İLHAN KARAÇAY MART 2019 BÜLTENİ

Güncel Haberler

Avrupalı milletvekillerimiz Mustafa Yeneroğlu ve Zafer Sırakaya’ya mesaj var:
Suriyeliler’e verildiği gibi, yurtdışındaki yurttaşlara da otomobil plakası verilsin

Yurtdışında yaşayan yurttaşlarımızın en büyük sorunları, otomobillerini Türkiye’ye sokma sorunudur. Önceleri, triptik işlemi ile otomobiller Türkiye’de üç ay kalabiliyordu. Daha sonra başta Hollanda’dan Turgut Torunoğulları olmak üzere, STK temsilcileri ile hep birlikte mücadele ettik ve sonunda yabancı plakayla iki yıl kalma hakkını elde ettik. Buna çok sevinmiştik.
Ne var ki, otomobillerini Türkiye’de bırakan yurttaşlar her defasında mutlaka Gümrük Müdürlüğü’ne gitmek mecburiyetinde kalıyor ve bir taahhütname veriyor.Öncelikle bu işlemin kalkması gerekiyor. Taahhütnameyi bir defa verip, sürekli geçerli kalmasını sağlamak varken, neden her defasında Gümrük Müdürülüğü’ne gitme zahmeti veriliyor?

  

Mustafa Yeneroğlu & Zafer Sırakaya

OTOMOBİLE PLAKA

Bize göre, yukarıdaki işlemler de artık tarihe karışmalı Suriyeliler’e geçici plaka verildiği gibi, yurtdışındaki biz yurttaşlara neden plaka verilmiyor? Suriyeliler’in ödedikleri 205.03 TL’yi biz de ödeyelim ve bize de geçici plaka verilsin ki, iki yıllık zahmetten ve her defasında taahhütname vermekten kurtulalım.

İnsanlara bazı haklar tanınınca, ‘Onlara var da bize neden yok’ derken, ırkçı bir tavır takınmıyoruz. Ama, onyıllardır anavatanı dövize boğan gurbetçiye, Türkiye’ye sokmak istedikleri otomobillere geçici Türk plakası verilmezken, ”Türkiye’ye hiçbir kazanç sağlamayan Suriyeli’ye neden böyle bir hak tanınıyor da bize tanınmıyor?” diyenlere ne cevap verilir?

Gurbetçilerimizin bu makûs talihinin değişmesi için, Ankara’da, Avrupalı Türkler’i temsil eden iki değerimiz harekete geçmeli.
Mustafa Yeneroğlu ve Zafer Sırakaya, Ankara’da temsil ettikleri Avrupalı Türkler için bu sorunu rahatlıkla çözebilirler.
Yeneroğlu ve Sırakaya’nın bu sorunu, yaz tatili başlamadan çözmeleri, yurtdışındaki yurttaşlarımızın en büyük isteği.

TORUNOĞULLARI NE DİYOR?

Yurtdışındaki yurttaşlara, otomobillleri ile Türkiye’de iki yıl kalma hakkını kazandıran çalışmalarda payı olan Turgut Torunoğulları bu konuda şunları söylüyor:

”İlhan bey, biliyoruz, bu konuda bize çok yararınız oldu. Bu konuda Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’a önerge verdirdiniz. Ben de bu konuda çok çaba sarfettim.
Bu konuda, çeşitli bakanlarımıza raporlar verdim.  Bakan Zafer Çağlayan ve
Faruk Çelik bunlar arasında.
Yaptığımız bir araştırmaya göre,  Avrupa’daki birinci nesil Türkler’in yaş ortalaması 70-75.
İkinci nesil Türkler’in yaş ortalaması ise 50-55. Yaşlanıyoruz artık. Türkiye ile Hollanda arasında otomobil yolculuğu yapmak zorlaşıyor. Bu nedenle, otomobilimizi Türkiye’de bırakmamız lazım. Böyle bir hakkın bize verilmesi şarttır. Milletvekili kardeşlerimizin bize sahip çıkmaları da kaçınılmaz olmuştur.”

*****

Yavuz NUFEL, Ertuğrul Akbay-İlhan Karaçay ilişkisini  yazdı…

Kim demiş Etuğrul Akbay’a haber atlatılmaz diye!

Ertuğrul Akbay, meslektaşlarını haber atlatışı ile ünlüydü.

Ertuğrul Özkök, O’na halâ kızgın olduğunu yazdı

Ama İlhan Karaçay en büyük belalısıydı…

Gazetecilik deyince, anılar İlhan Karaçay’da su dolu baraj gibidir.
Dile kolay, 1967 yılında başlayan serüvenin her anı dolu dolu günler, haftalar, aylar ve yıllar..
Olaylar ve insanlar.
Su dolu anılar barajının kapaklarından biri açılmaya görsün; coşkun sular gibi çağlayıveriyor İlhan Ağabey usta; Ardı ardına sıralanıyor, efsane sanatçılarla, sporcularla, gazetecilerle, dünyanın çeşitli ülkelerinde çeklilmiş , siyah beyaz fotoğraflarda kalan anıları…
Bu yazacaklarım da o anı dolu barajdan en dikkate değer olanı:
Hürriyet gazetesinin ‘tek adam’ yöntemi ile yönetildiği yıllara doğru yöneliyor anı deryasında sular.

8 Mart 2019 günü hayata vedan eden ünlü gazteci Ertuğrul Akbay ile olan anılarını ise yeri geldi anlatmak gerekir. Aslında yaşı 50’nin üstünde siyasetçi, futbolcu, sanatçı, gazteci, işadamı aklınıza kim gelirse, bir döneme damga vurmuş hemen hemen herkes ile bir anısı vardır İlhan ağabeyin.

İlhan ağabeyin, Erturul Akbay ile öyle anıları var ki yazmadan olmaz. Ertuğrul Akbay çalıştığı gazete için dünyanın dört bir yanını gezen, Afrika’nın balta girmemiş ormanlarından kutuplara, Asya steplerinden Japonya’ya yaptığı geziler ve bu gezileri kaleme aldığı yazıları ile bir neslin ufkunu açmıştır. Kısaca rekoru kırılmaz, atlatılmaz, dünyanın hemen hemen her ülkesini avcunun içi gibi bilen bir gaztecidir. Gerçi ben şahsen, Gırgır Dergisine ve Hocam Oğuz Aral’a yaptıklarından dolayı kendisine kırılmıştım ama, ölünün arkasından kötü konuşacağım aklınıza gelmesin. Böyle bir insanı haber konusunda atlatan İlhan abi olunca, daha bir şevkle, hatta sanki Oğuz Aral hocamın intikamını alıyormuş gibi, garip bir hazla yazıyorum.

İlhan  ağabeyin, ”Dünya’dan ahirete göç eden ünlü dostlardan anılar”  başlıklı bir çalışması vardı.  Son olarak eklenen Ertuğrul Akbay’dan başka kimler yoktu ki onun anılar heybesinde?

Abdullah Yüce, Zeki Müren, Bülent Ecevit, Barış Manço, Hulusi Kentmen, Berkant, Azer Bülbül, Müslüm Gürses,  Yılmaz Güney-Tuncer Kurtiz ikilisi, Savaş Ay, Doğan Koloğlu, Necmi Tanyolaç, Sadri Alışık, Çolpan İlhan ve Erol Büyükburç,
Mehmet Ali Birand, Neşet Ertaş, Turgut Akyüz, Ahmet Sezgin, Aytunç Altındal, Nejat Uygur, Ahmet Mete Işıkara, Erdoğan Demirören ve daha niceleri.

İlhan ağabey, rahmetli Ertuğrul Akbay’a dünyayı dar eden adam oldu.

Ertuğrul Akbay’ın  haber atlatmakta ne kadar mahir olduğunu yazmayan kalmadı.
Ertuğrul Özkök bile, 9 martta Hürriyet’te yayınladığı köşesinde,  ”Aslında  ‘adama’ hâlâ kızıyorum. Gazetecilik hayatım, onun yüzünden az daha başlamadan bitecekti” diye başladığı yazısında, rahmetli Akbay’ın Amerika’da, rahmetli Turgut Özal’ın ameliyat oluşu haberi ile kendilerini nasıl atlattığını dile getirmiş.

Doğrudur, rahmetli Ertuğrul Akbay’ın gazetecilik yaşamında başarılı çalışmaları çoktur.

Ama ne yazık ki bazen de tersi oluyor.
İlhan ağabeyin rahmetliye karşı birkaç galibiyeti olduğunu daha önceleri de dile getirmiştim.
İlhan ağabeye bu konuyu sorduğumda zaman tünelinde yolculuk yapan bakışları ile daldı derinlere ve başladı konuşmaya:

”Yıl 1978. Arjantin’de Dünya Futbol Şampiyonası’nı izliyoruz. Türkiye’nin tüm ünlü futbol yazarları ve muhabirleri orada. Ben de orada tek başıma Hürriyet’i temsil ediyorum.

Türkiye’de ‘En çok haber atlatan adam’ olarak bilinen “Gölge Adam” lakaplı Ertuğrul Akbay kardeşimiz de orada. Ertuğrul çok iyi bir magazincidir. O da  Günaydın’a çalışıyor. Ertuğrul’un haber atlatma maceraları öylesine çok ki, kendi anlatımı ile bunlardan biri şöyle: Ünlü Maria Callas İstanbul’a gelmiş. Hiç kimse onunla görüşemiyor. Ama Ertuğrul bir helikopter kiralamış ve Callas’ın bulunduğu Marmara’daki yata iniş yaparak kendisiyle konuşmuş.

O zaman Günaydın’ın sporda çok iddiası yoktu. Ama Hürriyet hem sporda ve hem de magazinde iddialı idi. Bu nedenle benim hem spor, hem de magazin konusunda Ertuğrul’dan daha atik davranmam gerekiyordu.

Ertuğrul, 1976 Monreal Olimpiyatları sırasında, Hürriyet’in ünlü foto muhabiri Mehmet Biber ile bir anlaşmazlık sonunda kavga etmiş ve fotoğraf makinesi ile kafasını yarmıştı. Hastaneye kaldırılan Mehmet Biber, Kanada televizyonlarına bile haber olmuştu. Bu nedenle Ertuğrul’a fazla yanaşılmazdı.
Ertuğrul kurnaz bir gazeteciydi. Orada en büyük rakibi bendim. Bu nedenle bana yanaşmak ve böylece beni kontrol etmek durumundaydı. Bana ilk teklifini yapmıştı:
“Bak kardeş, birlikte çalışalım ve birbirimize yardımcı olalım”

Benden de tabii ki bir ‘hay hay’ yanıtı almıştı.

Aynı gece uyumaya giderken, otelin ilan tahtasında, ertesi sabah saat 07.00’de bir otobüsün Arjantin milli takımının kamp yaptığı şehre gideceği yazılmıştı. Arjantin ev sahibi olduğu için bu haberi işlemek çok önemliydi. Ben bu ilanı Ertuğrul’un görüp görmediğini merak ediyordum.

Ertesi sabah erkenden kalkıp otobüse bindiğim zaman arka sıralarda Ertuğrul’u gördüm. Tabii ki ben önce davrandım ve ‘Neredesin be kardeş, odanın kapısını çaldım ama yoktun’ yalanını söyledim. O da bana bir başka yalanla kendini af ettirmeye çalıştı.

Ertuğrul, 3 saatlik yol boyunca gazetecilik yaşamını,  nasıl çalıştığını, nasıl haber atlattığını anlattı. Bu ara Mehmet Biber’i de nasıl perişan ettiğini de anlattı. Arjantin kampına vardığımız zaman, o da, ben de futbol haberinden çok magazin haber peşine düştük. O kendine göre, ben de kendime göre güzellikler bulduk ve gazetemize gönderdik. Burada birbirimize üstünlük sağlayamadık.”

Nasıl ama mesleğin iki duayen arasındaki bu haber atlatma, bu hatıra, az şey mi?
Tarih, Türk basınını yazarken bu anıyı ders olarak anlatsa yeri değil mi?

GÜZELLİK YARIŞMASI

İlhan ağabeyin, Ertuğrul Akbay ile anıları arasında, birkaç olay daha vardı. Bunlardan bir başkası da, aynı zaman diliminde, bir yandan dünya futbol şampiyonası devam ederken, Arjantin’de bir güzellik yarışması da vardır. Jüri üyeleri arasında ise İlhan ağabeyin, “ bizim Togay Bayatlı” dediği dost da vardır. Yarışmaya üm Türk gazeteciler özel davetlidir. Biz konuyu açıp yine sözü İlhan Karaçay’a bırakalım:

 

“TV’den canlı yayınlanan yarışma sırasında, sahnedeki güzellerden birine yanaştım ve
‘En güzel sensin’ diye iltifat ettim.

Yarışma sonrasında benim favorim kraliçe seçilince, yaptığı ilk iş benim boynuma sarılmak oldu. Ondan sonra bu kızın ‘hamisi’durumuna geldim ve bütün programı onunla birlikte yaşadım. Fotoğraf çekimi ve mülakat için hep bana başvuruluyordu. Tabii ki bu arada ben de onunla birlikte dans ederken fotoğraf çekildim. Ertuğrul da kendine göre fotoğraflarını çekiyordu.

Yarışma sonrasında otele giderken Ertuğrul teklif etti: “Kardeş, yarın sabah saat 10.00’da Lufthans’nın önünde buluşalım ve filmlerimizi gönderelim”
Ama ben Ertuğrul’a güvenemezdim ki. Aynı gece özel bir adreste filmi banyo ettirdim. Filmden bir tek kare kestim. Zarfladıktan sonra sabah saat 09.00’da İberia Havayolları’na gittim. Zarfımı Madrid ve Frankfurt üzerinden İstanbul’a gönderdim. Zarfın bu şekilde aktarmalı gitmesi zordu ama bu bir kumardı. Ertuğrul ile saat 10.00’da buluştuğumuz zaman film şeridini olduğu gibi gösterdim. Filmi zarfa koydum. O da filmini zarfa koydu. İki zarfı birlikte Lufthansa’ya verdik.

Çok talihliymişim ki, İberia ile gönderdiğim zarfım o günün akşamı Madrid ve Frankfurt’tan sonra İstanbul’a ulaştı.

Ertesi gün Basın Merkezi’nde telekslerin başındayız. Milliyet’in Fotoğraf Servisi Müdürü Hüseyin Kırcalı da yanımızda.

Ertuğrul teletekste yazıyor: “Burada güzellik yarışması yapıldı… Filmler bugün elinize geçecek”

Karşı taraftan cevap: “Güzellik Yarışmasına ait haber ve fotoğraf bugün Hürriyet’in birinci sayfasında var”. O zaman Ertuğrul’un yüzünü görmeliydiniz. Bana döndü ve sorar gibi baktı. Ben de ‘Ajanslardandır’ dedim. Ertuğrul da telekste ‘Ajanslardandır’ diye yazdı ama Günaydın’dan gelen cevap daha da moral bozucuydu: “Fotoğraf renkli”. 
O zaman ajanslar henüz renkli fotoğraf çekmiyorlardı. Böyle olunca da, fotoğrafın elden gittiği belli oluyordu. Ben de, ‘Ne bileyim kardeşim, filmi beraber göndermedik mi?
O resim bir ajanstan gitmiştir’
 diye yalanımda ısrar edince, Hüseyin Kırcalı araya girdi ve Ertuğrul’u daha çok fitillemeye başladı:“Vay be Ertuğrul, başına bu da mı gelecekti. Hürriyet basıldı, satıldı ve Diyarbakır’da kese kağıdı oldu ama senin haber halâ yayınlanmadı.”

EGALE EDİLEMEYEN GOL KRALLIĞI

  

Ertuğrul Akbay & Just Fontaine & Hüseyin Kırcalı

Ertuğrul ile Arjantin’de bu kez bir başka ödül törenindeyiz. Dünya Kupaları’nın egale edilemeyen gol kralı Juste Fontaine’ye ödül verilecek. Dünya Kupası tarihinde, İsveç 1958’de 13 gol atarak rekor kıran Fontaine’nin ödül törenine Halit Kıvanç, Necmi Tanyolaç, Kemal Belgin, Togay Bayatlı, Metin Türel, Erol Aydın, Hüseyin Kırcalı, Ertuğrul Akbay ve ismini hatırlayamadığım arkadaş ile kalabalık bir şekilde gitmiştik. Orada Ertuğrul Akbay, güzel bir kız ve top buldu. Kızı masaya çıkardı. Fontaine’yi de yanında getirdi. Ben de arkadaşlara, ‘Bakın şimdi Ertuğrul’u nasıl çıldırtacağım’ dedim. Ve arkasından deklanşöre bir kez bastım. O sırada Ertuğrul geri döndü ve “Benim hazırladığım sahneyi çekme yahu ” diye bağırdı. Arkadaşların yanına oturduğum zaman hepsi kıs kıs gülüyorlardı.

O gün filmleri ancak akşam uçağı ile gönderebilirdik. Haber de ertesi gün kullanılabilir ve iki gün sonra da yayınlanabilirdi. Saate baktım. Frankfurt’a gidecek olan bir uçağın kalkmasına yarım saat vardı. O uçağa kargo vermenin imkânı yoktu. Ben tuvalete gider gibi yaptım ve bir taksiye atlayarak 10 dakika ilerideki havaalanına gittim. Basın kartı sayesinde içeri girdim ve Lufthansa uçağına kadar gittim. Bir hostese yalvardım. Bir arkadaşımın kendisini Frankfurt havalimanında karşılayacağını söyledim. Hostes kabul etti ve içinde film olan zarfımı aldı.
20 dakika sonra otele geri döndüğüm zaman, yerime otururken Hüseyin Kırcalı yine konuştu: “Eee Sayın Karaçay, zarf gitti mi? ”

O an Ertuğrul’u gerçekten görmeliydiniz. Hüseyin ateşlemeye devam etti: “Oh anam oh, haber yine yarın Hürriyet’te. Diyabakır’da kese kâğıdı olduktan sonra da film Günaydın’a gidecek”

AJDA PEKKAN VE EUROVİSİON

 

Ajda Pekkan’ın, Hollanda’da katıldığı, Eurovizyon Şarkı Yarışması unutulur mu hiç.
Az mı okuduk İlhan Karaçay Hollanda’dan/Amstersam’dan bildiriyor mahreçli ( imzalı )  haberleri.

O devirde imzalar haberin sonuna değil, başlıkların üstüne yukarıdaki cümlede olduğu gibi atılırdı.
Ertuğrul Akbay-İlhan Karaçay rekabetinin son maçı Hollanda’da oynanır.

Hürriyet’te  “tek adam” devri, rahmetli Nezih Demirkentli yıllardır.
İlhan Karaçay’ın muhabirlik becerisine çok güvenen Demirkent’in yakın dostları iyi bilir. Konu İlhan Karaçay olunca, bazen dostları ve meslektaşları ile bu konuda iddiaya da girermiş Demirkent.
Bu iddialardan söz ediyoruz. ‘Nedir bunlar, nedir olaylar, yaşananlar, nerden kaynaklanıyor bu sonsuz güven İlhan Ağabey’diyorum:
1970’li yılların sonu 1980’li yılların başında, ünlü popstar Ajda Pekkan’ın ünlü bir işadamı ile yaşadığı aşk hikayesi, dönemin magazin basınında gündemde ilk sıradaki yerini koruduğu, fakat hiç bir gazetenin cesaret edip yazamadığı da ayrı bir gerçektir!
Yazacak olsalar bile ispat etmek için fotoğraf gerekir ki, kimse iş adamının korkusundan, yaptırım gücünden çekindiğinden, böyle bir şeye cesaret edemez. Patronlar muhabirlerine, “Bu ilişkiyi görüntüleyin” diye görev vermez/ veremez…
Bilinen fakat fotoğraflanamayan Ajda Pekkan ile ünlü işadamı ilişkisi, bilinse yazılsa bile fotoğrafsız ne işe yarar ki..

Rahmetli Nezih Demirkent, ismini yazının sonunda açıklayacağım, gizemli ünlü işadamıyla, “Ben, Ajda ile ilişkinizi fotoğraflatırım” diye iddiaya girer.
Demirkent,  Ajda Pekkan’ın Eurovizyon Müzik Yarışması’na katılmak için gittiği Hollanda’nın Lahey kentinde, kendisiyle buluşacak olan ünlü iş adamı için İlhan Karaçay’a telefonla talimat verir: “İlhan, Ajda ile aşk ilişkisi olan iş adamı …… Hollanda’ya geliyor. Kendisini havalanından al, Lahey’e götür, yakından ilgilen ve sonra da Ajda ile birlikte fotoğraflarını çek ve bana gönder. Bunu yapamazsan ceketini alırsın ve Hürriyet’ten ayrılırsın.”

Erovizyon’da derceceye gireceğimize kesin gözü ile baktığımız, “ Petrol“ şarkısını hatırlamayan yoktur. Ajda Pekkan, Eurovizyon Şarkı Yarışması için Hollanda’ya gelir Ertuğrul Akbay ile İlhan Karaçay’ı bir kez de 1980’de Hollanda’da karşı karşıya getirmesi açısından, ‘Kaderin cilvesi’ olarak baktığım bu buluşmayı önemli buluyorum. .
Böyle olunca, Arjantin’de başlayan Ertuğrul Akbay ile İlhan Karaçay kapışmasının rövanşı Lahey’de kaçınılmaz olur…

Aldığı direktif doğrultusunda hareket eden Karaçay, işadamını havaalanından alır ve Lahey’deki otele götürürken işadamını da uyarmayı ihmal etmez:
“Ajda ile birlikte fotoğrafınızı çekeceğim ve Nezih beye göndereceğim. ”
Bu sözler üzerine işadamı dudaklarını büküp, başını yukarı kaldırarak,
‘Kesinlikle yapamazsın’ anlamına gelen bir işaret yapar.
Karaçay da “Bak, ben bu fotoğrafı çekeceğim ve göndereceğim. Gerisine karışmam, gerisi size kalmış” der.

Ertesi gün, Lahey’deki otelde ünlü işadamı, Ajda Pekkan , İlhan Karaçay ve eşi otururken Ertuğrul Akbay içeri girer ve yanlarına gelir. Bu, Karaçay ile Akbay’ın arasında başlayacak ikinci yarışın başlama düdüğü olur adeta.
Eurozvizyon Şarkı Yarışması için Türkiye’den gelen kafilenin başkanlığını TRT’nin en ünlü spikerlerinden Bülent Özveren yapmaktadır. O yıllarda TRT Hollanda muhabirliği yapan Karaçay, Özveren’e, “Bak, bu Ertuğrul Ajda ile ne yapmak isterse bana bildir ha !” diye rica eder.
Karaçay, rakibinin, Ajda Pekkan’ı bir camiye götürüp dua ederken fotoğraf çekeceğini öğrenir.“İyi bir işti” diyor Karaçay…
Bunun karşılığında bir şey yapmak zorundadır Karaçay.
O da Ajda’yı alıp Hollanda’nın otantik kasabası Volendam’a götürmeyi planlar ve Bülent Özveren’den bu izni de kopartır.
Fakat evdeki hesap çarşıya uymaz Volendam’a Ajdayı götürme planı iptal olur. Bunun üzerine Karaçay hemen başka bir plan yapar. Volendam’a gönderdiği bir elemanına, Hollanda’nın milli kıyafetlerinden satın aldırıp otele getirmesini söyler. Otele yakın olduğu için, Ajda Pekkan’ı Minyatür Park Madurodam’a götürür.. Minyatür Parkta Ajda Pekkan’a Volendam’dan gelen milli kıyafetler giydirilir. Bir yığın fotoğraf çekilir. Daha sonra, konu müzik ve eurovizyon olduğu için, sokakta müzik yapan bir laternacı bulunur. Laternanın başında da Ajda Pakkan’ın boy boy fotoğrafları çekilir. Karaçay’ın fotoğrafları sadece Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmakla kalmaz. Başta Kelebek olmak üzere, Hafta Sonu, TV’de 7 Gün ve Gong dergilerinde birinci sayfadan yayınlanır…
Bütün bunlara rağmen henüz Ajda Pekkan’ın işadamı ile fotoğrafını çekmek için ortam ya da fırsat henüz olmamıştır.

Yarışma fiyasko ile sonuçlanmış, Ajda Pekkan’ın Petrol şarkısı en sonlarda bir yerlerde kendine yer bulmuştu.
Hiçbir gazetecinin fotoğraf çekmeye teşebbüs bile edemediği işadamı….., Ajda Pekkan, İlhan Karaçay ve eşi Jeanne ile, fiyaskoyla sonuçlanan yarışma sonrasında otelin barına gittiler. Barda işadamı ile Ajda da kederlerinden içtikçe içtiler.
Karaçay alkolün etkisiyle kontrolü zayıflayan işadamına hitaben:
“ ….. kardeş bir hatıra fotoğrafı çekilelim mi?”
Alkolün de etkisiyle işadamı cesurca : “Çekin anasını satayım…” der
Karaçay, o anda barda dolaşan Hürriyet’in foto muhabiri Zozo Toledo’ya,
“Zozo, gel bir fotoğrafımızı çek.” der.
Zozo, “Çekmem abi” deyince, Karaçay tekrar işadamına seslenerek,“Söyle şuna bir fotoğrafımzı çeksin”.
İşadamı, “Çek lan Zozo” der.
Zozo, “Abi şimdi sarhoşsun, yarın ayıkınca anamı bellersin” dese de
fotoğraflar çekilir, Ajda Pekkan ile ünlü işadamı aynı karede görüntülenmiştir…

Rahmetli Demirkent’in direktifi yerine gelmiş, Ertuğrul Akbay bir kez daha atlatılmıştır.
Sıra, filmi İstanbul’a göndermeye gelmiştir. Karaçay aynı gece Schiphol Havalimanı’na gider ve zarfı kargoya verir.
Ertesi gün sabah otelde, İlhan Karaçay, Ajda ile TRT için çekim yaparken, işadamı da Karaçay’ın eşi Jeanne’ye Türkiye’deki mal varlıklarını anlatmaktadır..
Karaçay röportajı bitirip geri döndüğünde, işadamımızın yatırımlarının hikayesi Eskişehir’de devam ediyordu.

İşadamı, Karaçay’a, “Dün ne oldu Karaçay, fotoğraf çekildi mi?” diye sorar.
Karaçay, “Fotoğraf çekildi ve dün gece kargoya verildi, bugün gazeteye ulaşır.” deyince, işadamı hemen İstanbul’u arar. Yaveri Ali Üstün’e verdiği talimat aynen şöyledir: “Bugün gazeteleri dolaşın. Benim ile Ajda’yı görüntüleyen fotoğraflar gitmiş. Çaresine bakın!”
Rahmetli Nezih Demirkent, ertesi günün akşamı Hafta Sonu gazetesinin birinci sayfasını tamamen o fotoğraflarla doldurur. Manşet oldukça manidardır: .
“İlhan Karaçay, ünlü işadamı ve Ajda Pekkan’ı işte böyle görüntüledi.”
İşin ilginç yanı, o gazeteden ancak 100 adet basılmasıdır. Nezih bey, sırf iddia kazanmak için bunu yapar. Zaten gazetenin sahibi Erol Simavi bile işe müdahale etmek için baskı sırasında gazeteye gelir. Ama Demirkent baskıyı durdurmuştur bile.

Aynı akşam Anadolu’ya gazete götüren tüm kamyonlar durdurlur. Anadolu baskıları erken basıldığı için gazeteler erkenden yola çıkmıştır. Zira, o yıllarda gazetelerin dağıtım, nakil işleri de o ünlü işadamının firmaları tarafından yapılıyordu.

Eurovizyon sonrasında İstanbul’a giden İlhan Karaçay, foto muhabiri Zozo ile Hilton’da karşılaşır. Zozo, “Ooooo İlhan bey, hoş geldin. Hoş geldin ama, işadamı …. abi seni bekliyor. Çekmecesinde Haftasonu gazetelerinin hesabını soracak” diye devam eder.
Karaçay ünlü ve gizemli işadamı ile buluşur ama en medeni ölçüler içinde ağırlanır.

Son olarak; “Kimdi İlhan ağabey o ünlü işadamı?” diye soruyorum
Karaçay yine, “Yavuz!… Yavuz! ” diye adımı iki kez arka arkaya söylüyor.
Belli o ismi vermeyecek.

Benim, “Ama gazeteci olarak bulmam hiç de zor değil abi” sözüm üzerine İlhan Karaçay; ”Yavuz, bunları anlatırken amacım, birilerini deşifre etmek değil, paparazilik yapmak değil. Ben sana gazeteciliğin güzel ve hoş anlarını anlatıyorum” der.

Şimdi devir değişti. Karaçay’ın açıklamadığı o işadamının ismi, şimdilerde sosyal medyada dillendi bile. Internet sayfalarında, Ajda Pekkan ile ilişkisi olan o işadamının,  geçen yıl vefat etmeden önce Hürriyet grubunu satın alan, Beşiktaş’ın  ve Futbol Federasyonu’nun başkanlığını yapan Yıldırım Demirören’in babası Erdoğan Demirören olduğu ilan edildi bile. Bu nedenle, İlhan ağabeyin açıklamadığı ismi, benim burada açıklamamın ekstra bir zararı olmayacaktır.

Bakın, Ekşi Sözlük web sayfasında bu konuda hangi satırlar var:
“ Erdoğan Demirören. Bir dönemler Ajda Pekkan’la büyük bir aşk yaşadığı dedikoduları ile cemiyet dünyasını sarsan eski kurt, şimdi ise eşinin dizinin dibinden ayrılmayan süt dökmüş kedi misalidir, yaşlanıp, torun torba sahibi olduğundandır herhalde….”

Bu öyküde de Karaçay’ın nasıl bir gazeteci olduğu, o dönemlerde bir fotoğraf karesinin bile ne şartlar ve zorluklar içinde gönderildiğini düşünecek olursak, bugün dijital makineler, diz üstü bilgisayarlar, cep telefonları kameralar, internet ile anında haber, fotoğraf ve video görüntüleri dünyanın öbür ucuna ulaşmakta.
Yavuz Nufel

İlhan Karaçayı’ın, Akbay ile ilgili dip notu:

”Evet, işte bunlar gazeteciliğin  güzel anları.

Allah rahmet eylesin, mekanın cennet olsun sevgili Ertuğrul.”

*****

İlhan KARAÇAY yazdı:

De Telegraaf Gazetesi Genel Yayın Müdürü’nün popülizm sevdası

Büyükelçimizin nezaket ziyaretini istismar etti

Başlık: ‘Erdoğan’ı ziyaret mi? Ehh, hayır teşekkür.’

Hollanda’nın en büyük gazetesi De Telegraaf’ın Genel Yayın Yönetmeni Paul Jansen, 2 mart tarihli başyazısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştürme teklifini kabaca ret ettiğini iddia etti.
Yazmış olduğu bir yorumun ana konusundan çıkarak, hiç olmadık bir yerde, Lahey Büyükelçimiz ile görüşmesini anlatmaya başlayan ve Erdoğan ile görüşme teklifini ert edişini ballandıra balllandıra anlatan Paul Jansen, ABD Büyükelçiliğindeki yemekli toplantı yazısına, ”Erdoğan’ı ziyaret mi? Ehh, hayır teşekkürler’ başlığını atarak popülizm yaptı. Paul Jansen yazısında, kendisine nezaket ziyaretinde bulunan Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli’yi de tiye alan bir tavır takındı.

 

Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli  &  Başyazar Paul Jansen

Hollanda asıllı ABD Lahey Büyükelçisi Pete Hoekstra’nın davetine, birkaç başyazar ile birlikte katılan Paul Jansen, o toplantıda neler konuştuklarını dile getirirken, hiç olmadık bir yerde konuyu değiştirerek, Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli’nin kendisini ziyaretine değindi.

Paul Jansen’in kaleme aldığı başyazıyı, eski Başkonsoloslarımızdan Orhan Ertuğruloğlu’nun tercümesi ile sunuyorum:

Paul Jansen, yazısına şöyle başlamış:

”Geçtiğimiz salı günü (26 şubat), Amerika’nın Hollanda Büyükelçisi , Hollanda gazetelerinin baş editörleriyle bir yemek yedi. Yemek, Lahey’deki şık ikametgahta düzenlendi. Yüksek parmaklıkların ve korumaların uzağında, bizi çatırdayarak yanan ateşin ısıttığı sıcak bir ev ortamı bekliyordu. Duvarlarda Hollanda sanatından bir çok eser vardı.
Yemek akşamı misafir odasında samimi bir topluluk vardı. Büyükelçi ile altı baş redaktör arasında düşmanlıktan hiçbir eser yoktu. Hollanda kökenli, atmış yaşlarında cana yakın Hoekstra, bizimle her şeyi gayet samimi konuştu. “Off the record” bir görüşme olduğundan konuşulanları burada yazmıyorum. Amerikan Kongresinde uzun yıllar edindiği siyasi tecrübeyle büyükelçi şaşırtıcı derecede rahat konuşuyordu. Hollandalılar’a has dobralığını kaybetmediğinden, bu bazen diplomatik kadroda rahatsızlıklara yol açıyormuş.”

Başyazar Jansen yorumunda, ABD Büyükelçiliğinde konuşulan önemli konuları bir kenara atarak, sırf popülizm yapmak için şunları yazdı:

”Büyükelçilerle, siyaset adamlarıyla, önde gelen iş adamlarıyla görüşmek, baş editörün görevlerinin bir parçasıdır. Bu bazen zorluklara neden olur. Nitekim son olarak, otokratik siyaseti dolayısıyla gazetemizin sütunlarında düzenli olarak eleştirilen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın temsilcisi Türkiye Büyükelçisini kabul ettim. Bir süre sonra büyükelçi, Erdoğan ile beni görüştürebileceği anlamında bir şeyler söyledi. Ülkede o kadar gazeteci hapisteyken bu fikri pek beyenmediğimi ifade ettim. Büyükelçinin yüzü sfenks gibi oldu.”

BÜYÜKELÇİMİZ NE DEDİ:

Hollandalı yazarın, popülizm yapmak için yazdığı Erdoğan konusunu,
Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli’ye sordum.
Dişli bu konuda şunları söyledi: ”Siz de biliyorsunuz ki, burada göreve başladığım günden bugüne, Hollanda’daki etkili ve yetkili bir çok isimle diyalog içine girdim. Bunlardan birisini de De Telegraaf Genel Yayın Yönetmeni Paul Jansen bey ile yaptım. Paul Jansen bana, Türkiye’deki tutuklu gazetecilerden söz edince, kendisine şunları söyledim: ‘Bana yönelttiğiniz bu soruyu, isterseniz direkt olarak sayın Erdoğan’a sorabilirsiniz. Size bu imkânı hazırlayabilirim. İsterseniz üç beş meslektaşınız ile birlikte sizi Ankara’da misafir edebiliriz. Uçak biletleriniz ve oteliniz tarafımızdan ayarlanabilir. Böylece, merak ettiğiniz konuları sayın Erdoğan’ın ağzından direkt duyabilirsiniz’.
Paul Jansen bana sadece teşekkür etti. Yazdıklarını görünce ben de şaşırdım doğrusu.”

Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli, yapmış olduğu bir nezaket ziyaretinin istismar edilişine üzüldüğünü belirtti

ABD Büyükelçiliğindeki konuları aktarırken, hiç olmadık bir yerde, Türkiye Büyükelçisi ile görüşmesini ve Erdoğan konusunu araya sokarak gereksiz bir popülizm sevdası gösteren bu yazar için şimdi soruyorum:

Kendisine bir büyükelçi tarafından nezaket ziyareti yapılan bir Genel Yayın Müdürü, bu ziyaret sırasında iki ülkeyi yakından ilgilendirecek ve ilgi çekecek konuları kaale almayarak, sadece nazikçe yapılan bir daveti, hem de başlık olarak kullanırsa, bunda bir art niyet aranmaz mı?
Bu başyazar, bir büyükelçi ile konuşulan sosyal, ekonomik ve kültürel konuları es geçip, sadece Erdoğan odaklı popülizm yaparsa, bunda da bir art niyet aranmaz mı?

Bir başyazar, bir büyükelçi ile görüşmesini, başını ve sonunu belirtmeden, sadece bir konuya değinirse, iki ülke arasındaki dostluk yerine, düşmanlığı körüklemez mi?

Versin bakalım bu başyazar, bu soruların cevaplarını.
Yazık, hem de çok yazık…

*****

Tabiat’ı Koruma Kurumu ‘Doğa Abidesi’, Adnan Tekin’i , ‘Hollanda’nın En Yeşil Politikacısı’ seçti

Burada, ‘Şehir çocuğu’ olarak adlandırılan, Amsterdam ve Haarlem’i de içine alan, Kuzey Hollanda İl Genel Meclisi Üyesi Andan Tekin, Hollanda’da, ‘2018 yılının en yeşil (Çevreci) politikacısı’ olarak seçildi.

Adnan Tekin’in babası, 1966 yılında, Türkiye’nin kuzey doğusundaki Gürcistan sınırına yakın bir köyden, önce Almanya’ya, oradan Belçika’ya ve sonunda da Hollanda’ya gelmiş ve yerleşmiş. Annesinin de gelişinden sonra Amsterdam’ın Osdorp semtinde doğan Adnan Tekin, yüksek eğitimini tamamladıktan sonra, önce iş hayatına, sonra da siyasi hayata atılmış.
İşçi Partisi’nden aday olan Adnan Tekin, Amsterdam ve Haarlem’i de içine alan Kuzey Hollanda,  İl Genel Meclisi üyeliğine seçildi. Adnan Tekin’in portföyünde, Doğa, çevre temizliği, Schiphol Havalimanı, Rekreasyon, eğitim ve iş pazarı konuları var.

Her yıl, bir politikacıya başarılarından dolayı ödül veren Tabiat’ı Koruma Kurumu Doğa Abidesi, 2018 yılı için Adnan Tekin’i ‘En Yeşil Politikacı’ olarak ödüllendirdi.

Juri heyetinin başkanlığını yapan Marc van den Tweel, bir şehir çocuğunun, doğa ile bu kadar yakından ilgilenmesinin olağanüstü bir durum olduğunu belirterek, ”Tekin’in, bundan sonra da, doğaya olan aşkını sürdüreceğine inanıyoruz” dedi.

Adnan Tekin’in, ”Hollanda’nın En Yeşil Politikacısı” seçilişi, medyada çok geniş yer aldı.

*****

Veyis Güngör’den, yazarlara ders niteliğinde bir siyasi kimlik yorumu

Komünizm, Faşizm, Maoizim, Kemalizm’den sonra şimdi de Macronizm…

Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi’nin Başkanı Veyis Güngör hakkında pek çok övücü haber ve yorumlar yazmışımdır.
Avrupa ve haliyle Hollanda gündemini çok iyi takip eden Veyis Güngör’ün yazdığı makaleler, çeşitli yayın ıorganlarında yayınlanmaktadır.
Veyis Güngör son makalesinde öyle bir konuyu ele aldı ki, siyasi yazarlara ders olabilecek nitelikte…

Dünyada herkesin diline pelesenk olan Komünüzm, Faşizm, Maoizm, Kemalizm gibi sıyasi etiketlere, bir yenisini kazandıran Veyis Güngör’ün, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u kastederek yazdığı ‘Macronizm’ yazısını altta sunuyorum:

Macronizm ilkeleri mi, Avrupa Rönesansı mı?

Veyis GÜNGÖR

Mayıs ayında Avrupa Parlementosu seçimleri yapılacak.
Avrupa ülkelerinde seçim kampanyaları çoktan başladı.
Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Macron, görüşlerini içeren bir yazı kaleme aldı.
Yazı, 28 Avrupa Birliği ülkesinde 22 ayrı dilde yayınlandı.
Yazı beklenenden daha fazla yankı buldu.
Avrupa medyasında, Macron’un yazısından, “Avrupa hiç bir zaman, şu anda olduğu gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştı”cümlesi manşetlere taşındı.
Ayrıca, “Schengen Anlaşması en geniş anlamıyla yeniden gözden geçirilmelidir” ifadesi de, alt başlık olarak kullanıldı.
Cumhurbaşkanı Macron seçimlerde AB vatandaşlarını, nasyonal popülistler hakkında uyanık olmaları uyarısının da altı çizildi.

Avrupa liderlerinin gündeminde olan bir çok konuyu 22 dilde yayınlayan Macron’un, bazı uzmanlara göre, bu konuları dile getirmesi, Avrupa için tehlike çanlarının çalması anlamına geliyor. Macron’un yazısı, Avrupa için adeta bir alarmdı.

Macron’un yazısı ile ilgili yapılan açıklamalara geçmeden önce, dile getirdiği Avrupa meselelerine kısaca bir göz atalım.
Öne çıkan konular sırasıyla alttakilerden oluşuyor:

  • Avrupa Birliği, demokrasilerin korumasını sağlar.
  • Avrupa dışından yardım alan siyasi partilerin yardım alışı durdurulmalıdır.
  • Schengen Anlaşması derin bir şekilde gözden geçirilmeli, sınır kontrolleri yükseltilmeli ve mülteciler politikasında dayanışma sağlanmalı.
  • Yeni bir ‘ Avrupa Savunma ve Güvenlik Anlaşması’ yapılmalıdır.
  • Çalışanlar için sosyal güvenlik ağı, ülkelerin durumuna göre, Avrupa asgari ücret tespiti yapılmalıdır.
  • Ekolojik değişimi sağlamak için, ‘Avrupa İklim Bankası’ oluşturulmalıdır.
  • Gıda güvenliğinin güçlendirilmesi için, ‘Avrupa Sağlık Yetki Ajansı’ kurulmalıdır.

Macron, bu meselelerin, hatta tabu olmadan her meselenin konuşulması için, en kısa zamanda bir de ‘Avrupa Konferansı’ teklifinde bulunuyor.

Avrupa medyasında Macron’un bu çıkışı “Macronizm İlkeleri” olarak tanımlandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Macron’un bu çıkışının, seçimler öncesi özellikle Avrupa dışından gelecek yanlış haberler için önemli bir uyarı olduğunu belirtiyor. Tusk, “Avrupa Birliği’ne inanan herkesi birlikte çalışmaya davet ediyorum. Hiç kimse Avrupa Birliği düşmanlığı yapanlardan yardım alan siyasi partilere kayıtsız kalmasın” diyor.

Avrupa Komisyonu ise, ”Macron’un tekliflerinin bazıları zaten gündemdeydi” açıklamasını yaptı.
Buna rağmen Komisyon, bu ilkeleri “Avrupa Rönasansı” olarak görüyor ve Fransa ile birlikte bu doğrultuda çalışacaklarını belirtiyor.

Macron’un yazısı üzerine, Almanya da açıklama yapmakta geç kalmadı. Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Olaf Scholz, ”Avrupa ortak çalışmasında Berlin ile Paris aynı düşünür, ayrıcalık yoktur” ifadesini kullandı.

Belçika, İspanya ve Finlandiya Başbakanları da, Macron’un arkasında olduklarını belirttiler.

Evet, Avrupa’da gündem oluşturan Macron’un yazısı ve ilkeleri, bize Avrupa’nın dış tehlikeyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Bazı siyasi partilere Avrupa dışından yardımlar geliyor. Bunlar muhtemelen popülist ve ırkçı partiler. Avrupa savunma ve güvenlik sorunuyla karşı karşıyadır. Sınır kontrollerinde sorunlar yaşanıyor. Mülteciler ve sığınmacılar meselesinde de sorunlar yaşanıyor. İklim ve gıda alanında yapılacak çok iş var. Velhasıl Avrupa’da tehlike çanları çalıyor.

*****

‘ÖRNEK KIDEMLİ VATANDAŞ’ LATİF TUNA’NIN ÇAĞRISI:

BÜYÜK BİR HOLLANDACA-TÜRKÇE SÖZLÜĞE İHTİYAÇ VAR !

Hollanda’ya ilk gelen Türkler’den Latif Tuna, kendisi ile görüşemediğimiz çok uzun yıllardan sonra, bana uzun bir mesaj gönderdi.

Hollanda’daki başarılı çalışmaları nedeniyle, TÜRYAK tarafından, ‘Örnek Kıdemli Vatandaş’  olarak ödüllendirilen Latif Tuna, büyük bir Hollandaca-Türkçe sözlük yapılması için çağrıda bulundu.

  

1974 yılında Hollanda’ya gelen, Türkiye’deki üniversite eğitimini bu ülkede tamamlayan Latif Tuna, 1977 yılında öğretmenliğe başladı. Twente bölgesindeki çeşitli okullara bisikleti ile ulaşım sağlayan Tuna, Türk çocuklarına yıllarca ders verdi.

Latif Tuna, bana yazdığı mesajında, bir yıl önce yayınlamış olduğum bir haberi işaret ederek, ‘Şimdilerde Mersin’de diş labaratuvarı işleten Cırık kardeşler, Hengelo kentinde benim öğrencilerimdi’ diyerek, anıların tazelenmesine memnun olduğunu belirtti.

TÜRYAK tarafından her yıl verilen ‘Örnek Kıdemli Vatandaş’ ödülleri, geçen yıl İstanbul maslak Hiton Oteli’nde, yurt içinden ve dışından, Latif Tuna ile birlikte 32 kişiye verildi

 

Hollanda’da yaptığı başarılı çalışmaları nedeniyle göze çarpan Latif Tuna, Türkiye Yaşlılık Konseyi TÜRYAK tarafından , ‘Örnek Kıdemli Vatandaş’ ödülüne layık görüldü.
‘2018 Örnek Kıdemli Vatandaş’  ödülünü alanlar arasında,  2015 Nobel Kimya Ödüllü Bilim Adamı Prof. Dr. Aziz Sancar, Türkiye’nin ilk Halkla İlişkiler Uzmanı Betül Mardin, TRT Yapımcı ve Sunucusu Bülend Özveren ve Kalp Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Bingür Sönmez de vardı.

Latif Tuna, Hollanda’da büyük çapta bir Hollandaca-Türkçe sözlüğün olmamasından yakınıyor.
Her ne kadar Mehmet Kiriş’in, 1070 sayfalık Türkçe-Hollandaca, 1135 sayfalık Hollandaca-Türkçe ve 1214 sayfalık ikisi bir arada sözlükleri varsa da, Latif Tuna bunların yetersiz olduğunu belirtiyor ve şunları yazıyor:

”Benim evime Hollandaca öğremeye başladığım yıldan bu yana, hergün Hollandaca gazete giriyor. Fotoğraf merakım var, fotoğrafcılık dergileri giriyor. Türkler’i, Türkiye’yi ve islamı ilgilendiren konularda  sözlük kullanmadan okuyabilme düzeyine bir türlü ulaşamadım.

Okurken mutlaka yanıbaşımda sözlük olmalı. Teknik kelimeler, meslek/bilim dili (vak jargon), metaforik ifadeler, farklı anlam alanlar (context) baş rolü oynadıklarında, Hollanda’nın  Van Dale sözlüğü büyüklüğünde bir sözlük mutlaka gerektiriyor.
Ne yazik ki Van Dale büyüklüğünde geniş kapsamlı bir Hollandaca- Türkçe  ve Türkçe-Hollandaca bir  sözlük yoktur.  Böyle bir sözlüğün eksikliğini çekiyoruz. Hollandaca- Kürtçe, Hollandaca- Arapça, Hollandaca- Süryanice büyük sözlükler vardır. Niye geniş kapsamlı, Van Dale ayarında Hollandaca-Türkçe ve Türkçe- Hollandaca büyük sözlükler yoktur?
Bu sorunun cevabını bulmak mümkün değildir?

Nijmegen’de yaşayan ve Etnicom Yayınevi’nin  yayınladığı sözlüklerin sahibi Mehmet Kiriş bey, şimdiye kadar degisik büyüklüklerde ve aynı zamanda değişik alanlarda sözlükler yayınladı. Bunları kullandık ve faydalandık. Kendisine birkaç kere, neden Van Dale ayarında büyük Türkçe-Hollandaca ve Hollandaca-Türkçe sözlüğü yayınlamadığını sordum. Kiriş, böyle büyük bir sözülüğü çoktan hazırladığını, ancak, yayınlamak için yeterli parasal kaynağı bulmakta zorluk çektiğini ve yayınlanması halinde, yeterli alıcı sayısı bulamayacağından koktuğunu söylüyor.

Size bu mektubu yazış nedenim, böyle bir sözlüğün yayınlanabilmesi için, Hollanda’daki Türk kuruluşlarının sponsorluk konusunda uyarılmasıdır.”

Latif Tuna’nın yazdıkları böyleydi.
Bundan sonrası, yayıncı Mehmet Kiriş ve Türk kuruluşlarına kalıyor.

*****

İcon Kokteyl Bar ve Mado Utrecht’te kapılarını açıyor

Pazarlama, Turizm, İnşaat gibi birçok alanda hizmet veren Simtronic/Orka, Abanoğlu Group ortaklığı ile Hollanda’da Gastronomiye de giriş yapmaya hazırlanıyor. Den Bosch kentinde düzenlenen toplantıda, ICON-MADO hakkında bilgiler verildi.

Utrecht Centrum’da (Hoog Catharijne) açılacak olan restoranla ilgili bilgi verilen toplantıya Simtronic/Orka yöneticileri Ertan ve Aykut Torunoğulları, Abanoğlu Group Yöneticisi Hakan Aydın, Hıdır Sarıboğa, Destina Gök, Tuğçe Daşkın ile Edelstaal temsilcileri katıldı.

Edelstaal Grup Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ertan Torunoğulları, “Nasip olursa Hollanda Utrecht’te restoran açmaya hazırlanıyoruz. 650 metrekare alan üzerinde inşa edilecek olan bu restoranın yarısı İCON yarısı MADO olacak. Yemeğinizi yedikten sonra eğlenebileceğiniz oturup sohbet edebileceğiniz bir dizayn halinde olacak. Nisan ayının ilk haftası gibi açılışımızı planlıyoruz. İnşallah benzer konseptle başka şehirlerde de şubeler açmayı planlıyoruz. Özel günler iş yemekleri yaş günleri gibi organizasyonlara özellikle önem vereceğiz. Siz değerli temsilci arkadaşlarımızdan ricamız, restoranımızın tanıtımı noktasında bize daha fazla yardımcı olursanız çok memnun oluruz.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Öte yandan Abanoglu Group Yöneticisi Hakan Aydın şu açıklamalarda bulundu: “Torunoğulları ailesiyle farklı ve güzel bir projeye imza atıyoruz. Utrecht kentinde Nisan ayında açmayı planladığımız ve enfes lezzetlerin sunulacağı bu konseptimizde Türk mutfağının yanı sıra Akdeniz mutfağı ile müşterilerimize ve konuklarımıza uzman ve deneyimli ekibimizle kaliteli hizmet sunmak istiyoruz. Hollanda’da en az 10 şube ile hizmet vermeyi düşünüyoruz.  Hollanda’nın yanı sıra daha sonraki süreç içersinde ise diğer Batı Avrupa ülkelerinde de yeni şubeler açmayı hedefliyoruz.”

 

*****

ERSOY SOYDAN ARAŞTIRDI VE YAZDI

Geçmişten Geleceğe Televizyon Yayıncılığı

Avrupa Ülkelerinde Yapılan Türkçe Televizyon Yayınlarının Dünü ve Bugünü Üzerine Bir İnceleme

Araştırmacı yazar Erol Soydan, Avrupa ülkelerinde yayınlanan Türkçe televizyonlar hakkında 25 sayfalık bir kitapçık yayınladı.
Google’da, ”Geçmişten Geleceğe Televizyon Yayınlcılığı” diye yazdığınız zaman bulabileceğiniz bu kitapçıkta, Hollanda’daki yayınlara da yer verilmiş.
Ben size, bu kitapçıktaki Hollanda bölümünü aktaracağım.
Aşağıdaki giriş yazısından sonra Hollanda bölümünü bulacaksınız.
Fotoğraf: 1975 yılında başlayan Türkçe ve Arapça Pasaport adlı programları yapan ekip.

Bu çalışmada, Avrupa merkezli olarak yapılan Türkçe televizyon yayınlarının dünü ve bugünü incelenmiştir. Bu çalışma sekiz farklı Avrupa ülkesinde yapılan Türkçe televizyon yayınlarıyla sınırlıdır, Balkan ülkeleri ise kapsam dışı tutulmuştur. Avrupa merkezli Türkçe televizyon yayıncılığı deneyimleri Türk nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı Almanya’da yoğunlaşmıştır. Almanya’yı Hollanda, Fransa ve Belçika izlemektedir.

2018 yılının Aralık ayı itibarıyla Avrupa merkezli olarak geleneksel yolla ya da internet üzerinden Türkçe yayın yapan televizyonların sayısı on dörttür, bunlardan yalnızca beşi kablo ya da uydudan izlenebilmektedir. Son yıllarda Avrupa’da kurulan Türk televizyonları, yayınlarını daha az maliyetli bir mecra olan internet üzerinden yürütmektedir. Son iki yıl içinde kurulan ve Türkçe yayın yapan televizyonların ise internet televizyonundan çok, daha kullanışlı ve fonksiyonel olan IPTV’yi tercih ettikleri görülmektedir.

Bu çalışmada verilerin toplanması için öncelikle literatür taraması yapılarak ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. İkinci olarak da henüz literatüre girmemiş Türkçe televizyon yayıncılarıyla önceden hazırlanmış yarı yapılandırılmış

Hollanda’da Türkçe Televizyon Yayıncılığı

Avrupa ülkelerinde Türkçe televizyon yayınlarının başladığı ikinci ülke ise Hollanda olmuştur. Hollanda’da Türkçe televizyon yayınları 1975 yılında İlhan Karaçay’ın, kamu yayın kurumu NOS’ta yaptığı Paspoort adlı programla başlamıştır. 1975 yılında NOS’ta 5 dakika olarak başlayan Paspoort programı, daha sonra 10 ve son olarak 30 dakikaya çıkarılmış ve 1980’li yılların ikinci yarısında da kaldırılmıştır.

Hollanda’da 1975 yılında başlayan Pasaport adlı Türkçe ve Arapça programları hazırlayan ve sunan ekip

Hollanda’nın ilk özel Türk televizyonu olan Amsterdam Türk Televizyonu 1992 yılında yayına başlamıştır ve 2008 yılında da ekonomik nedenlerle kapanmıştır.

Daha sonraki yıllarda MTNLTTADemet TVFeza TV gibi kanallarda Türkçe televizyon yayınları yapılmıştır. Bu yayınların çoğu devlet tarafından desteklenen ve kiralanan frekanslar üzerinden yapılan bir saatlik yayınlardı. Demet TV’nin kablolu yayında haftalık bir saatlik Türkçe yayınları günümüzde de sürmektedir Demet TV, 2001 yılında Hollanda’nın Lahey kentinde Ali Rıza Başaran tarafından kurulmuştur. Sekiz kişilik bir ekiple yayınlarını sürdüren Demet TV, Türkçe ve Hollandaca dillerinde yayın yapmaktadır. Yayın süresi bir saattir, ancak tekrarlarla birlikte bu süre beş saati bulmaktadır.

1999 yılında Rotterdam’da Özcan Özbay tarafından kurulan Radyo Deniz ise, dünyanın ilk Türkçe internet radyosu olduğu gibi, aynı zamanda ilk Türkçe internet televizyonudur ve Deniz TV olarak yayınlarını yirmi yıldır sürdürmektedir. Günümüzde DRT’in ekibi 13 kişiden oluşmaktadır. Radyo Deniz ve Deniz TV, DRT Media olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Deniz TV’de günde en azından bir canlı program yayını gerçekleşmektedir, diğer saatlerde müzik ya da film yayını yapılmaktadır. Deniz TV’de Arapça ve Hollandaca programlara da yer verilmektedir.

*****

‘Osmanlı İmparatorluğu AB’nin öncüsü’

Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu Basın Sözcüsü Rinaldo Marmara, Türkiye’nin çok kültürlülüğün merkezi olduğunu ve bu anlamda da Avrupa Birliği’nin  öncüsü olduğunu söyledi

Hollanda’da yayın yapan Gazetecinl’den aldığımız bir habere göre, Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu Basın Sözcüsü Rinaldo Marmara, Türkiye’nin çok kültürlülüğün merkezi olduğunu ve bu anlamda da Avrupa Birliği’nin (AB) öncüsü olduğunu söyledi.

Çok kültürlülüğün Bizans döneminde başladığını, İstanbul’un Osmanlı tarafından fethedilmesinden sonra da sürdüğünü belirten Marmara, “Bence Osmanlı İmparatorluğu AB’nin öncüsüdür.” dedi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda farklı milletlerin bir arada yaşadığını, kendi kültürlerini, hatta hukuklarını koruduklarını anlatan Marmara, “Memleket içinde özerk olarak yaşıyorlardı. Bu da AB’nin bugün yapmak istediğidir ve çok kültürlülüğün neticesidir.”diye konuştu.

Bugün de Türkiye’nin milyonlarca mülteciye kucak açtığını belirten Marmara, “Türkiye’de 3,5 milyondan fazla Suriyeli var. Diğer Avrupa ülkeleri bir, iki bin mülteci gelince duvarlar örüyor, Türkiye milyonları kabul ediyor. Demek ki gelenekleriyle Osmanlı İmparatorluğu bugün de devam ediyor.” değerlendirmesini yaptı.

AB’ye de seslenen Marmara, “Ders vermek gibi olmasın ama Osmanlı İmparatorluğu’nu yani Türkiye’yi örnek almaları gerekiyor.”diye konuştu.

“Avrupa’yı Mardinleştirelim”

Mardin’deki Kırklar Kilisesi’nin Başpapazı Gabriel Akyüz de 34 yıldır yaşadığı kentin dinlerin, dillerin ve kültürlerin buluşma noktası olduğunu söyledi.

“Biz Mardin’de yaşamaktan çok mutluyuz.” ifadesini kullanan Akyüz, “Ortak bir yaşam sürdürüyoruz. Kilisemizin kapısı her gün akşama kadar açık, yüzlerce insanı ağırlıyoruz. Şaşırıyorlar. Geri döndüklerinde de Türkiye’yi de Mardinleştirelim diyorlar. Bu, tarihe geçmiş bir cümle. Bunun yaygınlaştırılmasını istiyoruz. Biz buraya şu mesajı vermeye geldik; Avrupa’yı da Mardinleştirelim.” dedi.

Kurtuba Vakfı Yöneticisi Enes el-Tikriti de dünyanın gidişatı içinde “birlikte yaşama”nın çok önemli bir mesele haline geldiğini vurgulayarak, “Birlikte yaşama sadece birbirimizin varlığına tahammül etme değildir, aynı zamanda dünyanın son derece kutuplaştığı ve bölündüğü bir zamanda ortak bir şey inşa etmektir.” diye konuştu.

Çok kültürlülük paneline Türkiye’den konuklar çağırma fikrini de açıklayan Tikriti, “Bu konuyu sadece teorik ve kavramsal bir perspektiften değil, pratik bir perspektiften ele almak istediklerini” söyledi.

UID Başkanı Bülent Bilgi de düzenledikleri panelin amacını “birlikte yaşama kültürünün ne kadar önemli olduğunu” göstermek olarak ifade etti.

Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu’ndan itibaren bunu gerçekleştirdiğine dikkati çeken Bilgi, farklı kültürlerin temsilcilerini bir araya getiren paneller gibi etkinlikleri bütün dünyada yapmayı planladıklarını dile getirdi.

Londra’daki panele, Türkiye Yahudi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh ile eski AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Muhammed Akar da katıldı.

*****

Gazeteci nl’nin yan kuruluşu olan Turkse Media’nın Hollandaca’ya tercüme ettiği haber şöyle:

Katholieken: Europa moet Turkije en Ottomanen als voorbeeld nemen

Turkije is een centrum voor multiculturalisme en loopt op dat gebied voor op de Europese Unie, zei een vertegenwoordiger van de kloostergemeenschap in Turkije.

“Ik stel voor [Europese landen] om het voorbeeld van de Ottomanen en Turkije te volgen als het gaat om multiculturalisme”,sprak Rinaldo Marmara, woordvoerder van de Katholieke Episcopale Kerk in Istanbul, tijdens een panel in Londen.

Marmara onderstreepte dat er een concept van multiculturalisme in Turkije heerste tijdens het Byzantijnse tijdperk en in het Ottomaanse Rijk na de verovering van Istanbul. Hij merkte op dat volkeren uit verschillende landen binnen de grenzen van het Ottomaanse Rijk leefden als gemeenschappen.

Marmara: “Als we bijvoorbeeld de Italianen nemen: ze hadden hun eigen scholen, theaters, bioscopen, privé-huizen, verzorgingshuizen voor ouderen en ze hadden zelfs hun eigen rechtbanken.”

“Ze leefden autonoom in het land. Dit was het model van de Europese Unie en resultaat van [het Ottomaanse] multiculturalisme en gastvrijheid”, benadrukte de katholieke vertegenwoordiger. “Zo was het in de oudheid tijdens het Ottomaanse tijdperk en het is nu hetzelfde in Turkije.”

Gabriel Akyuz, priester van de Forty Martyrs Kerk in de zuidoostelijke Turkse stad Mardin, zei dat de wereld hun stad als voorbeeld zou moeten nemen, ook wijzend naar de multiculturalisme in zijn stad. Hij woont al 34 jaar in Mardin. “De stad wordt door velen wordt aangeduid als een plaats waar religies, talen en culturen elkaar ontmoeten.”

“Het is inderdaad zo, we zijn heel blij om daar te wonen”, herhaalde de priester. “De deuren van onze kerk zijn de hele dag open en we ontvangen er elke dag honderden gasten.”

De priester liet ook weten dat ze vaak horen dat mensen die Mardin bezoeken, praten over wat ze zien in de stad en dit ook door het hele land verspreiden. “Laten we van Europa een plaats maken als Mardin,” zei Akyuz, eraan toevoegend dat hij naar Londen kwam “om die boodschap te geven”.

Anas Altikriti, bestuursvoorzitter van de Cordoba Foundation, zei dat de kwestie van vreedzame coëxistentie een zeer belangrijke thema is geworden. “Coëxistentie tolereert niet alleen elkaars bestaan, maar ook om iets te creëren, iets te bouwen in een tijd dat de wereld extreem verdeeld en gepolariseerd is,” vertelde Altikriti in een exclusief interview.

Als medepresentator van het panel zei Altikriti dat het evenement deelnemers uit Turkije bijeenbracht omdat de kwestie “niet alleen vanuit een theoretisch of conceptueel perspectief, maar ook vanuit een praktisch perspectief” moet worden onderzocht.“We hebben succesverhalen die we moeten vertellen.”

President van de Unie van Internationale Democraten, Bulent Bilgi, zei dat het evenement gericht was op het benadrukken van het belang van de cultuur van coëxistentie. “We komen uit een traditie die in het verleden heeft bewezen hoe het naast elkaar bestaan ​​en de cultuur van coëxistentie bestond en hoe verschillende culturen en religies harmonieus samenleefden”, verklaarde Bilgi.

Het panel in de Londense P21 Gallery zag ook Ishak Ibrahimzadeh, president van de Joodse Gemeenschap van Turkije en Muhammed Akar, voormalig provinciaal voorzitter van de Turkse regeringspartij in Diyarbakir.

*****

Avrupa 10’uncu Şiir Yarışması için son başvuru günü 31 mart…

 

Platform ve Kadın Dergileri’nin ortaklaşa organize ettikleri, ‘Avrupa Şiir Yarışması’nın 10’uncusu için kayıtlar başladı. Geleneksel olarak her yıl düzenlenen yarışmaya, Türkiye dışında ikamet eden şair şiirseverler katılabiliyor. Yarışmaya katılmak isteyenler, 31 Mart’a  kadar şiirlerini gönderebilirler.

Platform ve Kadın Dergileri’nin Genel yayın Yönetmeni Ebubekir Turgut, Avrupa Şiir Yarışması’nın artık geleneksel olarak her yıl düzenlendiğini, bu sayede özellikle gençlere şiiri sevdirmeyi, genç şairlere destek olmayı istediklerini, asıl amacın ise Türkçe’yi yaşatmak olduğunu söyledi.

Önemli bir misyon üstlendiklerinin altını çizen Turgut, ”Bir dergi kendi imkanlarıyla Avrupa çapında her yıl şiir yarışması düzenliyor ve sonra bunları gelecek nesillere kazandırmak üzere kitaplaştırıyor.” dedi.

Türkiye’den de yoğun katılım talebi olduğunu dile getiren Turgut, bu konuda bazı yanlış anlaşılmalar olduğunu belirterek sözlerine şu şekilde devam etti; ”Türkiye’den yarışmaya katılmak isteyen çok sayıda şair var. Yarışmayı düzenlememizdeki asıl amaç; Avrupa’da Türkçe’yi yaşatmaktır. Bu amaç ışığında bakılırsa, Türkiye’den şair kabul etmemiz hem anlamsız olur hem de haksız bir rekabet ortamı yaşanmış olur. Dolayısıyla, Türkiye’den katılmak isteyen şairlerin bizi anlayışla karşılamalarını umuyoruz.”

Yarışmanın sonuçları Platform ve Kadın Dergisi’nin  Mayıs  sayısında ilan edilecek. İmkân olursa bir şiir programı organize edilecek ve derece alanlara bu programda ödülleri verilecek.

Şiirlerin gönderileceği adresler :
E Posta: siiryarismasi@platformdergisi.com
Posta adresi:
Postbus 90460
1006 BL Amsterdam
HOLLANDA

*****

Hollanda Fahri Başkonsolosumuz Joost Peters öldü

İlhan KARAÇAY yazdı:

 

2008 yılından bu yana, Türkiye’nin Leiden Fahri Başkonsolosluğunu yapan Joost Peters, geçtiğimiz hafta hayata gözlerini yumdu.

Hollanda’nın dev kuruluşlarından Achmea Holding’in, Yönetim Kurulu’na Badanışmanlık yapan Joost Peters,  11 yıl önce Tükiye’nin Fahri Başkonsolosu olmuştu. Hizmet alanı Leiden, Utrecht, Amersfoort, Alkmaar, Hoorn ve Den Helder  olan Joost Peters, kendisine verilen bu görevden çok memnundu.

Dünyaca ünlü Eureko’nun şemsiyesi altında faaliyet gösteren Achmea; Rabobank, İnterpolis, Zileveren Kruis, Groeneland, PWZ, OZF, FBTO gibi kuruluşları yönetiyor. Hollanda’da her yıl yapılan değerlendirmelerde, Rabobank ve Devlet Karayolları işletmelerinin ardından en iyi üçüncü işveren seçilen Achmea’nın bu başarısında, Başdanışman Joost Peters’in rolü çok büyüktü.

Leiden şehrindeki Kort Rapenburg 1-3 adresinde tarihi bir binayı kiralayarak, Türkiye Fahri Bakonsolosluğu’na tahsis eden Achmea, Joost Peters’in bu konudaki en büyük destekçisi olmuştu.
Joost Peters’in ölümü ile ilgili olarak bir açıklama yapan Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli,
“ Fahri Konsolosumuz Joost Peters’i vakitsiz kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Sayın Peters çok beyefendi, geniş çevresi olan, çalışkan ve Türkiye-Hollanda arasındaki ticari ve kültürel ilişkilere büyük katkısı olan bir önemli bir şahıstı. Kendisini özleyeceğiz. Kederli ailesine baş sağlığı diliyoruz. Cenaza törenine bizzat katılıp kendisine son görevimizi yerine getireceğim” dedi.

Joost Peters’i en son, ocak ayı başında Utrecht’teki Turizm Fuarı’nda gördüm. Daha önce kanser hastalığını yenmiş olduğunu öğrendiğim Peters çok sağlıklı görünüyordu. Ama ne yazık ki aradan iki ay geçtikten sonra, beklenmeyen ölüm haberi geldi.

 

Leiden şehrindeki Fahri Başkonsolosluğun açılışı sırasında birlikte olduğum Joost Peters,

yeni yaptırdığı ve gururla taşıdığı Fahri Başkonsolosluk tabelasını dış duvara asarken şöyle konuşmuştu: “Bu tabela benim için en büyük gurur kaynağıdır. Hollanda ile Türkiye arasında bir köprü görevi yapmaya çalışacağım. İki ülke insanlarının sorunlarının çözme amacının yanı sıra, ekonomik alanlarda işbirliğini de üstleneceğim.Hollanda ile Türkiye’nin  karşılıklı yatırımları iyi koordine edilirse,Türkiye ile Hollanda arasındaki ekonomik işbirliğinin artarak sürmesi de kesinleşir. Türkiye Hollanda için çok önemlidir. Çünkü pozitif ve dinamik bir ekonomik yapısı var.Türkiye’nin önünde uzun bir yol var. Türkiye’nin gelişeceğini ve daha da modernleşeceğini düşünüyorum. Ümit ederim ki, bu bağlamda Fahri Konsolosluğun açılmasından sonra Hollanda ile Türkiye arasındaki ilişkiler daha iyi gelişir. Hollanda’dan Türkiye’ye giden turist sayısının her yıl artış göstermesinin nedenini araşırdığınız zaman, Hollandalı turistlerin Türkiye’de gördükleri hizmetten memnun kaldıkları anlaşılr.”

Çalışmaları arasında, Hollanda’daki Türk gençlerine staj yeri sağlamak olduğunu belirtmiş olan ve bunu hayata geçiren  Peters, Hollanda’dan Türkiye’ye de stajyerler göndermeyi başarmıştı. Özellikle Türkiye’deki modern hastanelere stajyer doktor gönderilmesinin yolunu açan Peters,  kendi bünyelerinde olan sağlık sigortalarının da, Türkiye’de Agis gibi hizmet vermeleri için çalışmalar yaptı.

Joost Peters, Türkiye Hollanda arasındaki ticari, ekonomik ve kültürel ilişkileri teşvik etmek için  ‘Ringa balığı partisi’ gibi çeşitli etkinlikler düzenliyordu.

ANKARA ‘UTRECHT’ DEMİŞTİ
Joost Peters’e, Hollanda’da Fahri Başkonsolosluk verilmesi için ön çalışmalar yapılırken,  Dışişleri Bakanlığımız Utrecht şehri üzerinde karar kılmıştı. Joost Peters ise, çalışma ve ikamet bölgesi olan Leiden şehrinde ısrar ediyordu.
Kendisiyle daha önceden tanıştığım Joost Peters bu durumu bana anlatınca, kopmak üzere olan bu ilişkiyi düzeltmek amacıyla Lahey Büyükelçimize bir mektup yazdım ve Leiden şehrinin, Türkiye-Hollanda ilişkilerinde önemli bir yerinin olduğunu ve Joost Peters gibi önemli bir şahsiyetin, Leiden’de daha başarılı olacağını belirttim.
Yazdığım o mektup, Ankara’nın Utrecht dayatmasndan vazgeçmesini sağlamıştı.
Altta, sözü edilen mektup görülüyor.

FAHRİ BAŞKONSOLOSLUKLARIN ÖNEMİ
Uluslararası ilişkilerin ve diplomasinin önemli bir unsuru olan fahri konsolosluğun, dış ekonomik ilişkiler açısından da önem kazanması, iş dünyasının dikkatini çekiyor. Yurtdışında Türkiye’yi temsil eden fahri konsolos sayısı 170’e ulaşıyor. Türkiye’nin en çok ABD, Brezilya, Fransa ve Almanya’da fahri konsolosu bulunuyor.
Birçok ülke büyükelçilik ya da konsolosluk açamadığı ülkelerde fahri konsoloslar aracılığıyla ilişkilerini geliştirirken, aralarında Kanada’nın da bulunduğu ülkeler de, var olan elçiliklerini ve konsolosluklarını kaldırıp, bu görevi fahri konsoloslara devretmeye başladı. Bunda da, ekonomik nedenler ve konsolosların her 4 yılda bir değişmesi yüzünden adaptasyon sorunu yaşamaları etkili oldu. Fahri konsolos, genellikle o ülkenin vatandaşı olduğu ya da orada ikamet ettiği için tercih ediliyor. Avrupa Birliği’nde de, ülkelerdeki tüm büyükelçilikleri kapatıp, yerine yalnızca bir ‘Avrupa Birliği Büyükelçisi’ ya da fahri konsoloslara devretmek için çalışmalar yapılıyor.

İRTİBAT İÇİN

Joost Peters 16 Mart cumartesi günü, Noordwijk şehrindeki Oude Jeroenskerk Kilisesinde düzenlenecek cenaze töreninin ardından, Voorhout’ta aile ve yakın dostlarının katılımıyla toprağa verilecek.

Türkiye’nin Leiden Fahri Başkonsolosluğu’nun adresi:

Kort Rapenburg 1-3

Telefon:071-55 56 556

Faks: 071-512 33 55
E-Mail: info@hcgturkije.nl

 

Fahri Başkonsolosumuzun cenaze töreninde devletimiz tam takımdı…

Dünyaca ünlü Achmea Holding’in üst düzey yöneticileri de törendeydi

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Joost Peters’in Kilise’de yapılan cenaze törenine, Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli de katıldı

Hollanda’da ölüm haberi büyük üzüntü yaratan, Leiden Fahri Başkonsolosumuz Joost Peters’in cenaze töreni muhteşemdi.
Hollanda’daki devlet temsilcilerimizin tam takım hazır bulundukları cenaze töreni 3 aşamalı yapıldı.

Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli, Rotterdam Başkonsolosumuz  Aytaç Yılmaz, Amsterdam Başkonsolosumuz Engin Arıkan ve Deventer Başkonsolosumuz Tuna Yücel Modrak hazır bulundular.

Dünyaca ünlü Achmea Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Willem van Duin, Achmea Yönetim Bürosu Direktörü Lucian Gerritsen, Achmea Eski Yönetim Kurulu Başkanı Paul Overmars, Achmea’ya bağlı olan Türkiye’deki Eureka Sigortası Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı Caspar van Haaften ve Alkmaar Belediye Başkanı Piet Bruinoogen da törene katılanlar arasındaydı.

Cenaze töreninin ilk aşaması, Noordwijk kasabasındaki Oude Jeroenskerk Kilisesi’de yapıldı.
Joost Peters’in tüm aile fertlerinin ve Achmea’daki yöneticilerin yaptıkları konuşmalar 2 saat sürdü. Özellikle torunların yaptıkları konuşmalar ve sundukları şiirler, dökülen göz yaşlarını sele çevirdi.

  

Joost Peters’in tabutu, sadece aile fertleri tarafından, ikamet ettiği Voorhout köyündeki mezarlığa götürüldü. Yaşamı boyunca çiçeklere çok önem veren Josst Peters, cenazesine çiçek getirilmemesi için vasiyetine not düşmüştü.

 

Noordwijk’in dünyaca ünlü oteli  Grand Hotel Huis ter Duin’daki resepsiyona katılım da hayli yüksekti. Giriş ve çıkışta izdıham yaşanan resepsiyonda, Joost Peters’in anıları canlandırıldı.

(Nisan Bülteni’nde, Fahri Başkonsolosumuz Joost Peters’in yaptığı başarılı çalışmalar ve diğer anılar  bol fotoğraflı olarak yer alacak.)

 

*****

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir