğu halde bankaya giren Bülent Ersoy’a sırt çeviren bu ünlü yazarlar şuna şahit oldular:

Benim gulden olarak anlaşma yaptığım Bülent Ersoy, aldığı paraları Alman Markı’na çevirince, kendi hesabına göre 1.120 Mark eksik olmuş.  ‘Verdiğin para eksik çıktı’ dedi. Kur kaybından doğan 1.120 Markı benim sorumluluğum olmadığı halde, ismime halel gelmemesi için orada ödedim. Tesadüf ki, cebimde mark olarak 1.100 vardı. Onu verdim ve “Bir dakika” diyerek, vezneden 20 mark daha aldım ve verdim.

Bülent Ersoy’un konserler öncesinde onuruna verdiğim bir yemek vardı ki, dillere destan. Beyefendi (pardon, hanımefendi) için Türkiye Restaurant’ta toplanmıştık. Yemek masasında O’na ayırdığımız yerin karşısına eşimi oturtmuş, ben de yanındaki sandalyeyi ayırmıştım. Ama hanımafendi bir türlü gelmiyordu. Neden sonra geldi ve yanıma oturdu. Ne bana ve ne de eşime tek kelime bile söylememe nezaketsizliğini gösterdi. Yemek boyunca birşey yemedi. Meyve ikramını da kabul etmedi. Bir süre sonra mecburen, “Kalkalım mı?” diye sorduğum zaman “E herhalde” diye çok kaba bir karşılık verdi ve hepimizden önce dışarı fırladı.

Dışarı çıktığım zaman bağırıyordu Bülent Ersoy. ”Ne varmış bu lokantada” diye aşağılıyordu. Sonradan öğrendim ki, hanımefendi bana ulaşmayan bir mesaj göndermiş.  İki gün içinde  aşık olduğu bir darbukacının çalıştığı küçük bir lokantaya gitmeyi istemiş. Bu mesaj bana ulaşmadığı için Türkiye lokantasına gitmiştik.
Bülent Ersoy’un nefret uyandıran bu hareketlerini anlatan röportajımı Hürriyet’e göndermiştim. Bu röportaj Hafta Sonu gazetesinde, ‘Bülent Ersoy’un Avrupa utanç raporu’ başlığı ile  tam sayfa yayınlanınca, Sıkı Yönetim Komutanı, “Bu kişi adam olmaz” deyip, kaldırılan sahne yasağını yeniden koydu.

Bülent Ersoy, benim ve Hafta Sonu’nun aleyhine açtığı 10’ar milyon liralık davadan sonradan vazgeçmek mecburiyetinde kaldı. Nede olsa medyaya ihtiyacı vardı.

Bu olayların hemen akabinde, Amerika yolculuğu sırasında Amsterdam’da ağırladığım Zeki Müren’e, “Bülent Ersoy buradaydı” dediğim zaman,  rahmetli Müren, “Lütfen İlhan’cığım, bu kişinin adını duymak istemiyorum” demişti. Aralarındaki bu sevgisizliğe rağmen Zeki Müren öldüğü zaman, gösteriş yapmak için cenaze törenine ilk koşan da Bülent Ersoy oldu.

Benimle tanıştıktan sonra, Türkiye’de gördüğü her Hollandalı Türk’e “İlhan Karaçay’a selamımı söyleyin” diyen vefalı Zeki Müren unutulamaz.
Ya Bülent Ersoy mu?

O’nu son defa NTV’nin açılış töreninde görmüştüm. Mustafa Denizli ve rahmetli Kenan Onuk ile ön sırada oturuyordum. Arkamdaki sıraya baktığım zaman Bülent Ersoy ile göz göze geldim.  Bir kelime bile söylemedi . Tabiiki ben de !!!

Bülent Ersoy’un , Deniz Baykal hakkında söyledikleri tartışılıyor. Ama aslında O, kaldırılmış olan sahne yasağını kendi hataları nedeniyle yeniden koydurdu. Bülent Ersoy’u benden daha iyi anlatanlar da var.

Bir meslektaşımız O’nu şöyle tanımlamış: Lirik bir olaydır Bülent Ersoy.
Bu meslektaşın yazısını altta bulacaksınız.

Lirik bir olaydır Bülent Ersoy

Tolga TANIŞ

28 Ağustos 2005 

 

Kalın dudaklarını öne uzatıp, bir yandan sağ elini yumruk yapmış göğsüne sertçe vururken, ablanız size kurban olsun diye gelenleri bağrına basacakmış gibi halleri de vaki. Karşısındakine kızmış, yanağındaki beni titrete titrete, çatallaşmış sesiyle fırça kaydığı da.

Gazinoda havası en tepeye ulaştığında arkasındaki orkestraya dönüp, kudur, diye bağırırken şaşırmayın. Sefam olsun diye elindeki rakı kadehini bir dikişte fondip edip yere atarken, parmağındaki pırlanta tek taş fırlayınca, bulmaları için etraftaki garsonlara küfürler savurduğunda da öyle. Zira sanki bir şeylerden gocunuyormuş gibi en cafcaflı abiyelere bürünüp, en süslü mücevherlerle dolaşan Bülent Ersoy’un hayatı işte biraz da bu çelişkilerdir. Onunki, Müzeyyen Senar ekolü tok sesli yeni yetme oğlanın, Zeki Müren ile kapışa kapışa büyüttüğü cinsiyetsiz şahsiyeti, çapkın kadına dönüştürme öyküsüdür. Hepsi bir yana, sadece müziğinin değil, siyasetinin, hukukunun, toplumsal değerlerinin en keskin virajlarında bu ülkenin trafik levhası gibidir. Sert bir dönüş var, dikkat! İster şöhret için diyecek kadar katı, ister ekmek parası için diyecek kadar naif, ister kendini bulması için diyecek kadar romantik olun; ayrıca, kozasından çıktığı dönemde her halükarda epey bir ıstırap vardır. Cemal Süreya’nın dediği gibi; lirik bir olaydır Bülent Ersoy olayı, hatta kendi içinde destansı bir yanı da yok değildir.

Hastanede doğar. 1952’de İstanbul Üsküdar’daki Zeynep Kamil’de. 9 Haziran’daki doğumundan sonra çıkartılan mavi nüfus kağıdında ad hanesinde Bülent, soyadı kısmında Erkoç yazılıdır.

Annesi Necla Hanım, Bülent’i doğurduğunda daha 16 yaşındadır. Ailesinde herkes bankacıdır. Babası bir bankanın muhasebe sorumlusu, annesi aynı bankanın memuru, dedesi de o bankanın hissedarları arasındadır. Yıllar sonra verdiği bir röportajda, musiki merakını, kanun çalan dedesi ve udi babaannesine bağlayacaktır. Hatta bu sayede daha üç yaşında, 40 yıllık usta gibi musiki okuyabildiğini söyleyecektir.

O yıllarda ailece Altıyol’daki Erkoç Apartmanı’nda oturmaktadırlar. Daha sonra Göztepe’ye yerleşirler. Bülent Ersoy’un da seneler boyunca ayrılmayacağı semte.

İlkokul, ortaokul hep Yeldeğirmeni semtinde geçer. Bankacı aile fertleri yüzünden, 1966’da Haydarpaşa Ticaret Lisesi’ne başlar. O yıllar musiki ilgisi, terennümlerle ufak ufak kendini gösteriyordur ama iş daha ciddileşmemiştir. Asıl hikaye, liseye girdiği aynı yıl Kadıköy Musiki Derneği’nin kurucusu udi Rıdvan Aytan ve geçtiğimiz aylarda ölen ünlü bestekár Melahat Pars’tan dersler almasıyla başlar. Ailenin de bunda teşviki vardır.

Üniversiteyi kazanamaz. Bir ahbapları kanalıyla, İstanbul Belediye Konservatuvarı’na girer. Klasik Türk Musikisi şan bölümüne. Bir yandan konservatuvar bir yandan musiki cemiyeti, artık kendini tamamen müziğe vermiştir. Ve müzikle gelecek şöhretin hayaline…

NİŞANLISI KIZLA VAPURDAYDI

‘Bir gün vapurda gördüm. O zamanlar daha genç bir delikanlıydı. Bir hanımla beraberdi. Nişanlısı. Ama makyajlıydı da. Boynuna fularını bağlamıştı. Elimdeki gazeteyi görünce, ‘Acaba, Bülent’imden bahsediyor mu gazete?’ diye sordu nişanlısı hanım. ‘Bülent’iniz sanatçı mı?’ diye sordum ben de: Evet, Kadıköy Musiki Cemiyeti’nde. Şimdi de Saray Sineması’ndaki konserden dönüyoruz.’

Gazeteci Hulki İlgün, Bülent’i gördüğünde daha 70’lerin başıdır. Konservatuvara artık hiç uğramadığı, cemiyette Melahat Pars’ın yardımıyla keşfedilmeye çalıştığı yıllar. Fena da değildir gerçi durum. Onun sayesinde bir plak anlaşması bile yapmıştır. Ama hayatındaki asıl milat, 1974’tür. Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan ve Müzeyyen Senar’la tanıştığı yıl.

‘Fahrettin Aslan’a uğramıştım. Yeni birini Bebek Maksim’de sahneye çıkartacağım, bir dinle, dedi. Önem vermediğim için yüzümü bile dönmemiştim. Ama baktım biri beste okuyor, aksak okuyor, maya söylüyor. Çok iyi. Bir süre sonra onu hatırladım. Evvelden bir arkadaşımın ricasıyla evime gelmişti. Doldurduğu bir plağını dinletmişti. Pırıl pırıl bir sesi vardı. Fahrettin’e döndüm, hemen al, bu çocuk çok başarılı olacak, dedim. Biraz sonra yanıma gelerek elimi öptü. ‘Şimdi adım Bülent Ersoy efendim’ dedi.’

Senar, 2 yıl önce Set Üstü’ndeki evinde de gördüğünde çok beğenmiştir Bülent’in sesini. Hatta o zaman bir nasihatte de bulunmuştur. 25 yıl önce Zeki Müren’e söylediği şeylerin aynısıdır: ‘Seni dinlerken acaba ben mi söylüyorum diye tereddüde düştüm, Mutlaka kendi üslubunu bulmalısın.’

Daha sonra Cemal Süreya da o dönemin şarkıcılarını anlatırken, şöyle yazacaktır: ‘Son kırk-elli yıllık evre içinde tek doğurgan ses Müzeyyen Senar’dır. Zeki Müren onun parıltılı çocuğu, Behiye Aksoy hayırsız kızıdır. Bülent Ersoy’a gelince, ona da Müzeyyen Senar’ın mafya ile birleşmesinden doğmuş, gizlice ama özenle büyütülmüş yasadışı çocuğudur diyebiliriz.’

ZEKİ MÜREN PES ETTİ

O dönemki yeraltı dünyası-gazino ilişkilerinde Mehmet Nabi İnciler’den (İnci Baba) Nurettin Güven’e etrafı babalardan yana hiç eksik olmaz gerçekten de. Arkası sağlamdır. Ama bütün duruşunu etkileyecek, belki de onu bıçak altına yatma kararına kadar götürecek asıl olay Zeki Müren meselesidir. Ve Paşa’nın etkisinin yadsınamayacağı cinsellik öyküsü…

Daha çocuk yaşlarda annem evden gidince annemin elbiselerini giyer, makyaj yapıp, elime de bir sigara alarak ayna karşısında kadınsı pozlar verirdim, diyor ama bir dönem bir kıza nişan yüzüğü takmışlığı da var. Tanburi Sadun Aksüt’ün 2000 yılında çıkan ‘‘Alkışlarla Geçen Yıllar’’ kitabına göre ise Bülent’in eşcinselliği gençliğinde ders aldığı udi Rıdvan Aytan’a uzanıyor.

Nasıl olduğu ya da nasıl doğduğu tartışılır. Ama bu yönüyle o dönem 28 cm’lik apartman topuklarla Çankaya’da cumhurbaşkanlığı davetine katılan, etekle sahne tozu atan Zeki Müren’i fazlasıyla andırdığı muhakkak. Tabii bir farkla. Ondan hem daha genç hem de daha gözü karadır. Eşcinselliğini çok daha açık yaşayacak kadar. Yarışamayacağını anlayan Müren’i ‘Ben göğsümü gere gere ortaya çıkarım, o nasıl yapacak?’ diye erkek ağzıyla konuşturacak kadar. Hatta, ‘Zeki Müren ve ben bu ülkenin iki neferiyiz’ diye şirinlik yapmaya çalıştığında, Paşa’ya ‘Ben askerliğimi yedek subay olarak yaptım, o kendi adına konuşsun…’ dedirtip, artık bu alanda teslim bayrağını çektirtecek kadar…

Ece Ayhan demiş bir keresinde, Zeki Müren gençken gerçekten bir kelebekken, Bülent Ersoy da şimdi bir kelebektir. Farkı zaman içinde açar. Daha frapanı, daha efeminesi, daha adamın gözünün içine sokanı… Belki de bu yüzden hiçbir zaman yıldızları barışmaz. Ne Paşa benimser Ersoy’u ne de Paşacılar. Ersoy, bunun kendisi için bir ukde olduğunu yıllar sonra açıklayacaktır: ‘Bugüne kadar beni gazinoya gelip de dinlemeyen tek bir sanatçı vardır. O da otorite kabul ettiğimiz Sayın Zeki Müren Beyefendi’dir. Değerli teşriflerini senelerce bekledim. Ama ne yazık ki gerçekleşmedi. Gerçekleşmeyecek de.’

CUMA NAMAZI VE FONDİP RAKI

Paşa, Bülent Ersoy’u izlemeyi reddetse de, 70’lerin sonunda artık eğlence aleminde Bülent Ersoy vardır. Cuma namazı kılan, eşcinsel olduğunu bağıran; abdestsiz sahneye çıkmayan, rakıyı fondip içen; sahnede kibar kibar konuşan, sinirlenince dümdüz giden delikanlı artık kendini kabul ettirmiştir. Bütün meraklı kadınların kocası, bütün maço erkeklerin karısı gibidir.

İş orada kalmaz ama. Sahnesindeki pornografi gittikçe yükselmektedir. 1980 yılının eylül ayında ilk adli vakasını yaşar. İzmir Fuarı’nda sahnedeyken ‘aç, aç’ tezahüratları arasında seyircilere hormonlarla şişirilmiş memelerini gösterince, İzmir Savcılığı, ar ve adaba aykırı haraket etmekten kovuşturma başlatır. O olaydan sonra sahne yasağı aldığı güne kadar ‘aç, aç’ tezhüratı yapılmayan programı olmaz. Ama işler hiç de umduğu gibi gitmeyecektir. Olaydan tam bir hafta sonra askeri darbe olur. 12 Eylül dönemi başlamıştır.

Ortada sıkıyönetim var. Memleket diken üstünde. Biraz durulmak lazım derken, ilkinin üzerinden iki hafta geçmeden Bülent Ersoy yine karakolluk olur. Bu sefer hakime hakaretten yargılanmıştır ve tutuklanmasına karar verilir. 19 Eylül günü, Buca Bölge Cezaevi’ndeki 48 günlük hapisliği başlar. Erkeklerle de yatmaz, kadınlarla da. Özel bir bölümde tutulur. Duruşma hakimi daha sonra Cumhuriyet Başsavcılığı da yapacak olan Sabih Kanadoğlu’dur ve karar duruşmasında Ersoy’a Türk filmlerindeki babacan hakimler gibi konuşur: ‘Aklını başına topla, bu senin için bir şanstır.’

12 Eylül, hem yaptıkları hem de ilişkilerinden ötürü iyice sıkıştırmıştır ve artık bir karar vermesi gerekmektedir. Ya sahnede çekiciliğini yitirme pahasına kendine çeki-düzen verecek ya da bambaşka bir kimlik yaratacaktır. 1981’de ‘Neden kadın oldum’ adıyla Hürriyet’te yayınlanan yazı dizisinde ameliyat kararını nasıl verdiğini anlatır: ‘Benim için erkek olarak yaşamanın imkansız olduğunu, homoseksüel olarak yaşamanın da imkansız olduğunu anladım. Ayrıca homoseksüelliğin de bizim toplumumuzun görüşlerine ters düştüğü fikri ağır basınca ameliyata kesin karar verdim. Hapisteki günlerimde bundan emin oldum.’

YARI TIBBİ YARI HUKUKİ BİR VAKA

Ameliyat Londra’da gerçekleşir. 1981 yılının 14 Nisan’ında. O güne kadar Türkiye’de böyle bir şey ilk defa yaşandığından, herkes bunu konuşmaktadır. Türk halkı vajina estetiğinden, kadınlık hormonuna kadar hiç duymadığı terimler okumaya başlar. Ameliyat detayları bir yana asıl kıyamet daha ‘soyut’ bir konudadır: Şimdi Bülent Ersoy kadın mıdır, erkek midir?

Psikolog, sosyolog, jinekolog, politolog kim var kim yok fikrini söylemeye başlar. Herkesin kendine göre bir ele alış tarzı vardır. Bülent Ersoy, o dönem hiçbir cinsiyete ait olmayan, y kromozomu ile suni vajina arasında sıkışmış, yarı tıbbi yarı hukuki bir vakaya dönüşmüştür. İnsani yönü bir tarafa uzun süre de böyle kalacaktır. Hayatında karşılaşacağı diğer değişiklikler ise bunun yanında teferruattır. Artık cuma namazlarına gidemeyecek olması ya da ameliyattan önce jön prömiye olarak Gülşen Bubikoğlu, Fatma Girik gibi yıldızlarla oynarken sonraki filmlerinde jön dam olduğundan ikinci sınıf aktörlerle yetinmek zorunda kalacak olması gibi.

Ameliyatın ardından avukatları mahkemeye başvurur ve Ersoy’un hem cinsiyetini hem de soyadını (Erkoç iken resmen Ersoy olur) değiştirirler. Ellerindeki rapor her şeyi açık açık yazmıştır. Devlete Ersoy’un sakallarının çıkmadığını, memelerinin büyük olduğunu ve 14 cm derinliğinde bir vajinaya sahip olduğunu bildirmektedir.

Sonrası malum, İstanbul Valiliği pek öyle düşünmez. Genel ahlak kurallarına aykırı bulunur, mahkemenin kadınlık kararından 8 gün sonra, 13 Haziran 1981’de sahne yasağı yer. Sonra Yargıtay kadınlık kararı alan mahkemenin kararını da bozar, muayeneler, mahkemeler, itirazlar, tekrar muayeneler, mahkemeler derken sahneye çıkmasına bir türlü müsaade edilmez. O dönem sadece kaset yapar, yurtdışı konserlerine gider. Parasız kaldığı olur, mücevherlerini satar, intihara teşebbüs eder, yardım edecek adam arar, kurtarabilir mi diye Deniz Baykal ile konuşur, ama bir türlü olmaz. En sonunda Turgut Özal kurtarır ve 14 Şubat 1988’de arkada Semra Özal’ın yolladığı dev bir çiçek önünde 7 yıl aradan sonra tekrar sahneye çıkar. Bu arada her şarkı arasında ellerini açıp ‘Allahıma şükürler olsun’ diye dua etmektedir.

Bülent Ersoy’un o dönem neden yasaklı olduğu çok tartışılır. Kimine göre Fahrettin Aslan kendi gazinosuna çıkmadı diye böyle bir karar aldırmıştır. Kimine göre Kenan Evren bizzat istemiştir. 12 Eylül öncesi yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Meclis bir türlü ittifak sağlayamazken, bazı zarflardan Bülent Ersoy ismi çıkması Evren’i o dönem çok sinirlendirmiştir o da intikam almıştır. Ya da yeraltı dünyasına yönelik operasyonlarda Bülent Ersoy da ilişkilerinden dolayı sahnelerden ‘temizlenmesi’ gereken biridir. Ar, ahlak, siyaset, yeraltı dünyası, aslı bilinmez; ama sebep her ne ise o dönem bitip Bülent Ersoy tekrar sahneye ve televizyon ekranına kavuştuğunda bambaşka bir kişiliğe bürünmüştür. Hacimli saçlar, takma kirpikler, hafif taşmış ruj, koyu bir allık, uzun tırnakların üstünde kıpkırmızı oje, dekolteli, işlemeli ağır abiyeler, incecik topuklu pabuçlar, alameti farikası yelpaze ve pırlanta takılarla daha az agresif, daha ölçülü, daha kadın biri olarak çıkmıştır. Paraya boğduğu genç sevgilileriyle boy boy fotoğrafları çıktığında, artık çoğu kimse onunkini eşcinsel bir ilişki olarak değerlendirmeyecektir. ‘Dönmüş’ olması aklın bir kenarında mahfuz kalmak kaydıyla, muzır bir homoseksüelden, zengin ve çapkın bir kadına terfi etmiştir.

*****

Hollanda Türk Kadınları Derneği’nin ‘Ekonomi Platformu’ büyük ilgi gördü

Başkan Sibel Saki: Amacımız, kadınlarımıza rehberlik ve öncülük yapmak
Başkonsolos Ayyıldız: Hollanda ile ilişkilerimiz düzelecektir
Torunoğulları: Yatırımlarımızı, güvendiğimiz Türkiye’ye yapıyoruz

 

Hollanda’nın Dordrecht şehrinde Van der Valk Hotel salonunda Hollanda Türk Kadınlar Derneği’nin düzenlediği Ekonomi Platformu büyük ilgi gördü. Çok sayıda girişimcinin katıldığı platforma, politikacılar, sivil toplum kuruluş yöneticileri, genç girişimciler, emekçi kadınlar ve akademisyenler katılarak, Hollanda ve Türkiye arasındaki gerginliğin bir an önce diyalog çerçevesinde çözümlenmesinden yana olduklarını vurguladılar.

Hollanda Türk Kadınları Derneği Başkanı Sibel Saki yaptığı konuşmasında, “Amacımız farklı sektörlerde çalışan ve farklı birikimlere sahip, toplumda rol model olmuş kadınlarından oluşan bir beyin takımı oluşturarak, diğer kadınlara farklı alanlarda rehberlik ve öncülük eden bir platform oluşturmak. Kadınlarımızın aile yaşamlarının yanı sıra sosyal, siyasi, ekonomik, ve kültürel hayatta katılımcı, aktif ve üretken bireyler olmalarını sağlamak ve toplumdaki konumlarını güçlendirmektir. Derneğimiz tüm kadınlara açık bir dernektir ve hiç bir ırk, renk, dil, din, siyasi görüş, etnik köken ayrımı yapmamaktadır”. dedi.

Sibel Saki, vizyonlarını şöyle izah etti:  “Hollanda Türk Kadınları Derneği olarak, kadınlar konusunda Hollanda’nın en önde gelen derneği olmak ve üye sayısını da her yıl yüzlerce yeni üye ile artışını sağlamak. Hollanda Türk Kadınları Derneği olarak en kısa zamanda Avrupa’ya açılmak ve şubeler kurmak.Diğer kurum ve diğer kuruluşlarla kadınlar konusunda uluslararası işbirliğini gerçekleştirmek”.

Toplantıya katılan ve organizasyonda katkısı olan, Edelstaal Grubu ve Türkiye’deki Orka Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları şunları söyledi:
“ Torunoğulları ailesi olarak, Avrupa’da kazandıklarımızı, Türk ekonomisine güvendiğimiz için Türkiye’de değerlendiriyoruz. Avrupa’da ve Türkiye’deki şirketlerimizde 7 bine yakın insan çalışarak evlerine ekmek götürüyor. Bu yatırımlar da ülkelerarası ticaretle yapılan kazançlarla elde ediliyor. Hollanda ile ticaret ve dostluğumuz 400 yıldır devam etmektedir. En kısa zamanda bu dostluğumuzun iyi bir zemine oturtulup diyalog içerisinde devam etmesini işverenler olarak gerekli olduğuna inanıyoruz. ”

   

Turgut Torunoğulları, yaptığı konuşma ile dikkat çekti – Başkonsolos Sadin Ayyıldız, Başkan ile Sibel Saki’den plaket aldı

 

Torunoğulları konuşmasını şöyle sürdürdü: “ Hollanda Bakanı Bert Koenders, geçen ay Den Bosch şehrinde Edelstaal Group şirketimize ziyarette bulunarak, ikili ilişkilerin devam etmesi gerektiğini vurgulayıp Türkiye’ye zeytin dalı uzattı. Hollanda ve Türkiye arasında önemli ticari anlaşmalara imzalar atılmıştır. Sorunların diyalog içerisinde, politik üslup çerçevesinde çözülebileceğine vurguladı.”

Hollanda’da iki dönem HOTİAD Başkanlığı yapmış olan  ve DEİK, DTİK Avrupa Bölge Başkanlık dönemimde Avrupalı ve Türk politikacılarla birlikte hareket ederek, diyalog içerisinde bulunan, Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimizin sorunlarını dosyalar halinde politikacılara sunup birlikte çözümler arayan Torunoğulları,  sözlerini şöyle tamamladı: “ Kardeşim Ertan Torunoğulları NETUBA (Hollanda – Türkiye İş Konseyi Yönetiminde bulunmaktadır. Hollandalı ve Türk işveren girişimcilerden oluşan NETUBA, Ticari ilişkilerde  ve yatırımlarda bulunmaktadır. Bulunduğumuz ülke Hollanda’da politikacılarla diyalog içerisindeyiz. Birlik beraberlik içerisinde hareket edersek Avrupa’daki Türk işverenler ve girişimciler olarak, bulunduğumuz ülkelerde eğitime önem vererek çocuklarımızın daha iyi önemli yerlerde görev almalarını sağlamalıyız”,

Rotterdam Başkonsolosumuz Sadin Ayyıldız yaptığı konuşmasında, “ Türkiye Hollanda ticari ilişkileri ve dostluğu 400 yıl önce başlamış. Bu dostluk son yıllarda iki ülke arasında ticari yatırımlarla gelişerek devam etmiştir. Seçimler öncesi bazı gerginlikler yaşanmış olsa bile, iki ülke arasındaki ticari ilişkimiz ve dostluğumuzun bozulacağına inanmıyorum. Bu ticari ilişkiden iki ülkenin de çıkarı vardır. En kısa zamanda politikacıların bir araya gelerek çözeceğine inanıyoruz. Türkiye artık eskisi gibi diğer ülkelerin söyledikleri şeylere evet diyecek bir ülke değildir. Ekonomisi ile gün geçtikçe yıldızı parlayan, yatırım için cazip ülkeler arasındadır. Yurtdışında bulunan Türk vatandaşları Avrupa ülkeleri ve diğer ülkelerde yaptıkları yatırımlarla ve girişimleriyle büyük işler yaparak Türk ekonomisine katkıda bulunmaktadırlar. Bugünkü yapılan konferansta kadınlarımız iş pazarında bizde varız diyorlar. Kendilerini tebrik ederim” dedi.

Ekonomi platfomu sonrası platformun düzenlenmesine katkıda bulunanlara plaketler verildi.

Haber: Mustafa Koyuncu

*****

Hilmi Oflaz Amsterdam’da anıldı

Amsterdam Biyografi Okumaları’nda Necip Fazıl Kısakürek’in ‘metafizik’ evladı Hilmi Oflaz yâd edildi

 

Amsterdam Biyografi Okumaları’nın, yaz tatili öncesi 30 Haziran Cuma günü yapılan programında Şairler Sultanı Necip Fazıl Kısakürek’in en yakın talebelerinden Hilmi Oflaz yâd edildi. Amsterdam Türkevi Topluluğu lokalinde düzenlenen programda, Oflaz’ın, başta renkli hayatı olmak üzere, idealleri ve hatıraları katılımcılarla paylaşıldı.

Amsterdam Türkevi Topluluğu’nun düzenli olarak organize ettiği Biyografi Okumaları ile kültür tarihimiz, düşünce tarihimiz ve son yüzyılın manevi mimarlarıyla tanışma, onları hayırla yad etmeyi hedeflediği hatırlatıldı. Bir insanın hayatı, fikirleri ve mücadelesinin anlatılmasıyla; yetmiş, seksen yıllık bir tecrübenin özetlendiği, onlarca kitapla tanışıldığı, tarihte bir döneme şahit olunduğunun ifade edildiği toplantıda, Biyografi Okumalarıyla bireysel gelişmeye de katkıda bulunulduğu belirtildi.

İlk konuşmacı Veyis Güngör, Hilmi Oflaz’a tanışmasına dikkat çekerek başladığı konuşmasında, Hilmi Oflaz’ı İstanbul’a yaptığı bir ziyaret esnasında, tarihi Çorlulu Alipaşa Medresesi’nde, Bursa Uluslararası ilişkilerde okuyan bir öğrenci arkadaşı vasıtasıyla tanıdığını ve sonraki yıllarda da İstanbul’a her gittiğinde ziyaret ettiğini’söyledi.

Güngör Hilmi Oflaz hatıralarıyla ilgili şunları söyledi: ‘Amsterdam Öğretmen Okulu öğrencileri bir Türkiye gezisi organize etmişlerdi. Interculturel Eğitim Çalışma Grubundan dostum Ad Voorbij de bu grubun organizasyonunu yapmıştı. Öğretmen adayları, İstanbul’dan başlayıp, Ankara, Ürgüp, Konya, Beyşehir ve Alanya gezisiyle Türkiye ve Türkler hakkında bilgi edineceklerdi. Bu grupla gittiğimiz Türkiye gezimizin ilk durağı İstanbul oldu. Yirmialtı kişiden oluşan grubu, sabah ve öğleden sonra tarihi ve turistik merkezleri ziyaret ettirdikten sonra Çorlulu AliPaşa Medresesine götürdüm. Hilmi abi her zaman olduğu gibi, etrafındaki gençlere sohbet ediyordu. Hollandalı grubu görünce çok sevindi. Hepsiyle tek tek tanıştı. Ben, Hollandalı gençlere Hilmi abiyi Erenler’de ‘filozof’ olarak hitap ederler, diye anlattım. Gençler Hilmi abiyi hemen sevdiler. Ertesi gün, program bitince, haydi filozof’a gidelim diye tutturdular. İkindi saatlerinde Çorlulu Alipaşa’ya vardığımızda, Hilmi abi sanki bizim geleceğimizi biliyormuş gibi, hazırlık yapmış ve bir poşet dolusu ‘kuru ve simit’ almış. Gençlere çaylarla birlikte ikram etti. Gençler o gün de Hilmi abiyle sohbet etme imkanı buldular.’

Veyis Güngör sonraki yıllarda da Hollanda Türk Akademisyenler Birliği olarak organize ettikleri, İstanbul kültür gezilerinde, Hollandalı Türk gençleriyle Hilmi Oflaz’ı ziyaret ettiklerini, Oflaz’ın gençlere kitaplar hediye ettiğini belirtti.

İkinci konuşmacı Ali Yağcı ise, Sultanahmet, Divanyolu, Çemberlitaş, Beyazıt hattında yer alan Türk Edebiyatı Vakfı, Yazarlar Birliği, İlesam ve Türk Ocağı İstanbul şubeleri, Kubbealtı Vakfı, Birlik Vakfı, Çorlulu Alipaşa Medresesi ve karşısındaki Yahya Kemal Beyatlı Enstitüsü faaliyetlerine dikkat çekerek, buraların günümüzde de birer ilim ve irfan yuvaları olduğunu söyledi.
Ali Yağcı, Ali İhsan Yurt, Erol Güngör ve Emin Işık hocaların bu mekanlardaki hatıralarından örnekler sunarak Erol Günler’le çay ocağındaki garson arasındaki diyaloga dikkat çekerek, bu merkezlerdeki garsonun bile ne kadar ilim ve kültür sahibi olduğuna vurgu yaptı.

Hilmi Oflaz Kimdir?
1926 yılında Düzce’de doğdu. Mahmutpaşa’da işportacılık yaparak geçimini sağladı. Necip Fazıl’la tanıştıktan sonra onun yanından ayrılmadı. Sohbetlerinde, konferanslarında yakınında bulundu. Büyük Doğu gazete, dergi ve yayınevinde gönüllü olarak çalıştı. Tiyatro gruplarının dekorculuğunu yaptı. Necip Fazıl onu ‘metafizik evladı’ olarak nitelendirdi. Marmara Kıraathanesi, Türk Ocağı ve İlesam’da gençlerle sohbet etti. Polemikleri, şakaları ve sigarasıyla hatırlandı. Kendisine has sofrası herkese açıktı. 15 Mayıs 1998 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Eyüp Sultan Mezarlığı’nda üstadı Necip Fazıl’ın yanında yatıyor.

*****

Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Birliği yurttaşlarımızı uyardı:
Bilet alırken dolandırılmamaya dikkat edin

Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Birliği, Başkan Kamil Saygı imzasıyla yurttaşlarımıza uyarıda bulundu.

Birliğin yurttaşlarımıza yazılı olarak yaptığı uyarı şöyle:

‘Yeni bir yaz tatiline daha hep birlikte giriyoruz. Bir çoğumuz için yoğun çalışmayla geçen bir yıldan sonra, tatil heyecanı ve hazırlıklarının çoktan başladığı şu günlerde, üzülerek görüyoruz ki, dolandırıcılar her yıl olduğu gibi, bu yıl da iş başında. Tam da tatil öncesi  bazı kişiler  insanlarımızın tatillerini cehenneme çevirmeye şimdiden başladılar. Gün geçmiyor ki bir dolandırıcılık haberi duymayalım…

Bizler de Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Birliği olarak tatilinizin daha başlamadan bir eziyete dönmemesi için bazı hatırlatmalarda bulunmak istedik.

Öncelikle hava yolu ile tatile gidecek vatandaşlarımıza bazı hatırlatmalarda bulunalım.

Her şeyden önce, bilet, otel, transfer gibi alışverişlerinizi mutlaka güvenilir acentelerden veya online satış kanallarından yapın. Unutmayınız ki, acenteleriniz sizin için bir güvencedir. Biletlerinizi alırken isim, soyisim, doğum tarihi vs bilgilerinizin pasaportta yazılı olan bilgiler ile mutlaka aynı olması gerekmektedir. Online bilet alırken saat, havalimanı bilgilerine dikkat edin. Çok sık rastlanan bir konu; gitmek istediğiniz destinasyonu sorguladığınızda size en uygun fiyat seçeneğini ilk sıraya getirmekte ve birçok kişi uçuş detaylarına bakmaksızın rezervasyon yapmakta,  uzun saatler havalimanında beklemekte hatta başka havalimanından aktarma yapmak zorunda kalmaktadırlar.Biletimizi aldık ve kontrol ettik sıra geldi uçuşa; uçuş günü uçuşunuzdan mutlaka en az 3 saaat önce havalimanında olmaya gayret gösterin. Özellikle Amsterdam Schiphol havalimanında yeni güvenlik tedbirleri nedeniyle uzun kuyruklar oluşmakta ve buna bağlı olarak birçok kisi uçuşunu kaçırmaktadır.Yine otel rezervasyonu yaparken güvenilir şirketler ve oteller tercih edilmelidir. Bazı şirket yada otellerin piyasanın çok daha altında fiyatlar çıkardığı aynı odayı birçok kişiye sattığı ve ortadan kaybolduğu, gidenlerin kapıda kaldığı gibi olaylara şahit  olmaktayız. Havalimanlarında sorunlarla karşılaşmamak için hava yollarının bagaj hakkı gibi kurallarını mutlaka sormalı ve kurallara uygun sekilde bagajlarımızı hazırlamalıyız. Aksi takdirde alanlarda hoş olmayan görüntüler ve diyaloglar olabilmekte.

Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Birliği olarak, tatile çıkacak bütün vatandaşlarımıza şimdiden hayırlı, huzurlu, kazasız belasız bir tatil geçirmeyi ve tekrar sağlıkla evlerine geri dönmelerini dileriz.

İyi uçuşlar, hayırlı yolculuklar …’

*****

Türkiye’de trafik kuralsızlıkları…

İlhan KARAÇAY yazdı…

 

Sevgili dostum Hıncal Uluç, trafik kuralsızlıklarını yıllardır yazıp durur.

Son yazısı da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya hitap idi.

Hıncal Uluç, İçişleri Bakanı Soylu’ya yazdığı yorumunda, gerek yetkilileri ve gerekse trafiğe uymayanları yerden yere vurmuştu.

Hıncal Uluç, geçmişte de örnekler vererek trafik sorununu dile getirmişti.

Ben şu anda iki aydır bulunduğum Türkiye’de, otomobil kullanırken küplere binen bir adam oluyorum. Trafikte en çok illet olduğum konu da, otomobil sürücülerinin yolun sağından gitmemesidir.

Özellikle oto yollarında bomboş olan yolda en soldan giden ve çoğu zaman da orta şeritten giden sürücüler görürsünüz.

Bu sürücülere göre, yol nasıl olsa boştur. Arkadan gelen araç ya sağından geçsin ya da solundan.
Bu konuyu açtığım zaman muhataplarım doktor, mühendis, avukat da olsalar, ‘Ne var bunda, ben de yolda ortadan giderim’ diyorlar. Kaldı ki Avrupa’da ve özellikle Almanya’da, boş olduğu halde yolun sağından gitmeyen sürücülere ceza kesilir.

Sürücülüklerini en çok beğendiğim Almanlar, oto yollarında 180 km. hızla giderken dahi, yolu boş gördükleri anda sağ şeride geçerler. Ben de bu Alman sürücüleri gördükçe keyfimden dört köşe olurum.
Hollandalılar, Almanlar gibi değildir. Onlar da çoğu zaman sağ şeritten gitmezler.

Boş olduğu halde, sağ şeritten gitmeyen ve orta şeridi kullananlar, büyük bir tehlike yarattıklarını fark etmezler. Örneğin, süratli bir şekilde sağ şeritten gidiyorsunuz. Önünüzdeki otomobili geçmek için sollamanız gerekecek. Ama ne var ki orta şeritteki otomobil süratli gitmediği için frene acı bir şekilde basmanız gerekir ve belki de kazaya neden olursunuz.

   

Aynı durum orta şeritte giderken de meydana gelebilir. Orta şeritte hızla giderken, arkadan ve de sol şeritten çok daha hızlı bir otomobilin geldiğini fark ettiğiniz zaman, çok acı bir fren yapmak mecburiyetinde kalırsınız. Zira tam o sırada sağ şerit boş olduğu halde orta şeritte gitmekte israr eden sürücü, ‘Ne var yani, sağ taraf boş, oradan gitsene’ diyebilmektedir.

Bu sürücülere ehliyet alırken hiçbir kural öğretilmemiştir. Bazıları bunlara ‘Yolun ortasından git ve kendini sağlama al’ demişlerdir ve bunlar da bu ilkel tavsiyeye uymaktadırlar.

Şimdi ben de Hıncal Uluç gibi, yetkililere sesleniyorum: Eskiden radyo ve televizyonlarda ‘Sağdan gidiniz’ uyarıları yapılırdı. Bu uyarıların acilen devam etmesi lazım. Sağdan gitmeyenlere de ceza şart.

*****

Anahtar Kelime:


Bir Yorum Yazın

*