İlhan KARAÇAY’dan Haziran 2018 Bülteni:

1- Seçimler. Siyasi ortamda, üzüm üzüme baka baka kararmasın. Hollanda’da seçimler huzurlu geçti

2- Atilay Uslu ve Yıldıray Karaer’den bir Corendon mucizesi daha… Benelüks’ün en büyük otelini Amsterdam’da hizmete açtılar

3- Tarihin ilk Barış Antlaşması KADEŞ, Avrupa başkentlerinde danslarla kutlandı. Yunus Emre Enstitüsü’nün organizasyonları anlamlı ve görkemli oldu

4-  Turgut Torunoğulları, ödüllerini Avrupalı Türkler’e ithaf etti

5-  Sağduyulu Hollandalılar Laleli Camisine çiçek yağdırdılar

6- ‘Dünyamızdan Ahiret’e göç eden ünlü dostlardan anılar’ başlıklı seriye Erdoğan Demirören de eklendi

7- İNSANLIK TİMSALİ OLAN ERDAL İNÖNÜ 92 YIL ÖNCE DOĞMUŞTU

İlhan KARAÇAY seçimleri yazdı:

Siyasi ortamda, üzüm üzüme baka baka kararmasın !

*Dünyaya, seçimlere katılım konusunda demokrasi dersi veren Türkler, siyasi toleransta ders almalı

*Günahı ile sevabı ile yaşadığımız son seçimler, Türkiye’ye ve Türk insanına hayırlı olsun

 

24 Haziran’da yaşadığımız Cumhurbaşkanlığı ve Millet Meclisi seçimlerinde, tüm dünyaya demokrasi dersi verecek nitelikte bir çoğunlukla katılan Türkler, aynı başarıyı siyasi toleransta da gösterebildikleri gün, tam anlamıyla demokratlıklarını ispat etmiş olacaklar.

Seçimler öncesinde, sosyal medyada birbirleri ile küfürleşecek nitelikte tartışmaya giren Türkler’den başka bir şey beklenemezdi zaten.
Beklenemezdi, çünkü, kendilerine örnek olmaları gereken büyükler (!), kaş göz çıkaracak bir şekilde kavga ediyorlardı.
Büyüklerin biri, ‘Bana bak Muharrem’ diye başlıyordu, diğeri de ‘Baktım sana Recep’ diye karşılık veriyordu.
Eeee, böyle bir ortamda,  bu büyüklere gönül vermiş olan taraftarları da birbirlerine karşı aynı tarzda karşılık vereceklerdi.
Örneğin, Amsterdam’da yaşayan iki dostum, birbirleri ile, ‘Bana bak İsmail’ ve ‘Baktım sana İbrahim’ misali dalaşıyorlardı.

Bu tip dalaşmaların genele yayıldığı bir ortamda yapılan seçimlerden sonra dalaşma yine devam etti. Taaaa ki, Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ın, ’81 milyon kişinin cumharbaşkanı olacağım’ demesi ve en büyük rakibi Muharrem İnce’nin de, sonuca saygı duyduğunu açıklamasına kadar…
Ne mutlu ki, işte ondan sonra ortam biraz duruldu.

Hollanda medyası, Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını değerlendirirken, çeşitli görüşler ve iddialar orataya attı.
Hollandalı siyasetçiler de aynı minval üzerinde açıklamalar yaptılar.
Bu görüş, iddia ve açıklamalara katılanlar olduğu gibi, katılmayanlar da oldu.
Hollanda medyasının ve siyasetçilerinin görüş ve iddialarını yayınlamak yerine, yurttaşlarımıza, ‘ılımlı taraftar’ olmanın yararlarını anlatmayı daha uygun görüyorum.

Benim, siyasi görüşümü ve tarafımı bilenler bilir.
Benim, futbol taraftarlığım da bilinir.
Ama ben işimi yaparken, hiçbir zaman ne siyasette ve ne de futbol taraftarlığımda ‘taraf’ olmadım.
Ne gönül verdiğim siyasi partiye ve ne de taraftarı olduğum kulünün Hollanda’daki derneğine üye bile olmadım.
Korktuğum için değil tabii…
Bunun için bana ‘renksiz’ damgasını vuranlar oldu.
Varsın, ‘renksiz’ olayım.

Yeter ki ‘müzmin’ ve ‘fanatik’ taraftar olmayayım.
Bu nedenle, benden uzaklaşan dostlarım da oldu.

Yaşamım boyunca öyle objektif davrandım ki, kimileri benim bu objektifliğim karşısında cephe değiştirdiğimi bile sanmıştır.
Daha önce de belirttiğim gibi, bu davranışı korktuğumdan değil, medeniyetin ve demokrasinin gereğinden ötürü seçtim.

Bazen, kendi görüşümü direkt açıklamak yerine, tribünlerde olan bazılarını konuşturmuşumdur. Yani, ‘Ben demedim  ha, o dedi’ babından…
Sonuçta, hiç kimse ile ne siyasi konularda ve ne de sporda tartışmaya girmemiş oldum. Sosyal medyada tartışanlara da hiç karışmadım. Arada bir özelden, ‘Yapmayın kardeşler’ diye yazdım.

Şimdi, seçimlere yoğun bir şekilde katılarak, tüm dünyaya demokrasi dersi veren yurttaşlarıma sesleniyorum:
Hollandacada çok hoş bir kelime vardır:
‘Verzoening’ (Ferzuning), yani  uzlaşı, barış.
Bu kelimeyi, yaşadığımız sürece yaşatalım, olmaz mı?

Daha nice demokratik seçimlere…!

Darısı Türkiye’dekilerin başına…

* Hollanda’da seçimler huzur ve güven içinde geçti.
* Hollandalılar’ın kargaşa umudu suya düştü.

* Ben de oy kullanarak vatandaşlık görevimi yaptım.

* Hollanda Türkleri katılımda bu kez rekor kırdılar.
* Türkiye’deki seçmenler de fanatiklere fırsat vermemeli.

  

Sizlere Hollanda’daki seçimleri anlatmadan önce, başlıkta kullandığım  ‘darısı’ ve ‘fanatik’ kelimelerine açıklık getirmek istiyorum.

‘Darısı başına’ deyimi,.eskiden evlenenlerin başlarına atılan mısır ve tahıl tanelerinden kaynaklanan  bir sözdür.  O zaman konfeti olasaydı, ‘Konfeti başına’ diyecektik.

‘Fanatik’ deyimi ise ‘Fan’dan kaynaklanmaktadır. Birinin seveni, taraftarı anlamını taşır. Ama ‘tik’ veya ‘a tik’ ile bu deyim daha da güçlendirilmiş, sonuçta ‘aşırı taraftar’olarak kabul görmüştür.
Bu nedenle, benim kullandığım fanatik kelimesinden başka bir anlam çıkarmayınız.

Şimdi gelelim Hollanda’da yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Millet meclisi seçimlerine…

24 Haziran’da Türkiye’de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Millet Meclisi seçimleri için yapılan propaganda mitinglerini yakından izlerken, oy kullanıp kullanmayacağım konusu açılmıştı. Benim kaydım Hollanda’da olduğu için oyumu Hollanda’da veya bir gümrük kapısında kullanabilirdim. Mersin’de gümrük kapısına gidip oy kullanma imkanım vardı ama ben Hollanda’ya gitmeyi tercih ettim ve hafta sonu Hollanda’ya geldim.
Dün, yurtdışında oy kullanabilmenin son günüydü. Sona kalıp dona kalmak da vardı ama, ben dün Amsterdam’daki seçim yerine gittim.
Daha önceki seçimde Uluslararası Fuarların yapıldığı RAİ’de yapılan oy atma işlemi, bu kez Türkler’e ait olan Rhone isimli büyük bir komplekste yapıldı.

  

Başkonsolos Tolga Orkun ile.               MHP Sandık görevlileri

Yakından tanıdığım bu yere giderken bu kez zorlandım. Zira, bildiğimiz yollar kapanmış, Rhone’ye giden yollar özel trafik levhaları ile  işaretlenmiş. Türkçe ve Hollandaca levhalar sayesinde, seçim bölgesi ve park alanlarına rahatça ulaşılabiliyordu.

Rhone salonlarına girildiği zaman, ilk salonda 8 sandık, ikinci salonda da 4 sandık yer alıyordu. Oy kullanmak için sandık seçimi için bakışırken, her sandıktan ‘Buyurun İlhan bey, burada oy kullanın’ şeklinde davet sesleri çıkıyordu. Sonunda, fotoğrafta gördüğünüz dostların bulunduğu sandıkta oyumu kullandım ve vatandaşlık görevimi yerine getirdim.

Salonda, sandık başlarında görev yapan partili yurttaşlarımızın kimi görev başında, kimi de mola sırasındaydı. Ülkücüler’in Hollanda lideri olan Murat Gedik’in etrafında MHP’li sandık görevlileri toplanmıştı. O anki fotoğraf karesini aşağıda bulacaksınız.

Amsterdam’daki başarılı organizasyonun mimarı olan Başkonsolos Tolga Orkun’u ‘devriye’ gezerken gördüm. Devriye’den kastım, Başkonsolosumuzun birinci günden son güne kadar salon içinde ve dışında yaptığı kontrollardan söz etmektir.
Zira, Hollandalı politikacılar ve medyacılar, Türkler’in Hollanda’da oy kullanmalarından hiç de hoşnut değillerdi. Politikacılar ve medyacılar, hükümetin , Türkler’in oy kullanmasına yasak getirmesi için çeşitli senaryolar yazıyorlardı. ‘Türkler birbirlerine girecekler’ ve  ‘Birbirlerine siyasi düşmanlık besleyen Türkler kargaşa çıkaracaklar’  gibi iddialarla ortalığı karıştırmaya çalışanların umutları suya düşmüştü.
Başkonsolosa, ‘Durum nedir’ diye sorduğum zaman aldığım cevap şu oldu: ‘Oy verme işlemi başladığı günden son güne kadar ortalıkta huzur ve güven hakimdi. Oy kullanmaya gelen yurttaşlarımızın kime oy verdiği veya vereceği söz konusu bile olmadı. Siyasi partiler adına görev yapan yurttaşlarımız da ahenk içinde çalıştırlar. Her sabah karşılaştıkları zaman birbirlerine sarılıyorlar ve hal hatır sorarak işe başlıyorlardı. Benim ile de sarmaş dolaş oluyordu bu yurttaşlarımız.’.
Başkonsolos bunları anlatırken yanımızda bizi dinleyen, adını özellikle belirtmeyeceğim bir genç söze karıştı ve, ‘Başkonsolosumuz çok haklı. Ben bu sandıkta HDP’yi temsil ediyorum. Ben de diğer yurttaşlarım ile sarmaş dolaş oluyordum’ diyerek Başkonsolosun anlattıklarını perçinledi.

Rekor katılım

Türkler, üçüncü defadır oy kullandıkları Hollanda’da, bu kez katılım rekoru kırdılar. Daha önce Amsterdam’da 42 bin oy kullanmış olan Türkler, bu kez 47 bin oy kullandılar. Türkler, Hollanda genelinde 110 bin oy kullanarak bir rekora imza attılar.

Türkiye’deki seçmenlerin de katılım rekoru kırmaları gerektiğini belirten Hollanda Türkleri şöyle konuştular: ‘Oy vermek demokrasinin gereği olduğu gibi, vatan borcudur. Bana ne diyenler yanlış yaparlar. Yurtdışında oy kullanamadığımız yıllarda, oy kullandırmak için uçaklarla, otobüslerle Türkiye sınırına götürülen yurttaşlarımızı unutmadık. Oy atmak sadece fanatiklere bırakılmamalı. Amaaan sende diyerek oy atmazsak, milli irade sağlıklı olmaz.’

Hollanda’daki seçimlerde olduğu gibi, yurtdışındaki tüm ülkelerde seçimlerin huzur ve güven içinde yapıldığı ve de katılım rekorları kırıldığı haberleri geliyor.

HOLLANDA’DAKİ SEÇİMLERİ YAVUZ DA YAZDI…

Yavuz Nufel yani. Sivri dillidir. Kırıcıdır. Ama gerçekten harbidir.
Kimimiz altın kalemliyizdir, kimimiz de çelik kalemli.
Yavuz’un kalemi kesin çeliktendir.
6 saat önce facebook’ta şöyle yazmıştı:  ‘Sahtekar, ahmak ve yalancı düzenbazların beni neden sevmediğini anladım.
Jonathan Swift diyor ki: Dünyaya gerçek bir dahi geldiğinde, bütün ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir.’

İşte böyle çelik kalemlidir Yavuz.

Yavuz Hollanda’daki seçimleri de yazmış. Oy kullanmayan yurttaşlarımıza da hafiften dokunmuş.
Yavuz’un yazdıkları okunmaya değer. Bu nedenle ben de facebook sayfamda paylaştım.
Haaa, sayfadaki video görüntüsünü sakın kaçırmayın.
Özellikle, Türk ve Türkiye düşmanı Hollandalı politikacı ve medyacıların iddialarını yalanlayacak görüntüler var.
Ne imiş, Türkler bu seçimler nedeniyle biribirlerini boğazlayacaklarmış.
Çüş değil mi?
Bakın Türkler bir seçim sonrasında nasıl da kardeşçe coşmuşlar.

Darısı Türkiye’dekilere….

Hollandalı Türkler 5. Kez Anavatan için sandık başına gitti.
Bayramın ilk günü başlayan oy verme işlemi dün kazasız, belasız sona erdi.

Türkiye’den gelen her siyasiye yıllardır, “ Biz de ülkemizin yönetiminde söz hakkı istiyoruz, seçmek seçilmek istiyoruz” şeklinde serzenişte bulunan Avrupalı Türkler bu arzularına 2014 yılında kavuştu.

Bulundukları ülkelerin seçimlerine pek ilgi göstermeyen Avrupalı Türkler akın akın Türkiye için gidip oy kullandı.

Akın akın dediğime bakmayın,3 milyon Avrupalı Türk’ün Bir buçuk milyonu, 260 bin Hollandalı Türkün 130 bini bu hakkını kullandı.

Yani yüzde 50’si…
Yani her iki kişiden biri…

Verilen hakkı kullanmak kadar kullanmamak da bir demokratik özgürlük ve hak!

Amma ve lakin ne anlaşılmaz bir durumdur ki, en fazla konuşan, yorum yapan, eleştiren de onlar.
Yani gidip oyunu vermeyerek demokratik haklarını kullananlar…

Gerekçelerini bir dakika dinlemek, bir yıl baş ağrısı yapmaya yetiyor.
Sosyal medyada paylaşımlarını görseniz, sanırsınız ki onlardan başka bir şey bilen yok.

Neyse, biz bardağın dolu tarafına bakıp enseyi karartmayalım.
Gerçekten demokrasi bayramı oldu.
Şeker yerine, şekerbtadında demokrasinin güzelliği yansıdı seçim bölgelerine.

Oy verme işleminin geçtiğimiz cuma günü başlaması ve bayramın ilk gününe denk gelmesi ayrı bir güzellik kattı seçimlere…

Bir çok insan sandıklarda sırasını beklerken bayramlaştı. Uzun süre görmedikleri ile görüştü.

Siyasi tercihleri farklı olan insanların karşılıklı bakışları öteleyici, itici, dışlayıcı değildi.

Daha önceki seçimlerde az da olsa yaşanan tartışma, itiş-kakış, hatta kavgalara ne tanık olduk, ne duyduk…

Olması gereken de buydu zaten…
Beş günün 3 günü seçim bölgesindeydim.
Sandık görevlileri, güvenlik görevlileri, siyasi parti gözlemci ve gönüllüleri hepsi bu seçimlerde daha güzel, daha farklı, daha sevecen, daha anlayışlı; ikramda ve saygıda kusursuzdu.

En azından dış görünüşlerine bakıp , “ Bu şu partili, şu öteki, o beriki partinin seçmeni” şeklinde homurdanma duymadım.

Kantinde Haber yazarken çayımı bir partili, kahvemi bir başka, kekleri. Kurabiyeleri bir diğer partili arkadaşlar ikram etti.

Hollanda’da üç bölgede oy kullanıldı. Ben Lahey’de ( Den Haag) bulundum.

Meslektaş ve tanıdıklarla devamlı istişare ettik. Yukarıda anlattığım demokrasi bayramı Amsterdam ve Deventer’de de aynı şekilde gerçekleşmiş, kutlanmış…

Hele dün Deventer’den öyle güzel görüntüler geldiki iki de bir “ Demokrasi Bayramı” sözümüzü adeta tescil etti.

Sandıklar kapanmış, çuvallara doldurulmuş yola çıkmakta hazır halde ilken Deventer Başkonsolosu Tuna Yücel Modrak’ın o fotoğrafı bence ikon olmalı…

Ya o video; saz yoktu ama şarkılı-türkülü 5 günlük maratonu en güzel şekilde bitirmek anca böyle kutlanır, noktalanırdı.

Hani hep birlik-beraberlik, hoşgörü edebiyatı yapılır, yapılır ama nasıl olacağı pek görülmez ya…
İşte o video o yapılan edebiyatın ete-kemiğe, farklı düşünceye ama saygıya bürünmüş şekildir.

Başkonsolos Şadin Ayyıldız, Başkonsolos Tolga Orkun, Başkonsolos Tuna Yücel Modrak; Hollandalı Türklerin yüzde 50’si ve şahsım adına sizleri tebrik ediyor, Hollanda’da bir Demokrasi Bayramı yaşandıysa bunda bir idareci olarak payınızın çok büyük olduğunu biliyorum. Onu da bir başka sefer yazarım inşallah…

T.C. Hollanda Deventer Başkonsolosu Tuna Yücel Modrak verilen oylara böyle sahip çıktı. 5 günün sonunda tüm parti temsilcileri ve sandık görevlileri sandıklar kapandıktan sonra şarkılı türkülü eğlenerek seçim mahalinden ayrıldı.

Başkonsolos Tuna hanım, siyasi tercihi kim olurda olsun herkesin sevgisini kazanmasını bildi.

*****

 

Atilay Uslu ve Yıldıray Karaer’den bir Corendon mucizesi daha…
Benelüks’ün en büyük otelini Amsterdam’da hizmete açtılar
680 odalı otelde, gastronominin en cazip hizmeti verilecek…

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Atilay Uslu 22 yaşında bir çocuktu. Babası, Emirdağlılar’ın Hollanda’daki Ağa’sı Ata Uslu’ydu.
1 yaşında iken getirildiği Hollanda’da, ilk ve orta okuldan sonra elektronik tahsili gördü. Fokker adlı uçak fabrikasında kokpit düzenlemesi yapıyordu. Kahvehanecilik, lokantacılık, dönercilik derken, 1990 yılında 22 yaşında iken, kendini birden bire seyahat dünyasının içinde buldu. Mega Reizen adlı şirketi ile seyahat dünyası içinde önce ciddiye alınmadı. Ama deneyim kazandıkça o dünyanın içinde ses getirmeye başladı. Türkiye’de otelleri olan Murat Bilal ile ortak oldu ve bir kış sezonunda Snowman (Kardan adam) tur operatörlüğünü kurdu. İlk işleri kış turizmi’ydi. Çok başarılı oldular. Bu başarı üzerine bu kez Sunman (Güneş adam) adı altında yaz turizmine başladı.

Atilay Uslu, 1993 yılında tanıştığı Yıldıray Karaer ile yeni bir planı uygulamaya koydu.
Yıldıray Karaer, çeşit havayolu şirketlerinde müdürülük yapmış iyi bir havacıydı. Atilay Uslu ise tur operatörlüğünde deneyim kazanmıştı. Kafa kafaya verdiler ve tur operatörlüğü ile birlikte havacılığa da başladılar. Dünyanın en kıymetli taşlarından biri olan Corendon’u ve rengini isim olarak seçtiler.
İlk şaşırtıcı programları, Türkiye gidiş-geliş 19.00 Euro atraksiyonu oldu.
Daha sonra da ucuz ama kaliteli tur programları başladı.
Seyahat dünyasında bıyık altından gülünen Corendon, birden bire rakip ağlatır duruma geldi.
Hollanda’nın en büyük tur operatörlerini de geride bırakan Corendon, tur operatörlüğü ve havacılıktan sonra otelciliğe de soyundu. Önce turist götürdükleri yerlerde otel kiralamaya başladılar. Daha sonra Amsterdam’da bir kolej otelini satın aldılar. Otelcilikte iyi bir gelecek gören Uslu ve Karaer, ofis olarak kullanılan büyük bir binayı satın alarak restore ettiler ve burayı da otele çevirdiler.
Uslu ve Karaer, tur operatörlüğünü Türkiye’nin dışında tüm Avrupa ülkelerine yaydılar. İbiza’da bir oteli satın alan ortaklar, Hollanda’nın Karayipler’deki Curaçao şehrinde de bir otel açtılar.

Havacılık ve tur operatörlüğünden sonra şimdi de otelcilikte iddialı adımlar atan Uslu ve Karaer, Hollanda’nın ve hatta Benelüks’ün en büyük otelini Amsterdam’da açtılar.
Amsterdam’dan Schiphol Havalimanı’na giderken otoyol üzerinde görmeye alıştığımız Sony Binasını bir süre önce ofis olarak kullanmak için satın alan ortaklar, Amsterdam’da, özellikle işadamlarının konaklamada zorlandıklarını fark edince, burayı otel yapmaya karar verdiler.
Sony binasının etrafındaki birkaç pareseli de satın alan Uslu ve Karaer, içinde her türlü yeniliğin bulunduğu 680 odalı dev bir otel yaptırdılar.

 

Ortaklardan Atilay Uslu, Hollanda medyasına yaptığı açıklamalarda, Corendon Village adını verdikleri otellerinde, dünya gastronomisinden örnekler olacağını, kışlık ve yazlık yüzme havuzlarının yanında bahçeye dev bir Boeing 747 uçağı yerleştireceklerini belirtti.

Oteldeki yatak oadası takımlarının özel imalat olduğunu belirten Uslu, yataklarımızda, yastıklarımızda, halılarımızda hep uçak motifleri var. ‘Web sayfamızda tanıttığımız yataklarımızı beğenenlerin sayısı binleri geçti. Bunların tamamına 900 euro karşılığında yatak sattık’ diyen Uslu, böylece yatak ve mutfak malezemeleri satışından da para kazandıklarını belirtti.

Atilay Uslu, faaliyet gösterdiği her branşta, daha çok para kazanma taktiğini ön planda tutuyor. Otel krarken dahi yatak satma başarısı elde eden Uslu, 680 odalı oteli sadece 80 milyon euroya malettiğini belirtiyor. Uslu, ‘Amsterdam’da 250 odalı bir otel yapanlar  80 milyon öderken, biz 680 odalı oteli  aynı meblağa tamamladık’diyor.

Corendon’un çeşitli ülkelerde tam 10 oteli var.  En son açılan Village Hotel’den önce, Amsterdam’da Vitality Hotel ve The College Hotel, yüzde yüz doluluk oranı ile çalışıyordu. Türkiye’deki turistik yörelerde 5 adet All Inclsive otel faaliyet gösteriyor.  İbiza’daki Marble Stella Maris Resort ile Curaçao’daki Jan Thil Resort de büyük ilgi görüyor.

2000 yılında kurulan Corendon’nun havacılık ve tur operatörlüğü alanındaki kuruluşları  şunlar: Corendon Dutch Airlines, 18 uçaklı Corendon Airlines Europe & Corendon International Airlines , Corendon Hotels & Resorts, Corendon Groups & Incentives, GOfun, Stip Reizen, Maris Life en Karin’s Choice.

****

Eleman aranıyor

Corendon’un yeni açılan otelinde, çeşitli branşlarda çalıştırılacak elemanlar aradıklarını belirten Atilay Uslu, eleman seçerken milliyet unsurunun dikkate alınmayacağını, ancak bazı branşlar için Türkleri tercih edebileceklerini belirtti

*****

Tarihin ilk Barış Antlaşması KADEŞ, Avrupa başkentlerinde danslarla kutlandı

Yunus Emre Enstitüsü’nün organizasyonları anlamlı ve görkemli oldu

Kadeş Antlaşması, MÖ 1280 yılında Kadeş Savaşı’nı sonlandıran, Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşili arasında imzalanan ve bugünkü Suriye topraklarının paylaşılması ile neticelenen barış antlaşması olarak biliniyor. Kadeş’in, tarihteki ilk yazılı barış antlaşması olduğu bilgisi kaynaklarda yer alıyor. Fotoğrafta, Çivi yazılı tablet görülüyor. (M.Ö. 1274)

İşte, tarihin ilk Barış Antlaşması olarak kayıtlara geçen Kadeş Antlaşması, Avrupa’nın çeşitli başkentlerinde Yunus Emre Enstitüsü tarafından danslarla kutlandı.

PARİS’TE
Paris’te tarihi Marie Bell Tiyatro salonunda, Paris Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Dr. Ahmet Bakcan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen gösteriye diplomatik temsilciler, vatandaşlar ve çok sayıda yabancı katıldı.

Bakcan, yaptığı açıklamada, Kadeş Antlaşması tarihte milattan önce 1280’li yıllarda Mısır ile Hititliler arasında imzanlanan “ilk” olma özelliğini taşıyan barış anlaşması olduğunu belirtti.

Bu gösteriyle dünyada çatışmaların yoğun olduğu bir dönemde barış anlaşmasını ve insanların arasında kardeşliği tesis etmenin önemini hatırlatmayı amaçladığını ifade eden Bakcan, Paris’teki Türklere ve yabancılara yönelik bu gösteri düzenlenmekten gurur duyduğunu söyledi.

BRÜKSEL’DE

Yunus Emre Enstitüsü, “Anadolu’nun Renkleri” etkinlikleri kapsamında Brüksel’de tarihte ilk yazılı barış antlaşması olarak bilinen “Kadeş” temalı dans gösterisi düzenledi.

Türkiye’nin Brüksel Büyükelçisi Zeki Levent Gümrükçü’nün himayesinde, Yunus Emre Enstitüsü’nün organize ettiği “Kadeş Dans Grubu” gösterisi, Brüksel Flaman Kültür Merkezinde gerçekleşti. Seçkin bir izleyici kitlesinin izlediği gösteride, Anadolu kültür mozaiğine ait figürler modernize edilerek sergilendi. Projenin genel koordinatörlüğünü yapan Sezgin Aydın “Bu proje 2016 yılında Antalya EXPO’da başladı. Kurgusunu dünyadaki ilk yazılı anlaşması olan Kadeş Barış Anlaşması üzerine kurduk. Barışın bu kadar önemli olduğu bu medeniyette, barışı Anadolu’nun zengin kültür figürleri ile anlatmak istiyoruz” dedi.

Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Rahmi Göktaş ise, “Bu akşam Anadolu’nun renklerini Brüksel’de sergileyeceğiz. Kadeş bilindiği gibi dünyada kayıt altına alınmış ilk anlaşma, bizim topraklarımızda gerçekleşmiş, böyle bir anlaşmayı Anadolu’nun renkleri, Anadolu’nun müziği, Anadolu’nun değerleri ile taçlandırmak istedik. Bu akşamki konuklarımızın büyük çoğunluğu Belçikalı” ifadelerini kaydetti.

Türkiye’nin Brüksel Büyükelçisi Zeki Levent Gümrükçü’nün selam konuşması ile başlayan dans gösterisi, Brüksel’deki izleyiciden büyük beğeni topladı. Gümrükçü, “Muhteşem bir gösteri izledik. Hem sanatçılarımıza hem de gelenlere teşekkür ediyorum. Bu proje Yunus Emre Enstitüsü’nün bir projesi. Kadeş Dans Grubu adı altında, giderek uluslararası bir nitelik alan bir projemiz var. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış güzel Anadolu’muzun bütün renklerini bu gösteride bulmak mümkün. Adı da çok anlamlı, Kadeş. Bizim Birleşmiş Milletlere üye olurken replikasını hediye ettiğimiz bir barış anlaşması. Burada sadece müziğe ve dansa doymadık aynı zamanda bir barış mesajını da aldık diye düşünüyorum” dedi.

AMSTERDAM’DA

Amsterdam Yunus Emre Enstitüsünün (YEE) “Anadolu’nun Renkleri” etkinlikleri kapsamında düzenlenen ve Hollandalıların da katıldığı gösteri ilgi gördü. Gösteride, Anadolu’nun birbirinden renkli müzikal birikimi ve halk dansları sergilendi.

Amsterdam YEE Müdürü Abdullah Akın Altay, açılışta yaptığı konuşmada, enstitüyü tanıtarak faaliyetlerine ilişkin bilgi verdi. Altay, müzik gibi evrensel bir değer olan dansın, farklı kültür ve geleneklere sahip insanları bir araya getirdiğini söyledi.

Dans grubunun sanat yönetmeni Sezgin Aydın ise yaptığı açıklamada, Amsterdam’da sahne almaktan çok mutlu olduklarını ifade etti.

Amsterdam’a gelmeden önce Paris ve Brüksel’de gösteri yaptıklarını aktaran Aydın, “O kadar büyük bir medeniyetin üstündeyiz ki figürlerimizle, müziklerimizle ve danslarımızla bütün o medeniyeti kapsayacak derecede zenginliğimiz var. Biz bu zenginliğin bir kısmını bu akşam gösterebildik. Anadolu’muzun zenginliğini her yerde tanıtmak istiyoruz.” dedi.

*****

 

Turgut Torunoğulları, ödüllerini Avrupalı Türklere ithaf etti

Avrupa ve Türkiye’de yaptığı başarılı yatırımlar sayesinde sık sık ödül alan Turgut Torunoğulları, aldığı ödüllerin tümünü, Avrupa Türkleri’ne ithaf ettiğini açıkladı.

Torunoğulları’nın almış olduğu son ödüllerden örnekleri aşağıda sıralıyorum.

 

TAVAK ÖDÜLÜ

Türkiye-Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı’nın (TAVAK), Maltepe Belediyesi ve Vakıf’ın yan kuruluşu olan, Türkçe-Almanca yayın yapan internet gazetesi Brandday.net işbirliğiyle düzenlediği “Brandday.net 2’nci Bosphorus Awards Ödül Töreni”, 300 davetlinin katıldığı yemekli bir tören ile,  Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

8’i Avrupa, 8’i de Türkiye’den olman üzere 16 kişi ile birlikte 4 kişiye de  jüri özel ödülü verildi.

Jüri özel ödüllerinden birisi  Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’a diğeri ise  Türkiye-AB ilişkileri konusunda gösterdiği çaba nedeniyle Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi, Milletvekili Avusturyalı  Christian Berger’e verildi.

6 Milyon Avrupalı Türk adına alıyorum

TAVAK Vakfı ve internet gazetesi  Brandday.net  tarafından düzenlenen 2’nci Bosphorus Awards Ödül Töreni’ne Hollanda’dan ödüle layık görülen  EDELSTAAL Group International Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları renkli kişiliği ve konuşması ile damgasını vurdu.

Avrupa’da en başarılı işadamı ödülüne layık görülen Turgut Torunoğulları, 6 milyon Avrupalı Türk’ün 60 yıllık serüvenini, ticari gelişimlerini, eğitim ve bulundukları ülkelere siyasi ve kültürel katkılarından örnekler vererek yaptığı konuşmada, davetlilerin  tüm dikkatini üzerine çekmeyi başardı.  Konuşulan, yazılan medyada yer alan olumsuz onlarca habere rağmen, bardağın dolu tarafına bakararak çizdiği Avrupalı Türk tablosu ile, Türkiye ile bazı ülkelre arasındaki kara bulutların kısa zamanda ve ticari ilişkilerin artması ile düzeleceğine inandığını vurguladı.

İşimiz belki kolay değil ama imkansız da değil

Kısa bir süre önce Hollanda’da yüz küsür STK temsilcisni bir araya getirerek  yaptığı toplantı ile  Hollanda ve Türkiye’de gündeme damgasını vuran Turgut Torunoğulları, çıkışları ve olaylara yaklaşımı ile gündemdeki yerini korurken,
 “ Biz önümüze bakalım, başarıları destekleyelim, kısır çekişmelerden kimseye fayda gelmez. Ülkeler arasında ticari ilişkiler iyi olursa siyasi ilişkilerinde iyi olacağına inanıyorum. Yıkıcı olmak kolay bir kelime ile her şeyi alt-üst edebilirsiniz.  Biz zor olanı yapmalıyız. Bizim insanlarımızın Türkiye’de ve Avrupa’da birliğe, beraberliğe, hşgörüye, ihtiyacı var. Bizim yapmaya çalıştığımız da bunun oluşmasına katkıda bulunmaktır. İşimiz kolay değil ama imkansız da değil ” dedi.

Efsane ve ekol sunucu

Türkçeyi en iyi, en güzel konuşan ve TRT ekolünün en başarılı temsilcilerinden  Gülgün Feyman’ın sunuculuğunu yaptığı ödül töreninde,  Torunopulları ödülünü TAVAK başkanı Prof. Faruk Şen’in elinden teşekkür konuşmasında aldığı ödülü Avrupalı Türkler adına aldığını söyleyerek,  “Brada bulunmak, bu ödülü almak güzel bir duygu. Ödül, teşvik demektir, bu ödüller bizim işimize daha sıkı sarılmamız için motivasyon oluyor.  Ben bu ödülü sadece kendi adıma almıyorum. Ben bu ödülü Avrupa’da yaşayan 140 bin iş adamının, 90 milyar cironun, 6 milyona yakın Avrupa’da yaşayan insanlarımızın adına alıyorum” ifadelerini kullandı.

Türkiye’den bir çok TV kanalları ve medya mensupları takip ettikleri  ödül törenine yayınlarında geniş yer verdiler.

Turgut Torunoğulları’na Yeni Arayışlar Kulübü’nden ödül.

Yeni Arayışlar Kulübü’nün 14 yıldır verdiği Kent ve yaşam ödülleri töreni gerçekleştirildi. İstanbul Ramada Otel’de yapılan törende Hollanda’da faaliyet gösteren Edelstal Şirketi’nin  Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğlu’na Kent ve Yaşam ödülü verildi.

Yeni Arayışlar Kulübü bu yılki toplantısını  İstanbul Ramada Otelde yaptı. Toplantıya Edelstal  Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları’ın yanı sıra Kuzey Kıbrıs Kültür ve Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu ve İstanbul’un çeşitli ilçelerinin belediye başkanları ve branşlarında önemli çalışmalar yapmış olan iş adamları ve kalabalık bir davetli gurubu katıldı.

Turgut Torunoğulları’nın bu ödüle, Hollanda ve Türkiye arasında önemli  bir köprü olması ve her iki ülke arasında büyük yatırımlar gerçekleştirmesi sebebiyle layık görüldüğü belirtildi. Torunoğulları’nın bir işçi ailesi olarak Hollanda’da bulunurken yabancı bir ülkede başarının nasıl elde edileceğini göstermesinin de ödülü almasında etkili olduğu vurgulandı. Torunoğulları’nın gayrimenkul, turizm, ve sanayi alanında faaliyet gösterdiği belirtiliyor.

Turgut Torunoğulları da bu organizasyonu gerçekleştiren  Celal Toprak ve Mehmet Gözcü’ye teşekkür ettiği konuşmasında  “Artık Hollanda’da sadece işçi değil hayatın her alanında Hollanda Türk toplumu yerini aldı. Sadece ben değil bugün Hollanda’da 20 bine yakın işadamı var,  bunlar yılda 8 milyar euro ciro yapıyorlar. Türkiye kökenli öğrencilerin yüzde kırkı bir üniversite ya da yüksek okul öğrencisi siyasetçilerimiz ve kadın girişimcilerimiz bulunuyor.  Artık Hollanda Türk toplumu Hollanda’nın  ayrılmaz bir parçası . Beni böylesine anlamlı bir ödüle layık gördüğünüz için teşekkür ederim” dedi.

 

 

Torunoğulları’na Yılın Starı ödülü

Bu yıl 16’ıncısı gerçekleştirilen Yılın Starları Anketi sonuçlandı.
ABD’den Çin’e kadar dünyanın dört bir yanından okurlar, anket formlarını doldurarak oylayamaya katıldılar. Yılın Starları 463.150 oyla belirlendi.
18 Haziran’da WOW İstanbul Hotel’de düzenlenen muhteşem bir törenle ödüller sahiplerini buldu.

Çeşitli dallarda başarılı işadamlarına ödüller verildi. Bu başarılı işadamları içerisinde Avrupa’da kazandıklarını Türkiye’de yatırıma dönüştüren Torunoğulları ailesinin sahip olduğu Edestaal Simtronic Orka Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları’na Avrupa’da Yılın İşadamı ödülü verildi.

Hollanda merkezli Edelstaal Simtronic ve Orka oteller Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları ve ailesinin sahibi olduğu şirket Türk, İtalyan, İngiliz ve İsviçreli ortaklardan oluşuyor. Grubun, turizm, inşaat, besicilik, tencere üretimi ve emlak sektörlerinde önemli yatırımları bulunuyor. Torunoğulları, Grup şirketlerinden Orka World, ile İngiliz ortaklı Tema Parkı Projesini gerçekleştiriyor. Fethiye Ölüdeniz’de yapılan dev projenin tamamlandığında Türk turizmine önemli katkı sağlaması bekleniyor. Ayrıca Hollanda’nın en büyük şirketlerinden VDL Grup ile enerji, ulaşım, çöp toplama ve geri dönüşüm sistemleri konusunda ortak olan Turgut Torunoğulları, 3500 kişiye istihdam sağlıyor. Başarılı iş adamı, birçok sivil toplum örgütünde başkanlık ve yönetim kurulu üyesi olarak da görev yapıyor. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Avrupa Bölge Komitesi Başkan Yardımcılığının yanısıra, 2009-20012 yılları arasında Hollanda Türk İş Adamları Derneği (HOTİAD) Başkanlık yapan Turgut Torunoğulları, öte yandan Türk-Hollanda ve Türk-Belçika İş Konseyi Yürütme Kurulu Üyeliğiyle de tanınıyor. Türkiye ve Hollanda’da başarılarıyla öne çıkan tecrübeli iş adamı, sosyal sorumluluk alanında imza attığı projeleriyle de dikkat çekiyor. Turizm sektöründe Orka markasıyla Fethiye, Marmaris ve İstanbul’da altısı tamamlanmış dördü inşaatı devam eden toplam on tesisi bulunuyor.

Turgut Torunoğlu ödülünü almanın ardından yaptığı konuşmada,
” Kıymetli misafirler, herkes Türkiye’yi anlattı ben de sizlere kısaca Avrupa’daki büyük Türk ailesini anlatacağım. 5 Milyon 600 bin nüfusuyla 140 bin girişimcisiyle 100 Milyara yakın cirosuyla yasadıkları üllkelere ve Türkiye’nin kalkınmasında katkısı olan, artık yönetilen değil, yöneten bir Avrupa’lı Türkler söz konusu. Ben bu ödülü şahsıma değil, başta Avrupalı Türkler ve 40 yıldır birlikte çalıştığım Edelstaal grubu yönetcileri, çalışanları adına alıyorum. Başarımızı birlikteliğimize, bağlılığımızla ve azmimize borcluyuz, Beni bu ödüle layık gören herkese tek tek teşekkür ediyorum” dedi.

Turgut Torunoğulları’na Kosova’dan anlamlı ödül

Edelstaal Şirketler Grubu Başkanı ve DEİK Avrupa Bölge Komitesi Başkanı Turgut Torunoğulları, Kosova Cumhuriyetinin Mamuşa Belediyesi tarafından Türk Dünyası Hizmet Ödülüne layık görüldü. Kosova’nın 6 bin nüfuslu tek Türk belediyesi olan Mamuşa Belediyesi’nin düzenlediği ödül töreninde, Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan, yeni Başbakan Ahmet Davutoğlu, DEİK Avvupa Bölge Komitesi Başkanı Turgut Torunoğulları, Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak, ATİB Kurucu Başkanı Musa Serdar Çelebi, Kosova Türk Temsil Heyeti Başkanı Albay Zorlu Topaloğlu ve İpekyolu Medya Grubu Başkanı Seyfullah Türksoy’a Türk Dünyası Hizmet Ödülü takdim edildi. Binlerce Mamuşalı’nın katıldığı ödül töreninin en büyük sürprizi ise yeni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tören alanına telefonla bağlanması oldu. Konuşmasında Mamuşa halkını selamlayan Erdoğan, tören alanındaki binlerce Mamuşalı ve konuklar tarafından coşkuyla alkışlandı.

Ünlü sunucu Uğur Arslan’ın şiirleriyle, Türk Halk Müziği sanatçısı Esat Kabaklı’nın türküleriyle renklenen gecede konuşan Mamuşa Belediye Başkanı Arif Bütüç, Balkanlarda Türkçenin nöbetini tutan Mamuşa halkı olarak anavatan Türkiye’nin desteğini her zaman yakından hissettiklerini belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin yanısıra düya Türklerinin de yegane umudu ve hamisi olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanlığına seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ın ve yeni Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun her zaman Kosova’nın ve Balkanlardaki Türk ve Müslümanların yanında olduğunu, kendileriyle gurur duyduklarını vurgulayan Arif Bütüç, ”Mamuşa Belediyesi ve Balkanlardaki evladı-ı fatihan olarak Türkiye ile Kosova arasında sağlam köprüler kurmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin bütün kurumlarını yanımızda görmek bizler için büyük bir sevinç ve umut kaynağıdır. Allah bütün kurumlarımızdan razı olsun. Türkiye Cumhuriyetiyle ve ayyıldızlı bayrağımızla ne kadar övünsek azdır” şeklinde konuştu.

Türk Dünyası Hizmet Ödülünü Makedonya Devlet Bakanı Nezdet Mustafa’nın elinden alan DEİK Avrupa Bölge Komitesi Başkanı ve Edelstaal Şirketler Grubu Başkanı Turgut Torunoğulları, 600 yıldan beri Balkanlarda Türk kültürünü ve Türkçeyi yaşatan Mamuşa halkının birlik ve beraberliğinden çok etkilendiğini belirterek, Mamuşalı kardeşlerimizin Türk dilini ve kültürünü, geleneklerini yaşatma azminin Avrupa’da yaşayan Türklere de örnek olması gerektiğini vurguladı.

Törene Türkiye’den çok sayıda belediye başkanı, STK temcilcileri ve bazı bürokratlar katıldı. Misafirler Kosova’daki ecdat yadigarı eserlerin yanısıra Kosova’daki Türk Tugayını da ziyaret etme imkanı buldular.

*****

Sağduyulu Hollandalılar Laleli Camisine çiçek yağdırdılar

İslam karşıtı PEGİDA hareketi, cami önünde domuz kızartacaktı

Bu gösteriye yasaklamayan Belediye Başkanı Abutaleb, ölümle tehdit edildiği için sıkı güvenlik altında korunuyor

 

İslam ve göçmen karşıtı PEGİDA hareketinin, sırf kargaşa yaratmak için planladığı ‘Cami önünde  mangalda domuz kızartma partisi’,  cami önünde toplanan sağduyulu yüzlerce Hollandalı’nın çiçek yağmurlu tepkisi üzerine suya düştü.

Milka Miller’in inisiyatifi ile organize edilen, ‘Cami etrafını çiçeklerle donatma’ eylemi için, eski meclis üyesi Setkin Sies de harekete geçirildi.
PEGIDA’nın, domuz kızartma eyleminin planlandığı saatten önce,  caminin önündeki kaldırımlara barış ve sevgi ifadeleri yazan kalabalık bir Hollandalı grup. cami önünde çiçekten bir duvar ördü.

  
Belediye Başkanı Abutaleb sınıfta kaldı.
Rotterdam’ın Fas asıllı Belediye Başkanı Ahmed Abutaleb , PEGİDA’nın eylemine, ‘Demokratik hak’  diye izin vermişti. Bunun üzerine tepki çeken Abutaleb , böylesi bir eylemin yasaya aykırı olmadığını belirtmişti.
Domuz kızartması yapılacak olan eylemin başlamasına yakın, cami etrafında toplanan yüzlerce Hollandalı’dan korkan PEGİDA’lar eylemdem vazgeçmek mecburiyetinde kaldı.

Olayın üzerinden iki hafta geçmesine rağmen, ölüm tehditleri aldığını idia eden Belediye Başkanı Ahmed Abutaleb’i şimdi çok sayıda polis koruyor.
Güvenlik mensupları, tehdidin Türk kaynaklı olduğunu iddia ediyor.

*****

‘Dünyamızdan Ahiret’e göç eden ünlü dostlardan anılar’ başlıklı seri yazıya ERDOĞAN DEMİRÖREN DE EKLENDİ.

 

Hollandalı Türklerin yaşayan belleği, canlı tarih usta gazeteci İlhan Karaçay’dır.
Sanat, siyaset ve iş dünyasından ne zaman bir çınar devrilse onun anılarında mutlaka bir yeri vardır.

Geçtiğimiz günlerde hayata veda eden ünlü iş adamı ve medya patronu Erdoğan  Demirören’le İlhan Karaçay’ın anılarını köşe daha önce yayınlamıştım. Bugün İlhan ağabey o yazıyı, söyleşiyi zengin arşivinden çıkartarak hem anılarını tazelemiş, hem Erdoğan Demirören’i yad etmiş, hem de beni onore ederek adeta bu tür yazıları yazmaya yeniden teşvik ediyor. Yazı biraz uzun ama ramazan ve pazar gününde keyifle okuyacağınızı ümit ediyorum:

İşte, İlhan ağabeyin giriş notu ile yıllar önce yazdığım İlhan Karaçay ağabeyin anılarında Erdoğan Demirören:

‘Dünyamızdan Ahiret’e göç eden ünlü dostlardan anılar’ başlıklı seri yazıma ERDOĞAN DEMİRÖREN DE EKLENDİ.

Ebediyete göç eden Abdullah Yüce, Zeki Müren, Bülent Ecevit, Barış Manço, Hulusi Kentmen, Berkant, Azer Bülbül, Müslüm Gürses, Yılmaz Güney-Tuncer Kurtiz ikilisi, Savaş Ay, Doğan Koloğlu ve Necmi Tanyolaç, Sadri Alışık, Çolpan İlhan ve Erol Büyükburç, Mehmet Ali Birand, Neşet Ertaş, Turgut Akyüz, Ahmet Sezgin, Aytunç Altındal, Nejat Uygur ve Ahmet Mete Işıkara ve daha birçok ünlünün bulunduğu anılarıma, ne yazık ki Erdoğan Demirören de katıldı.

Erdoğan Demirören, Hürriyet grubunu satın aldıktan sonra şöyle yazmıştım.
‘Demirören İlhan Karaçay’ı işe alır mı?’ sorusunun yanıtını bulmaya çalışalım.
Hoş, bu saatten sonra benim bir iş beklentim yok ama, yine de doğru cevabı bulmaya çalışalım.
Burada iki olasılık var. Biri sağduyulu bir karar, diğeri ise kızgınlık kararı.
Sağduyulu karar: ‘İlhan Karaçay, başarıları ve becerileri ile tabii ki medyanın her alanında işe alınabilecek bir kapasiteye sahiptir.’
Kızgınlık kararı: ‘Erdoğan Demirören, gizli aşk ilişkisini kanıtlayan İlhan Karaçay’ı işe almaz.’
Bu iki seçenekten siz hangisinde karar kırdınız acaba?

İki ay önce Mersin’e geldiğim zaman, Demirören ile anılarımın yer aldığı kitabımı İstanbul’daki adresine gönderdiğim Demirören’e iyi dileklerimi bildirmiştim.
Ne yazık ki, Demirören’in ölüm haberi hepimizi üzüntüye boğdu.

Şimdi gelelim rahmetli ile anılarımıza.

Yavuz NUFEL yazdı….

Gazetecilik deyince, anılar O’nda su dolu baraj gibidir. Dile kolay 1967 yılında başlayan serüvenin her anı dolu dolu günler, haftalar, aylar ve yıllar..
Olaylar ve insanlar.
Su dolu anılar barajının kapaklarından biri açılmaya görsün; coşkun sular gibi çağlayıveriyor İlhan Ağabey usta; Ardı ardına sıralanıyor, efsane sanatçılarla, sporcularla, gazetecilerle, dünyanın çeşitli ülkelerinde çeklilmiş , siyah beyaz fotoğraflarda kalan anıları… .
Bu yazacaklarım da o anı dolu barajdan en dikkate değer olanı:
Hürriyet gazetesinin ‘tek adam’ yönetimi ile yönetildiği yıllara doğru yöneliyor anı deryasında sular. O “tek adam” devri Rahmetli Nezih Demirkentli yıllardır.
İlhan Karaçay’ın muhabirlik becerisine çok güvenen Demirkent’in yakın dostları iyi bilir. Konu İlhan Karaçay olunca, bazen dostları ve meslektaşları ile bu konuda iddiaya da girermiş Demirkent.
Bu iddialardan söz ediyoruz. ‘Nedir bunlar, nedir olaylar, yaşananlar, nerden kaynaklanıyor bu sonsuz güven İlhan Ağabey’ diyorum:
1970’li yılların sonu 1980’li yılların başında, ünlü popstar Ajda Pekkan’ın ünlü bir işadamı ile yaşadığı aşk hikayesi, dönemin magazin basınında gündemde ilk sıradaki yerini koruduğu, fakat hiç bir gazetenin cesaret edip yazamadığı da ayrı bir gerçektir!
Yazacak olsalar bile ispat etmek için fotoğraf gerekir ki, kimse iş adamının korkusundan, yaptırım gücünden çekindiğinden, böyle bir şeye cesaret edemez. Patronlar muhabirlerine, “Bu ilişkiyi görüntüleyin” diye görev vermez/ veremez…
Bilinen fakat fotoğraflanamayan Ajda Pekkan ile ünlü işadamı ilişkisi, bilinse yazılsa bile fotoğrafsız ne işe yarar ki..
“Ben bu ilişkiyi fotoğraflatırım” diye iddiaya giren Nezih Demirkent, Ajda Pekkan’ın Eurovizyon Müzik Yarışması’na katılmak için gittiği Hollanda’nın Lahey kentinde, kendisiyle buluşacak olan ünlü iş adamı için İlhan Karaçay’a talimat verir: “İlhan, Ajda ile aşk ilişkisi olan iş adamı …… Hollanda’ya geliyor. Kendisini havalanından al, Lahey’e götür, yakından ilgilen ve sonra da Ajda ile birlikte fotoğraflarını çek ve bana gönder. Bunu yapamazsan ceketini alırsın ve Hürriyet’ten ayrılırsın.”

İşte, Ajda Pekkan ve ünlü işadamı ilişkisi
Erovizyonda derceceye gireceğimize kesin gözü ile baktığımız, “ Petrol“ şarkısını hatırlamayan yoktur. Ajda Pekkan Eurovizyon Şarkı Yarışması için Hollanda’ya gelir Ertuğrul Akbay ile İlhan Karaçay’ı bir kez de 1980’de Hollanda’da karşı karşıya getirmesi açısından, ‘Kaderin cilvesi’ olarak baktığım bu buluşmayı önemli buluyorum. .
Böyle olunca, Arjantin’de başlayan Ertuğrul Akbay ile İlhan Karaçay kapışmasının rövanşı Lahey’de kaçınılmaz olur…
O zamanlar Hürriyet’i ‘Tek adam’ olarak yöneten rahmetli Nezih Demirkent, Ajda ile aşk yaşayan ünlü bir işadamının tek kare fotoğrafı için neler dediğini yukarıda yazmıştım.
Unutanlar için bir kez daha hatırlatmakta yarar var. Rahmetli Demirkent Karaçay’ı telefonla arar ve direktifi verir: ” İlhan; ünlü işadamı ……. bugün Hollanda’ya gidiyor. Havalanından al ve ilgilen. Sonra da bir ara Ajda ile birlikte fotoğrafını çek ve bana gönder. Bu işi yapamazsan ceketini alır ve Hürriyet’ten gidersin
ha ! ”

Aldığı direktif doğrultusunda hareket eden Karaçay, işadamını havaalanından alır ve Lahey’deki otele götürürken işadamını da uyarmayı ihmal etmez:
“Ajda ile birlikte fotoğrafınızı çekeceğim ve Nezih beye göndereceğim. ”
Bu sözler üzerine işadamı dudaklarını büküp, başını yukarı kaldırarak,
‘Kesinlikle yapamazsın’ anlamına gelen bir işaret yapar.
Karaçay da “Bak, ben bu fotoğrafı çekeceğim ve göndereceğim. Gerisine karışmam, gerisi size kalmış” der.
Ertesi gün, Lahey’deki otelde ünlü işadamı, Ajda Pekkan , İlhan Karaçay ve eşi otururken Ertuğrul Akbay içeri girer ve yanlarına gelir. Bu, Karaçay ile Akbay’ın arasında başlayacak ikinci yarışın başlama düdüğü olur adeta.
Eurozvizyon Şarkı Yarışması için Türkiye’den gelen kafilenin başkanlığını TRT’nin en ünlü spikerlerinden Bülent Özveren yapmaktadır. O yıllarda TRT Hollanda muhabirliği yapan Karaçay, Özveren’e, “Bak, bu Ertuğrul Ajda ile ne yapmak isterse bana bildir ha !” diye rica eder.
Karaçay, rakibinin, Ajda Pekkan’ı bir camiye götürüp dua ederken fotoğraf çekeceğini öğrenir.
“İyi bir işti” diyor Karaçay… Bunun karşılığında bir şey yapmak zorundadır Karaçay.
O da Ajda’yı alıp Hollanda’nın otantik kasabası Volendam’a götürmeyi planlar ve Bülent Özveren’den bu izni de kopartır.
Fakat evdeki hesap çarşıya uymaz Volendam’a Ajdayı götürme planı iptal olur. Bunun üzerine Karaçay hemen başka bir plan yapar. Volendam’a gönderdiği bir elemanına, Hollanda’nın milli kıyafetlerinden satın aldırıp otele getirmesini söyler. Otele yakın olduğu için, Ajda Pekkan’ı Minyatür Park Madurodam’a götürür.. Minyatür Parkta Ajda Pekkan’a Volendam’dan gelen milli kıyafetler giydirilir. Bir yığın fotoğraf çekilir. Daha sonra, konu müzik ve eurovizyon olduğu için, sokakta müzik yapan bir laternacı bulunur. Laternanın başında da Ajda Pakkan’ın boy boy fotoğrafları çekilir. Karaçay’ın fotoğrafları sadece Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmakla kalmaz. Başta Kelebek olmak üzere, Hafta Sonu, TV’de 7 Gün ve Gong dergilerinde birinci sayfadan yayınlanır…
Bütün bunlara rağmen henüz Ajda Pekkan’ın işadamı ile fotoğrafını çekmek için ortam ya da fırsat henüz olmamıştır.
Yarışma fiyasko ile sonuçlanmış, Ajda Pekkan’ın Petrol şarkısı en sonlarda bir yerlerde kendine yer bulmuştu.
Hiçbir gazetecinin fotoğraf çekmeye teşebbüs bile edemediği işadamı….., Ajda Pekkan, İlhan Karaçay ve eşi Jeanne ile, fiyaskoyla sonuçlanan yarışma sonrasında otelin barına gittiler. Barda işadamı ile Ajda da kederlerinden içtikçe içerler.
Karaçay alkolün etkisiyle kontrolü zayıflayan işadamına hitaben:
“ ….. kardeş bir hatıra fotoğrafı çekilelim mi?”
Alkolün de etkisiyle işadamı cesurca : “Çekin anasını satayım…” der
Karaçay, o anda barda dolaşan Hürriyet’in foto muhabiri Zozo Toledo’ya,
“Zozo, gel bir fotoğrafımızı çek.” der.
Zozo, “Çekmem abi” deyince, Karaçay tekrar işadamına seslenerek,“Söyle şuna bir fotoğrafımzı çeksin”.
İşadamı, “Çek lan Zozo” der.
Zozo, “Abi şimdi sarhoşsun, yarın ayıkınca anamı bellersin” dese de
fotoğraflar çekilir, Ajda Pekkan ile ünlü işadamı aynı karede görüntülenmiştir..
Rahmetli Demirkent’in direktifi yerine gelmiş, Ertuğrul Akbay bir kez daha atlatılmıştır.
Sıra, filmi İstanbul’a göndermeye gelmiştir. Karaçay aynı gece Schiphol Havalimanı’na gider ve zarfı kargoya verir.
Ertesi gün sabah otelde, İlhan Karaçay Ajda ile TRT için çekim yaparken, işadamı da Karaçay’ın eşi Jeanne’ye Türkiye’deki mal varlıklarını anlatmaktadır..
Karaçay röportajı bitirip geri döndüğünde, işadamımızın yatırımlarının hikayesi Eskişehir’de devam ediyordu.
İşadamı, Karaçay’a, “Dün ne oldu Karaçay, fotoğraf çekildi mi?” diye sorar.
Karaçay, “Fotoğraf çekildi ve dün gece kargoya verildi” deyince, işadamı hemen İstanbul’u arar. Yaveri Ali Üstün’e verdiği talimat aynen şöyledir: “Bugün gazeteleri dolaşın. Benim ile Ajda’yı görüntüleyen fotoğraflar gitmiş. Çaresine bakın!”
Rahmetli Nezih Demirkent, ertesi günün akşamı Hafta Sonu gazetesinin birinci sayfasını tamamen o fotoğraflarla doldurur. Manşet oldukça manidardır: .
“İlhan Karaçay, ünlü işadamı ve Ajda Pekkan’ı işte böyle görüntüledi.”
İşin ilginç yanı, o gazeteden ancak 100 adet basılmasıdır. Nezih bey, sırf iddia kazanmak için bunu yapar. Zaten gazetenin sahibi Erol Simavi bile işe müdahale etmek için baskı sırasında gazeteye bile gelir. Ama Demirkent baskıyı durdurmuştur bile.
Aynı akşam Anadolu’ya gazete götüren tüm kamyonlar durdurlur Anadolu baskıları erken basıldığı için gazeteler erkenden yola çıkmıştır. Zira, o yıllarda gazetelerin dağıtım, nakil işleri de o ünlü işadamının firmaları tarafından yapılıyordu.
Eurovizyon sonrasında İstanbul’a giden İlhan Karaçay, foto muhabiri Zozo ile Hilton’da karşılaşır. Zozo, “Ooooo İlhan bey, hoş geldin. Hoş geldin ama, işadamı …. abi seni bekliyor. Çekmecesinde Haftasonu gazetelerinin hesabını soracak” diye devam eder.
Karaçay ünlü ve gizemli işadamı ile buluşur ama en medeni ölçüler içinde ağılanır.
Son olarak; “Kimdi İlhan ağabey o ünlü işadamı?” diye soruyorum
Karaçay yine, “Yavuz!… Yavuz! ” diye adımı iki kez arka arkaya söylüyor.
Belli o ismi vermeyecek.
Benim, “Ama gazeteci olarak bulmam hiç de zor değil abi” sözüm üzerine İlhan Karaçay; ”Yavuz, bunları anlatırken amacım, birilerini deşifre etmek değil, paparazilik yapmak değil. Ben sana gazeteciliğin güzel ve hoş anlarını anlatıyorum” der.
Şimdi devir değişti. Karaçay’ın açıklamadığı o işadamının ismi, şimdilerde sosyal medyada dillendi bile. Internet sayfalarında, Ajda Pekkan ile ilişkisi olan o işadamının, bugün Beşiktaş’ın Başkanı olan Yıldırım Demirören’in babası Erdoğan Demirören olduğu ilan edildi bile. Bu nedenle, İlhan ağabeyin açıklamadığı ismin, benim burada açıklamamın ekstra bir zararı olmayacaktır.
Bakın, Ekşi Sözlük web sayfasında bu konuda hangi satırlar var:
“ Erdoğan Demirören. Bir dönemler Ajda Pekkan’la büyük bir aşk yaşadığı dedikoduları ile cemiyet dünyasını sarsan eski kurt, şimdi ise eşinin dizinin dibinden ayrılmayan süt dökmüş kedi misalidir, yaşlanıp, torun torba sahibi olduğundandır herhalde….”
Bu öyküde de Karaçay’ın nasıl bir gazeteci olduğu, o dönemlerde bir fotoğraf karesinin bile ne şartlarda ve zorluklar içinde gönderildiğini düşünecek olursak, bugün dijital makineler, diz üstü bilgisayarlar, cep telefonları kameralar, internet ile anında haber, fotoğraf ve video görüntüleri dünyanın öbür ucuna ulaşmakta.

*****

İNSANLIK TİMSALİ OLAN ERDAL İNÖNÜ 92 YIL ÖNCE DOĞMUŞTU…

Erdal İnönü ile, Kopenhag Büyükelçiliğimizin bahçesindeki salıncakta bir saat sohbet etmiştik

 

Türkiye’yi yönetenler sınıfında, insanlık timsali olarak anılan İnönü ailesi fertlerinden Erdal İnönü, önce Kopenhag’da, sonra Lahey’de,  daha sonra da Ankara’da konuşma şerefine nail olduğum muhterem bir insandı. Kopenhag’da, Türkiye Büyükelçiliği rezidansının bahçesinde bir salıncak üzerinde bir saat sohbet ettiğim Erdal bey ile, daha sonra Lahey’de bir toplantıda bir araya gelmiş ve o zaman yayınladığım Avrupa DÜNYA Gazetesi’ni  incelemiştik.

1990 yılında İtalya’da yapılan Dünya Futbol Şampiyonasını izliyordum. Gazetemizin İstanbul merkezinden bir telefon geldi ve, ‘Şampiyonayı bırak ve Kopemhag’a geç, Sayın Erdal İnönü’yü izle’ talimatı gelince, üzüntü ile sevinci bir arada yaşadım.

Erdal İnönü ile son konuşmamız,  1991 Genel seçimlerinden sonra Doğru Yol Partisi ile SHP’nin kurduğu koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olduğu zaman, Hollanda televizyonu için yaptığım bir röportajda gerçekleşmişti.

Aşağıda biyografisini okuyabileceğiniz Erdal İnönü’nün doğum günü olan 6 Haziran’da rahmetle anıldı.

Erdal İnönü, 6 Haziran 1926 Ankara’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da yaptı, 1947 de Fen Fakültesi’nden fizik lisansı diploması aldıktan sonra A.B.D.’ye gitti, California Teknoloji Enstitüsü’nde lisans üstü öğrenimi yaptı, yüksek lisans ve doktora derecelerini aldı, Teorik fizik alanında araştırmalar yaptı, Yurda dönünce Ankara Üniversitesinde Fizik Asistanı olarak göreve başladı.

Askerlik görevini yaptıktan sonra üniversite doçentlik sınavını verdi, 1957-1960 yılları arasında tekrar Amerika’ya giderek “Atom Enerjisinden Yararlanma” programı içinde çeşitli üniversite ve araştırma enstitülerinde araştırmalar yaptı. 1964 – 1974 tarihleri arasında Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde Fizik Profesörü olarak çalıştı, ODTÜ’de öğretim üyeliği görevinin yanı sıra araştırma ve yönetim görevleri de yaptı, Teorik Fizik Bölümü Başkanlığı, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, Üniversite Rektörlüğünde bulundu. 1974’te İstanbul Boğaziçi Üniversitesine geçti, 1974-1983 yılları arasında fizik profesörlüğünün yanı sıra 6 yıl kadar da Temel Bilimler Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı.

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun kuruluşuna katkıda bulundu ve TÜBİTAK Temel Araştırmalar Enstitüsü’nde kurucu müdürlük görevini yürüttü. Aynı zamanda NATO Fen Komitesi’nde çalıştı ve UNESCO Yürütme Kurulunda görev aldı. 1983 yılında siyasete atılan Erdal İnönü, Sosyal Demokrasi Partisi’nin (SODEP) kurucu Genel Başkanı oldu, SODEP ile Halkçı Partinin Birleşmesi sonucu kurulan SHP’nin ilk olağanüstü kurultayında SHP Genel Başkanı seçildi, Bu görevini 1993 yılına kadar sürdürdü. İnönü, 1986 yılı ara seçimlerinde İzmir Milletvekili seçilmiş, 1987 ve 1991 genel seçimlerinde yeniden aynı ilden milletvekili seçilerek parlamentoda görevine devam etti.

1991 Genel seçimlerinden sonra Doğru Yol Partisi ile SHP’nin kurduğu koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olarak görev üstlendi ve 1993 yılına kadar bu görevini sürdürdü. SHP’nin Cumhuriyet Halk Partisi ile birleşmesinin ardından, 27 Mart 1995 tarihinde Koalisyon’un Sosyal Demokrat kanadında değişikliğe gidildi, Erdal İnönü bu değişiklikle Dışişleri Bakanı olarak atandı ve 1995 yılının Mart ve Ekim ayları arasında Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.

SHP Onursal Genel Başkanı Erdal İnönü, yaklaşık bir yıldır kan kanseri tedavisi görüyordu. Erdal İnönü’ye son olarak Houston’daki bir hastanede deneysel tedavi uygulanıyordu.

Prof. Dr. Erdal İnönü, 20 Ağustos 2007’de zatürre nedeniyle hastaneye yatırılmıştı. İnönü’nün hastalığı kontrol altına alınmıştı. Ancak yapılan ileri tetkiklerde, daha önce kontrol altında olan hastalığı anlaşılınca ABD’de tedavi gördüğü merkeze gönderilme kararı alınmıştı.

Deniz Baykal’ın CHP’nin eski çizgisini tasfiye kararı üzerine bir kısım arkadaşıyla birlikte CHP’den istifa etti. 31 Ekim 2007 tarihinde ABD’nin Houston şehrinde öldü.

*****

 

 

If you no longer wish to receive our newsletter, please click here to unsubscribe.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir