Hesap

Güncel Haberler

AHMET AK

Anadolu Ajansı bir haber geçti; Diyanet “hassas ölçümlerle” Zilhicce ayının “hesaplarını” kendine yeni “iş” edinmiş ve bunu canlı izletme derdindeymiş!
Yaşam “canlı-canlı” bu gerçekleri gözümüzün önüne seriyor iken, hassasiyetlere bakar mısınız!
Öte yandan adı “bilmem ne”  TRT’deki programda söylediği “Hamile kadınların sokakta gezmesi estetik değil” diyebilen “akıl” şimdi de aynı programda şunları söyleyebiliyor:
“Kadının ekonomik hürriyeti gibi aldatmacalardan vazgeçilmesi gerekir. Boşanmaların kimler arasında olduğunu bir anket yapıvererek bulsunlar”.
Yani “hesap” şu;
Kadın parayı bulduğu zaman kocayı boşar.
Ahkamı böyle kesince çözümü de şu olur bu hesabın (!)
“Kadın çalışmasın, parayı bulmasın, kırsın dizini, kocasının emrinde yaşasın, boşanma da olmasın.”
*
Zaman-zaman Akif’ten bahsederler, zannedersiniz ki kendileri de AKİF gibi düşünürler, onun yolundan giderler, tabir caiz ise millete “yutturmaya” çalışırlar.
Biz de her konuda olduğu gibi, burada da bilgi yoksunluğu içinde olduğumuzdan “gerçek” sanırız.
Oysa Akif bize her satırı altın değerinde yaklaşık altı yüz (600) sayfalık bir “Safahat” bırakmamış mıdır?
Evet, onu okuduğumuz zaman, AKİF’in din ticaretiyle en küçük bir yakınlığının olmadığını.
“Yakınlık” şöyle dursun, Akif’in bütün gücüyle bunların karşısında durduğunu, din bezirganlarını yerdiğini, onlara “yumruk gibi” ağır sözlerle vurduğunu görmekteyiz.
Akif’in Safahat’ında “adam gibi adam” olmanın ne demek olduğunu, yaklaşık bir asır önce yazdıklarının bugünlere de ışık tuttuğunu ve maalesef din bezirganlığının bugün de nasıl ve hangi maskeler arkasında sürmekte olduğunu “hayretle” ve AKİF’e bir kez daha hayranlık duyarak okuyoruz.
Sevgili İsmail Hakkı Cengiz, “Safahat”ın ilk bölümündeki mısraları bir kez daha yazmış, güzel yazıydı, yararlandım. AKİF’in aklı seliminde Kuran mucizelerinden biri de bu olsa gerek.
İşte “Safahat”ın ilk bölümündeki, birkaç dize:
Yaşasaydı AKİF “din tüccarlarına” daha neler söylerdi acaba?
SÜLEYMANİYE KÜRSÜSÜNDEN
Sığmıyor en büyük endazeye işler artık;
Saltanat namına, din namına bin maskaralık…
Ne felaket, ne rezaletti o devrin hali!
Başta bir kukla, bütün milletin istikbali,
İki üç kuklacının keyfine mahkum olmuş:
Bir siyaset ki didiklerdi, eminim Karakuş!
Nerede bir maskara sivrilse, hayâsızlara pîr,
Haydi bakanlar kuruluna!… Ya bâlâ , ya vezir!
* (bâlâ: üst düzey devlet görevlisi)
Ümmetin haline baktım ki: Yürekler yarası!
Ne bir ekmek yedirir iş, ne de ekmek parası.

Hele ilmiye, bayağıdan da aşağı bir turşu!
Fetva kapısı denen daire ümmi koğuşu.
Ana karnından icazetlidir, ecdada çeker;
Yürüsün, bir de sarık, al sana kaadîasker!
** (kaadîasker: en üst derecede din bilgini)
Vekiller neydi ya? Jurnalci, müzevir, âdî;
Ne Hudâ korkusu bilmiş, ne utanmış ebedî,
Güç okur, hiç yazamaz, bir sürü hırsız çetesi…
Hani, can sağlığıdır doğrusu bundan ötesi!
* * *
Biliyorsunuz İstiklal Marşı da Büyük Millet Meclisinde 12 Mart 1921’de kabul edildi.  “Hesaba” göre 92’nci yıldönümü. Milli Şairimizi bir kez daha rahmetle anıyoruz. Ruhu şad olsun!
* * *
Bir yanda sokaklar evsiz insanlarla, yurtsuz öğrencilerle dolu, asgari ücret bir kira kadar.
Karın tokluğuna çalışan çiftçinin ayçiçeği bir ekmek fiyatı,
Emekli maaşı özel hastanelerde bir “tambakı” parası,
Her çöpün başında en az bir kişi, bankalara borç gırtlağa kadar;
Ay sonu nasıl gelecek diye düşünen insanlar…
*
Öte yanda teknik din adamları, ruhbanlar!
Bu halk bir gün sormaz mı?
Anlaşılan, “hesaplaşmaya” az kaldı!
__________ o __________

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir