ALMANYA İLE İLİŞKİLERİMİZİN GERÇEK YÜZÜ…

Güncel Haberler
*Macaristan ve Viyana olaylarında düşmanımızdılar.
*Daha sonraki yıllarda dostumuz ve müttefikimiz oldular.
*Kültür, sanat ve ticarette en büyük partnerimiz oldular.
*En büyük şair ve düşünürleri Goethe’nin annesi Türk soyundan olduğu iddia edildi.
*İşçilerimiz’den 1879’da yararlanmaya başladılar, 1905’te Balkanlar’dan 3 bin Türk getirdiler
ve 1960’ta büyük göçü başlattılar.
*Göç öncesi açılan Türk camileri, göçten sonra inanılması güç bir şekilde çoğaldı.
*5 Milyona yakın Türk’ün barındığı ve kaynaştığı Almanya, Türkiye’ye yerleşen 100 bine       yakın vatandaşı ile güvenimizi kazanıyor.
*Ülkenin dört bir yanındaki müzelerde Türk eserleri sergileniyor
*Arada bir hırlaştığımız Almanya ile, dostluk ilişkimizin bozulma ihtimali sıfır.
*41 A4 sayfalık bu yazıyı zamanınız oldukça okuyunuz…

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Almanya Adlon Otel-Brandenburg (1).jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\alman-Turk bayragi.png
İlhan KARAÇAY, TRT İçin hazırlanan programlar için, araştırarak ve çeşitli kaynaklardan yararlanarak yaptığı çalışmalar doğrultusuna yazdı:

Almanya, görmeyenler için bir umut diyarıdır. 1960’ta başlayan Türk işçi göçünden sonra buraya gelenler, iyisiyle ve kötüsüyle kendilerine yeni bir dünya yarattılar. Gelemeyenler ise, modern bir dünyada para kazanıp çoluk çocuğun nafakasını temin etmenin hayalini yaşayarak yol gözlüyorlar. Bir kısım ise Helgalar ile yaşamanın, Bayern Münih maçlarını izlemenin özlemi ile yanıp tutuşuyordur.

Almanya için çok şeyler yazıldı, görüntülendi ve anlatıldı.
Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilere bakıldığı zaman, tarih boyunca birlikte yaşamaya çalıştığımızı, arada bir hırlaştığımızı görürüz. Tıpkı bir kadın ile erkeğin metres hayatı yaşadığı gibi…
Ben şahsen, okuduklarımdan ve gördüklerimden sonra, iki ülke ilişkileri için ‘metres hayatı’ deyiminden daha açık bir benzetme bulamadım.

Yazımın başlığında, iki ülke arasında yaşananların çok kısa özetini okur gibi oldunuz.
Başlıkta zikredilen kısa cümleler aslında çok eksik. Yaşananlar o kadar çok ki, her yaşananın başlığını koymaya kalkışırsam, zaten çok uzun olacak olan bu yazı, kitaplara sığmayacak kadar uzar gider.

Almanya’yı anlatırken nereden başlamam gerektiğini çok düşündüm.
Tarihi ilişkilerden mi başlasam, yoksa bugünkü göç yaşamından mı?
Aslında, yazının başlığındaki sıralama ile başlamak daha iyi olacak gibi…

Macaristan ile başlayalım isterseniz.

Uzun bir süre Hun İmparatorluğu’nun boyundurluğunda kalan Macaristan’ın, uluslararası resmi adı Hungarya’dır. Yani Hun ülkesi.
1526’da Kanuni Sultan Süleyman tarafından Roma-Germen’lerden fethedilen Macaristan,

Osmanlı’nın tam 130 yıl hükümranlık sürdüğü bir ülkedir. İşte o dönemde ülke halkının yarısı, kendilerini Türk olarak hissetmeye başladılar. Şimdilerde de kendilerini Türk gibi hisedenlerin oranı % 50’dir.
Bu ülkenin en güzel şehri Budapeşte’dir.
Yani Buda ve Peşte.

D:\UZAKTAKI DOSTLAR VE IZLER-YAZI VE FOTOĞRAFLAR\MACARİSTAN-IZLER\Macaristan-Budapeste.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Macaristan- Tuna nehri koprusunde ilhan Karacay.jpg

Hun işgali ve daha sonra Osmanlı işgali sırasında, Tuna nehrinin batı yakasındaki iskân alanının adı, büyük imparator Atilla’nın kardeşi Buda’ya atfen ‘Buda’ idi. Tuna’nın doğu yakası da ‘Peşte’ olarak anılıyordu.
1699 yılına kadar Osmanlılar’ın hakimiyetinde kaldı.

1699’da yine Roma-Germenler’in boyundurluğuna geçen Macaristan’ın Buda ve Peşte’si, 1849 yılında zincirli bir köprüyle birleştirildi. Böylece, Tuna nehrinin iki yakasındaki Buda ve Peşte, 17 Kasım 1873’teki birleşme ile ‘Budapeşte’ olarak tanımlandı.

Viyana Kuşatmaları

Osmanlılar’ın iki defa yaptığı Viyana kuşatmaları sırasında, Avusturyalılar ile ortak hareket eden Almaya, daha sonraki yıllarda fazla hırlaşmadığımız, aksine ticaret ve kültür alanında sıkı işbirliği yaptığımız bir ülke oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında müttefikimiz olan Almanya ile, İkinci Dünya Savaşı sırasında tarafsızlık ilkesini koruduk.

Aslında bizim tarafsız kalışımız, Hitler’in kaybetmesinde büyük rol oynadı. Zira Hitler, Rusya’ya geçişi Türkiye üzerinden yapmak istemişti. Ama, Kurt siyaset adamı İsmet İnönü bu isteği çok kibar bir şekilde kabul etmedi. Çanakkaleden geçişin çok zor olacağını hesaplayan Hitler, Rusya’ya giriş için mecburen Uray Dağlarını seçti. Gerek şiddetli kış ve gerekse ABD’nin desteği, Hitler ordusunun sonunu getirdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir