19 Mayıslarda Neden Gençlik Marşı Söylenir?

Yazarlar

Mustafa Kemal 25 Mayıs 1919 günü, o ünlü Gençlik Marşını bizzat söyleyerek ve beraberindekilere moral amaçlı söyleterek Samsun’dan seksen kilometre mesafede küçük bir kaplıca kasabası olan Havza’ya gelmiştir.

Rampa yukarı saatte ancak beş kilometre yol alabilen ve bu durumda sürücüsünden başkasını taşıyamayan çağın otomobiliyle kafile halinde seyahat edebilmek için siz olsanız ne yapardınız?

(Tempolu şarkı söylemeyi deneyin, onlar askerdi marş söylediler.)

“Dağ başını duman almış, gümüş dere durmaz akar.

Güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar! …”

ATATÜRK’LE 30 Yıl” yaşamış İBRAHİM SÜREYYA YİĞİT’İN öyküsü;

“Samsun’dan Havza’ya gidiyorduk. Altımızda Birinci Dünya Harbi’nden kalan Benz marka bir otomobil vardı. Şoför de Türk değildi. Yola çıktık biraz sonra motorda bozukluk oldu ve araba durdu. Otuz altı yaşında zaferler kazanan kumandan Mustafa Kemal Paşa’nın ne demek olduğunu arkadaşları bilirler. Kızdı ve asabileşti. Şoförü azarladı ve kendisi makineyi harekete geçirmeye uğraştı. Tabi muvaffak olamadı.

Ben, Doktor Refik Saydam ve Kazım Dirik Paşa bir köşede duruyorduk. Doğrusu içimizden ‘neden işe karıştığına’ hem üzülüyor hem sinirleniyorduk. İçimizden geçeni anlamış gibi bize baktı ve dedi ki:

‘On sene sonra, kendi yaptığımız yollarda, Türk şoförleri bizi istediğimiz yerlere götürecekler!’

Biz sustuk.

İçimizden geçenlerin ne olduğunu, bilmem anlatmak lazım mı?”

*

Aradan tam on yıl geçer.

Kahramanlarımızdan biri ‘Birinci Umum Müfettişi’ olarak görevlidir.

Mustafa Kemal, Diyarbakır’a gelmiştir.

Bir yolda hep birlikte giderken gene otomobil bozulur.

Kafile durur.

Atatürk, bu defa “Türk şoförle işlemeye başlayan” makineyi işaret eder:

– “Vaadimi yerine getirdim!”

***

Mustafa Kemal Paşa, İttihat ve Terakki’ye karşıydı ve Enver Paşa ile fikirleri uyuşmuyordu, Türk ordusunun Almanya’nın denetimine verilmesine de karşıydı, Birinci Dünya Savaşı’na girilmesine de…

Bir ara Sultan Vahdettin ile Avrupa gezisinde birlikte bulunmuştu, Padişah ona aktif görevler verilmesini istiyordu.

Hürriyet ve İtilaf Partisi mensupları, Paşa’nın bu durumunu bildiği için Paşa’yı kendi yanlarında görmek istiyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa’yı kazanırlarsa, ordu içinde güçlü bir dayanak elde etmiş olacaklardı.

İngilizler de M. Kemal Paşa için soruşturma yapıp, İttihatçı olmadığını öğrenerek güvenlerini belirtmişlerdi.

Anadolu’ya mutlaka bir komutan gönderileceğine göre, ordunun sevdiği ve saydığı, Çanakkale’nin büyük kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın gönderilmesi uygun olacaktı.

Görev; Anadolu’da asayişin sağlanması, silah ve cephanenin toplanarak depolara konması ve korunması, çeşitli yerlerde asker toplayan kurullar olduğu iddialarının araştırılıp, doğruysa engellenmesi idi.

Bu görevi başarabilmesi için Mustafa Kemal Paşa’nın emrine Üçüncü Kolordu verilmişti.

Bunun yanı sıra Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliği yetkileriyle, belirtilen tüm yöreler için yalnızca askeri olmayıp aynı zamanda mülki idareyle birlikte komşu vilayetlere bildirilerde de bulunabilecekti.

Bu durum Mustafa Kemal için olağanüstü bir fırsattı.

Geniş yetkilerle Anadolu’ya gönderilen M. Kemal Paşa’nın yanında kurmay heyeti de olacaktı.

Bu arada M. Kemal Paşa’ya, Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan ile evlenmesi ve Saray’a damat olması yolunda bir öneri yapıldığı ve Paşa’nın bunu kibarca reddettiği, üstelik gizliden cumhuriyetçi olduğu ve Anadolu’ya gönderilmesinin bir bakıma “İstanbul’dan sürgün” anlamına geldiğini de gözden kaçırmamak gerekir.

Mustafa Kemal İstanbul’dan ayrılmadan önce Padişah’ı ziyaret etmiştir.

Sultan Vahdettin’in, Kemal Paşa’yı Ulusal Mücadele’yi yürütmesi için gizlice görevlendirdiği, kendisine bir “Hattı Hümayun” ve altınlar verdiği iddiasını öne sürenler, böyle bir belge bulunmadığını, Mustafa Kemal Paşa’nın ne kadar para sıkıntısı çektiğini nedense gözden kaçırırlar.

Ayrıca, Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasından sonra da Padişah’ın Kurtuluş Savaşı’nın karşısında ve yalnızca İstanbul’u düşündüğü, olayların ilerleyişi içinde açık bir şekilde görülmüştür.

*

Mustafa Kemal, İstanbul’daki işlemlerini tamamladıktan sonra 16 Mayıs 1919 günü Şişli’deki evinden çıkıp Galata Rıhtımına geldiğinde Rauf Bey, İngilizlerin kendisini engelleyeceğini bildirmişti.

Otuz beş kişilik bir heyet hazırlığı olduğu halde, bu nedenle daha fazla beklemeyen Bandırma Vapuruna on dokuz kişi yetişmişti.

Gemi önce Sinop’a ulaştı.

Mustafa Kemal Paşa ve gemideki kurmay heyeti; İtilaf Devletleri gemilerince yoldan geri çevrilmek tehlikesine karşı, karadan Samsun’a gitmeyi düşündüler ancak, karadan uygun yol olmadığı için vazgeçtiler.

Bandırma Vapuru kıyıyı izleyerek 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a varabilmiştir.

Samsun’da güvenlik tedbirleri aldıktan ve ordu ile ilk teması kurduktan sonra daha sakin ve emin bir çevrede çalışılması gerektiğini bilen Heyet, Samsun’un İngiliz işgalinde ve kıyıda bulunması nedeniyle civardaki Rum çetelerinin faaliyetinden ötürü karargâhı içerde bir yere nakletmeyi gerekli görmüştür.

Mustafa Kemal Paşa ve kurmay heyetinin Samsun’a gelmesi ile başlayan,

Amasya, Erzurum, Sivas ve Ankara’ya ulaşan yolculuğun silahlı mücadele kısmı 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu ile sonuçlanacaktır.

Bu yolculuğun, Cumhuriyet tarihimizde yeri ve önemi büyüktür.

Anadolu’yu bilinçli olarak kurtarmaya gelen ve aklında Cumhuriyet olan, o büyük Türk, ilk adımını tam yüz yıl önce böylece atmıştır.

“Dağ başını duman almış…”

“Yürüyelim arkadaşlar…”

19 Mayıslarda söylenegelen Gençlik Marşı, bu ilk adımları anlatır.

__________ / ___________

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir