ALTMIŞ ALTIYA BAĞLADIM!

Güncel Haberler

HİLMİ DİNÇER
Efendim, bu gün benim doğum günüm.. Altmış beş bitti altmışaltıdan gün almaya başladım.. Biliyorum: Uzun yazılar biraz can sıkıyor ama; bu yazım ne kadar uzun olsa da; hatırım için biraz katlanın!
İlkokul üçüncü sınıfa gidiyordum ve evimizin önünde oynarken, bizi seyreden kır saçlı bir adama yaklaşıp: “Amca, sen kaç yaşındasın?” diye sordum.. Aldığım cevap “elli” oldu.. Evet, bu soruyu ben daha dün sormuştum! Yıllar ne çabuk geçti! Oysa şimdi ben altmışaltı yaşındayım!..
Zaman ne kadar izafi bir kavram değil mi? Dünyamız Güneş’in etrafında iki, kat hızla dönse, ben şu an otuz üç yaşında olacaktım.. Peki; fiziki durumum böyle mi olacaktı? Bilmiyorum!.
Türkiye’deki ölüm ortalamasına göre bulunduğum yaş normal!. Dünya ortalamasına göre yüksek olabilir.. Peki; bu uzun bir zaman mı? Araştırmalara göre ilk insan Adem On Bin Yıl önce yaratılmıştır!. On bin yıl içersinde benim yaşadığım 66 yıl ne ola ki!? Toplu iğnenin ucu kadar yer tutmayan bir zaman dilimi.. Yüz yaşında olsam, bu oranda ne değişecek ki?
Şunu söylemek istiyorum: Günümüzde bir insanın ortalama ömrünü 1oo yıl alsak bile; bu insanın var oluş tarihi içersinde küçük bir zaman dilimini içerir.. Peki; bu dünyada veya evrende, bu kadar kısa bir zaman dilimi içersinde yaşıyorsak, ve de; ölüm kaçınılmaz bir son ise; neden bu insanlar bir birini öldürür!?..Neden bir insan diğerini bir mal olarak, bir eşya olarak veya değersiz bir varlık olarak görür veya neden maddi hırslarına esir olup, insanlığın kana bulanmasına sebep olur?..
İnsan beslenme iç güdüsünün etkisiyle üretir.. Üretir ve artık bir değer yaratır.. Yarattığı bu artık değeri paylaşmak, üretenin en doğal hakkı olduğu halde, bazı insanlar çıkıp, ki; incelemelere göre bu insanların çoğu içlerinde aşırı bir ölüm korkusu yaşamaktadır, bu artık değeri kendi ellerinde toplamak için: İnsanlığı ve doğayı yok etmek pahasına, büyük bir mücadele vermektedir.. Örneğin: Son istatistiklere göre; dünyadaki gelirin % 99’unu dünya nüfusunun %1’i ve geri kalan %1 gelir ise nüfusun %99’u almaktadır.. Bu insanlığı hızla yoksulluğa – açlığa ve yok oluşa götüren bir uygulamadır..”
Kanaatimce; bu gün içersinde bulunduğumuz kapitalizmin en büyük handikabı: Kendilerine artık değer olarak mal üretenlerin bir gün ürettikleri malı satın alamam noktasına gelmesidir. Hani halk deyimi ile söylersek; bir gün insanoğlu “Alan yok, satanı….” Noktasına gelirse, o gün kapitalizmin iflas ettiği nokta olacaktır..
Ne yazık ki; dünyamızı ölümden korkan insanlar veya liderler yönetiyor ki, Prf.Dr. Özcan Köknel son yazdığı “Şiddet Dili ” kitabında bu konuyu çok iyi açıklıyor.. Ben hep düşünürüm: Hadi Allah size 150 yıl ömür verdi ve bütün dünya sizin oldu!..Peki; 150 yıl sonra ne olacak? Yine bir bilinmez bir sonsuzluk sizi bekliyor olacak.. İçinizi kemiren ölüm korkusu nedeniyle ve de; toplu iğne ucu kadar bir zaman diliminde yer aldığınız bu bu güzelim doğayı yok etmek, insan kanı dökmek ile elinize ne geçecek!?
Bakın; ünlü felsefeci ve yazar Montaigne ölüm ile ilgili olarak ne diyor: “ Ölmekten niye korkuyorsunuz? Doğumdan öncesi de ölüm değil mi!?”
Neyse, içinizi fazla kararttım galiba!. Hadi bir anım ile bitirelim bu sohbeti: Ağva’ya gitmiştik. Güzel bir yer ve güzel bir otelde konakladık. Otelin bahçesinde yanan odun ateşinin etrafında her biri başka bir yerden gelmiş insanlar birbirleriyle kısa zamanda tanışmış ve gece üç sularında içtenlikli bir sohbet hepimizi sarmıştı.. Bir ara; yanımda oturan ve ataist olduğunu söyleyen, önemli bir kurumun üst düzey yöneticisi hanım bir kızım bana dönerek şunu sordu: “Hocam, medeniyet nedir?” Kendisine gayet kısa ve yalın bir cevap verdim: “İnsanoğlunun Tanrı’ya ulaşma çabasıdır!” Ve bana başka soru sormadı!.
İnancım o dur ki; insanlar ışığa koşan pervane böcekleri gibi, iç güdüsel olarak, Tanrı’ya ulaşma çabası içersindedir ve bunun için yedi kat yukarı çıkmaya ve bu yüzden de bilimsel çalışmalar yapmakta, teknolojisini geliştirmeye çalışmaktadır. Bu çalışmaları İslâm aleminde, çağımız tıbbının kurucusu İbni-Sina’da, Cebiri, bula Cebir’de, Ay hareketlerini gözleyen Ömer Hayyam’da v.s. görüyoruz. Yoksa; günümüzde uygulanan cahiliye inançları ile Tanrı’ya yaklaşmaya çalışmak, boşuna kürek çekmektir!.. İlim ve bilim bizi Tanrı’ya ulaştıracak tek yoldur..Bu yolda ilerlerken, malınızın kırkta birini zekât olarak vermenin yaratacağı rahat ortam tüm insanların farklı şeyler düşünmesi yerine bilimin ışığında Tanrı’ya yönelmesine neden olacaktır.
Bu yaşıma kadar geride pek “keşke” bırakmadım ama; olumsuz yaşadıklarımı “yaşanacakmış ki; yaşadım” diyerek, ve de; insanoğlunun bu dünyaya gelişinin bir nedeni olmalı sorusunu sorarak, arkamda bir şeyler bırakmaya çalıştım.. Bu güne dek başarabildimse ne mutlu bana!..
Ne diyordum? Sözü doğum günümden açmıştık.. Evet; hepiniz bilirsiniz, özellik ile köylerde oynanan “altmışaltı” diye bir oyun vardır.. Altmış altıyı bulan kazanır..
Ben işi altmış altıya bağladım!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir